Bayramınız mübarek olsun. Allah bizi takva ehli müminlerden eylesin. Bizi ve neslimizi namaz kılanlardan kılsın. Ömür tamam olmadan nefsimizi kurban edip ilahi huzura ermenin bayramını nasip etsin. Maddi manevi rızık, bereket ve afiyet ihsan etsin.
Kulluk; kalp ile nefsi, niyet ile işi, ben ile ötekini aynı çizgide tutmaya çalışmaktır.
Kemâlât da, sabır da, takva da hep bu birleme gayretinden doğar.
Bir Müslümana meşguliyetin neden şart ve şifa olduğunu, İslam'da bir bağlantı gerekmeksizin her işin tüm nasiplerle ilişki kurabiliyor oluşuyla anladım. Aslında, yaratılmış her şeyin arasında görünmez bir çengel var. Bir muradı olan varsa yalnızca muradı için çabalayıp tek bir yere umut bağlamasın, muhakkak başka amellerde onu muradına kavuşturacak bir g��ç vardır çünkü.
Bu yüzden, ne istiyorsak onunla aynı neticeyi bekleyip sadece konuya odaklanarak dualar kabul olmuyor dememeliyiz.
Çünkü Allah'ın öyle geniş bir nasip çerçevesi var ki hiç ummadığın bir amelinle hiç ummadığın bir nasibin birleşebiliyor.
Misal, bir hayvanın karnını doyurman, yıllarca beklediğin duanın gerçekleşmesine kapı aralayabiliyor. Ders çalışıp gayret göstermen, güzel bir evlilik yaşayabilmene vesile olabiliyor. Ama biz, ders çalışan atanır, aç olanı doyuran aç kalmaz sanıyoruz hâlâ. Aslında, Allah hiçbir zaman emeği zayi etmiyor. Bunu sandığımız eşleşmeyle gerçekleştirmiyor sadece. Demek ki doğru olan, çalışan kesin atanır değil, çalışan muhakkak emeğinin karşılığını alır düşüncesiyle iman etmek.
Buna inancınca, bazı nasiplerin bizim olduğunu ama hakiki manada hak edecek amelimiz olmadığında Allah'ın bir dağılım yaptığını ve farklı şekillerde karşılığını aldığımızı kavrıyoruz. O yüzden beklediği yerden nasibi bulamayan, diğer işleri adına emeğini sadaka saymalıdır. Çünkü Allah muhakkak hakkını verir, ama onunla ama başka bir şeyle. Allah'ın hazinesi bol, kudreti sonsuzdur.
Yani, hayırlı uğraş ve meşguliyet Müslümana bereket verir. Yerden kaldıracağın bir taş seni zengin de edebilir, helali gözeterek çalıştığın işin seni hastalıktan da koruyabilir.
İslam'da a noktası seni z noktasına taşıyabilir, buna Allah'ın kudreti diyoruz.
A'dan z'ye kadar her işi Müslüman ahlakıyla yapmak, kısmet bilincini ferahlattığından Allah, bizlere hayırlı işlerde emek sahibi olmayı nasip etsin. Nasiplerimiz arasındaki bağlantıyı daim eylesin. Kurumuş güçten, eksilmiş çabadan ve kesilmiş nasip bağından bizi muhafaza buyursun.
Bana kalırsa hayatta en sarsıcı ve de gerçek cümlelerden biri İsmet Özel'e aittir. "Herkes kabul olan duasının bedelini ömrüyle öder!" der. Bütün bir ömrün çilesi, kabul olan bir arzunun diyetidir.
Bazıları değer görmemiş istekleri, eleştiriyle söndürülen cevheri, kursağında bırakılmış hayalleriyle başını çarpa çarpa ilerler hayatta.. Mücadele ede ede, yoğrula yoğrula anlar bir gün aslında ne istediğini, ne beklediğini… Böylelerine hudayinabit denir, bir yol göstereni olmadan yolunu bulan kişi. Böylelerine çok saygı duyuyorum çünkü onlar; olanı kabul etmiş, kendi kendini büyütmüş, yaşamda sessiz sedasız yol almış kimselerdir.
"Fitne, insan öldürmekten daha ağır bir suçtur." Bu ayetteki keskinliği bir türlü anlayamazdım. Yaşadıkça fitnenin her yerde olduğunu da toplumu, dostluğu, aileyi baltaladığını da gördüm.
Toplumsal fitne ayrı ve aşikâr genelde zaten ama asıl tehlike kişiler arası fitnede. Hadistir:" Kişiye yalan olarak duyduğunu söylemesi yeter." İnsanlar duydukları ve zannıyla hareket etmeyi çok seviyor. Biri, biri hakkında olumsuz konuşuyor mesela. O andan sonra o kişi çoğu insan için kötü bir izlenime sahip oluyor. Fitne işte. Tanısa ayrı tanımasa ayrı sıkıntı. Halbuki sen sadece duydun, şahit değilsin.
Amiş Efendi "Biri size sorulduğunda on kötü huyunu, bir iyi huyunu biliyorsanız, sadece iyi olan huyunu söyleyin" der. Çünkü tövbe edip etmediğini bilemezsin, ayrıca Allah seni de o kötü huyla sınayabilir.
Biri birini sevmiyor diye o kişiyi bir anda onlarca kişi sevmiyor. Sevmeyen herkeste vebal oluyor.
Susmak bu kadar zor olmamalı. Aile içinde de var bu. Bu yüzden yıkılan yuvalar var. Biri kendini bir anda sırayla herkese açıklama yapma ihtiyacı halinde bulabiliyor. Halbuki ne olduysa, çoğu, o an orada değildi. İlgilenmemeleri gerekirken dahil oldular. Bir şey duydular çünkü.
Dr. House diyordu ya, "herkes yalan söyler". :)
Anlayış yok. Bireysel olarak da fitne var. Beni çağırmadı, aradım dönmedi diye küsüp bileniyor mesela. Nefsi, içinde fitne kaynatıyor yani. Hane içinde ne olduğunu kimse bilemez. Hakiki dost, vardır bir bildiği der geçer, daim hayır duada bulunur. Kızdığın, kötülediğin kişi o gün nelerle uğraştı, bilemezsin.
İşte de aynı. Her yerde aynı. Sosyal medyada da aynı. Biri bir haber getiriyor, yüz kişi takılıyor peşine.
İslam çok güzel. Allah hepimizi sünnete uygun yaşayan müminlerden eylesin. Amin.
Güven, ruh gibidir, terk ettiği bedene çok zor döner. Öğretmen adaylarının kaderleri mülakat gibi subjektif bir görüşün insafına terk edilmemeliydi. Mağdur olanlara ek kontenjan sağlanarak güvenlerini kazanıp umutlarını diri tutalım. Bir önceki seçimlerde söz verildiği üzere bundan sonra da tek ölçüt sadece "ortak sınavlardaki başarı sıralaması" olmalıdır.
Rahmetli Özkan Uğur olayı Mevlana'nın sözleriyle özetlemiş;
"Bir gün gelir açmaz dediğin çiçekler açar, bitmez dediğin dertler biter gitmez dediğin zaman geçer ama hayat öyle bir şey ki önce şükür sonra sabır sonrada inanmak gerekir..."
Sokaktaki vasıfsız vatandaşından yöneticisine, ulemasından avamına, ümerasından tebasına, yani Zirvesinden zırvasına kadar kokuşmuş bir memleket.
İcmali ahval bu. Adaletsizlik bile hiç bu kadar kötü yönetilmemişti.
Toplumsal bünyede açılan taarruz gedikleri o kadar büyüdüki, artık tadili gayri kabil. Hala içinde ümit rüşeymi kalanlar bile beyhude eforların yorgunu.
Hadise bir kumar hikayesi.
Devletin kumar kurumunu, yıllarca cami kürsülerinde yumruğunu kürsüye vura vura memleketin ve ümmetin perişan halini ateşin vaazlarla anlatıp yol gösteren merhum bir vaizin oğlu yönetti.
Bizim hikayemizin başladığı yerde bittiği nokta tam burası.
Yaklaşık elli yıl en etkili hatiplerin bir ezan edasıyla haykırarak anlattığı/vaadettiği memleketin umumi ahvali bu.
Artrk bu mızrak bu çuvala sığmıyor, yaşanan hadiseler tahammül cidarlarını zorluyor.
Üçbeş kişiyi eleştirerek işin içinden çıkamayız, derin bir muhasebeye ihtiyacımız var.
Sadece son 20 yılın değil bu 20 yılı netice veren, yaklaşık yarım asrın inanç ideoloji ve yaşam anlayışı da yeniden ele alınmalı.
Palyatif çözümler, basit reçetelerle sıyrılcağımız evreyi geçtik, her şeyin ele alınıp sorgulanacağı derin bir muhasebe vetiresindeyiz.
Ümide vesile tek bir hadise yok. Toplumsal ıslah adına ortaya çıkmış kişi ve kurumlar ifsadın menbağı.
Bir hocanın bir diğerinin ziyareti bile şeytanlaşması için yeterli sebep.
Artık ihtilaf, hatta tefrika bile yok, en ufak bir farklılık savaş sebebi. Hem de ne savaş; hiçbir sabitenin sınırın olmadığı her şeyin meşru sayıldığı bir savaş.
Zor zamanların dertli şairinin dediği gibi “ne birinin arkasında yürümeye güvenim, ne de biririlerinin önüne düşmeye cesaretim var”
İki koyun alıp dağlara çekilecek zaman bu zaman değilse, ne zaman?
İçişleri Bakanlığı Milli Takım Filmi.
Güne duygusal başlattı. THY’nin de çok eskilerden bir reklam filmi vardı çocuklar lambalarla pist yapıyordu. Orada da çok duygulanmıştım. Bu da aratmadı. Tebrikler.