Atatürk sevdalılarının en çok izlediği bir kanalda, milyonların gözünün içine baka baka, gururlu ve kibirli bir edâ ile, kitabına koyduğu ‘Atatürk’ün imzası yalanı’nı yayma ve tersine delilleri aşağılama telaşında olmak...
@cengizozakinci
Selam gönderdiğiniz katilin sabıkasına baktınız mı?
1966 Ankara/Şereflikoçhisar doğumluydu Nesrin Ünügür. Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden mezun olmuş, Diyarbakır Merkez Hantepe Köyü İlköğretim Okulu'na sınıf öğretmeni olarak atanmıştı.
İki odalı derme çatma bir lojmanda kalıyordu. Tüm zorluklara ve PKK’nın tehditlerine rağmen mutluydu ve geri dönmeyi hiç düşünmüyordu Nesrin öğretmen…
Diğer yandan halkı korkutmak ve çocukların eğitim almasını engellemek amacıyla doğrudan öğretmenleri hedef alan PKK boş durmuyor, bölgeye yeni atanan öğretmenleri tespit ediyordu. Bu kez ölüm listesinde Nesrin öğretmen ve aynı lojmanda kalan dört öğretmen arkadaşı vardı.
Tarih, Ekim 1996’yı gösterdiğinde PKK’lı bir grup lojmanı çembere almış, Nesrin öğretmen ve yine aynı lojmanda kalan dört arkadaşını kaçırmışlardı. Tek amacı çocukların eğitimine katkı sağlamak olan savunmasız Nesrin öğretmen ve dört arkadaşı köy meydanına götürülmüş, diz çöktürülerek kurşuna dizilmişti.
Bam! Bam! Bam! Tokat gibi cevaplar!
Fransız tarihçi Maxime Gauin, İstanbul’da vefat eden filozof İoanna Kuçuradi’nin tabutuna konan Türk bayrağını "soykırımcı barbarlık" diye sunan klasik Yunan milliyetçi anlatısına ve altındaki "Anadolu’nun yerli halkını temizlediniz" iddiasına arşiv ve monograflarla tokat gibi cevaplar vermiş.
1922'de Yunan ordusunun Anadolu'nun Batısından çekilişini Britanya raporları yıkım, katliam ve tecavüz olarak kaydediyor.
Dışişleri Bakanlığı müsteşar yardımcısı Sir William Tyrrell’in Fransız Dışişleri arşivindeki değerlendirmesi de aynı yönde.
Gauin ayrıntılı bilgi vermeye devam ediyor. Ağustos-Eylül 1922'de Anadolu Rumları ile Ermenilerin çoğunu bölgeden çıkaran Yunan ordusunun kendisiydi.
Bu tahribat eklenince 1923 mübadelesi kaçınılmaz hale geldi. Mübadelenin ilk önerisi Türk tarafının dayatması değil, Milletler Cemiyeti'nden gelmişti: İstanbul dışındaki Rum Ortodokslar ile Batı Trakya dışındaki Müslümanlar değişilecek, anlaşma 1923'te imzalanacaktı.
İzmir yangınında Gauin, o sırada İzmir Amerikan Okulu müdürü Alexander MacLachlan'ın 1937'de yayımlanan anılarına dayanıyor. MacLachlan sorumluluğu Ermeni milliyetçilerine yüklüyor: Gauin buna yüzyıldır cevaplanmamış bir Fransız teyidi ekliyor.
Yunanların sık atıf yaptığı isim, İzmir'deki Amerikan başkonsolosu George Horton. Yangından dört yıl sonra, 1926'da yayımladığı The Blight of Asia'da yangını Türk ordusunun bilinçli olarak çıkardığını yazar.
Gauin'in itirazı şu: aynı adam 1922'de, olayın hemen ardından bambaşka bir metin bırakmış. Dört yıl sonraki kitap, o günkü kaydın devamı gibi okunamaz. Arada anlatı değişmiş. Horton’u tanık diye öne sürenin önce bu çelişkiyi açıklaması gerekir.👇
@cengizozakinci@erdem_hamamci Yazının ilk cümlesinden anlaşılacağı üzere, başta solcu/Atatürkçü görünümlüler olmak üzere emperyalizmin hizmetçisi her türlü bölücüler, darbeleri ‘tabu’ yıkmak için fırsat bilmişlerdir. Zaten darbelerin de amacı Cumhuriyetin işleyişini baltalamaktır.
@guvenbayar_ Palamut sözcüğünün Yunanca hangi kökten türediğini belirtmemişsiniz ki. ‘palamída’ ne ki?
Adnan Atabek şöyle açıklar:
“- Kıpçakça ‘balk’ sözü ‘siyah’tır.
- Altay dillerinde ‘mııt’ ‘balık’tır.
Bizde hâlâ balıkçılar ‘palamut’a ‘kara balık’ derler.”
Hangi teori daha bilimsel?
@TipOfTheBanana How about 70% hazelnuts and 20% honey directly from Türkiye’s hazelnut growing eastern Black Sea region?
https://t.co/NGzrpvXtD0
(You can translate from Turkish using online tools)
"Nur içinde yatsın" ile "Işıklar içinde uyusun" duası aynıdır. Ama bazıları "ışık" sözcüğünden hoşnutsuz oluyor.
"Nur" Arapça'dır.
"Işık" Öz Türkçe.
"Uyusun" denir, çünkü ölüm bir son değil, diriliş zamanına kadar süren bir "uyku"dur.
"Işıklar içinde uyusun" gibi duru ve tümüyle Öz Türkçe olan bir duadan kim, neden rahatsız olur?
Aslında bu tepki, kendi kültürümüze ne kadar yabancılaştığımızın en net göstergesi.
Örneğin Yunanlar "Ελαφρύ το χώμα που τον σκεπάζει" yani "Toprağı hafif olsun" olsun der. Mezarın altındaki kişinin üzerine binen toprağın ağırlığının ona eziyet vermemesi dilenir.
Aynı mantıkla Ruslar "Пусть земля будет пухом" yani "Toprak ona kuş tüyü gibi olsun" derler.
Türkler ise tam tersi "Toprağı bol olsun" derler.
Türk olmayan biri bunu kötü bir dua gibi algılar, "Toprak ona ağır gelsin, altında ezilsin" gibi algılar.
Oysa bu, eski Türk kurgan geleneğinden kalma bir duadır.
Eski Türklerde ölen kişinin mezarının üzerine herkes toprak atar, topraklar yığılarak büyük höyükler oluşturulurdu. Mezarın üstündeki toprağın bol ve yüksek olması, kişiye duyulan sevgi ve onun hatırasına verilen değerin göstergesiydi. Bu nedenle toprağı bol olsun denirdi.
Dolayısıyla "Toprağı bol olsun" aslında "Sevenin çok, hatıran ulu olsun" demek.
Özetle; dualarımız, dilimiz, deyimlerimiz bizim binlerce yıllık kimliğimiz, dünyayı ve olayları algılama biçimimizin bir yansımasıdır.
"Allah rahmet eylesin" de bizimdir, "Toprağı bol olsun" da. "Nur içinde yatsın" da bizimdir, "Işıklar içinde uyusun" da.
Bu temenniler arasında ayrım yapmak, özellikle Öz Türkçe dualara karşı gizli bir karşıtlık geliştirmek bilgisizlikten beslenen, kötü niyetli bir Türkçe düşmanlığıdır.
Allah tüm ölmüşlerimize rahmet eylesin, hepsi ışıklar içinde uyusun, geride kalanlara sabır versin.
Amin.
‼️Bir Suriyeliyi, Arap'ı, Filistinliyi, DEM Partili'yi, Amedsporlu'yu, bir Hırt'ı ve bir Tarikatçıyı İstiklal Marşımızı okurken gözlerinin dolduğunu göremezsiniz.
Ama Trinidad ve Tobago doğumlu Sinead Jack-Kısal, Türkiye'yi "vatan" olarak bellemiş, Bayrağımızla gönül bağı kurmuş ve gururla taşıdığı milli formamız altında yaşadığı başarılar sonrası gözleri dola dola İstiklal Marşımızı gururla söylüyor.
İşte "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE" Felsefesi budur.
Helal Olsun Sana Atatürk'ün Kızı...
#FileninSultanları #AtatürkünKızları #pazar #CEV2026
Native American meets his steppe Eurasian 'distant relatives' at World Nomad Games in Kyrgyzstan
Central Asians and Native Americans share a distant genetic link through common ancient ancestors in Siberia and northern Eurasia
Ermeni asıllı Türk araştırmacı-yazar Levon Panos Dabağyan da Hrant Dink'le aynı fikirdedir. Ve der ki;
"Bir Türk Ermenisi olarak ve de bir tarihçi kimliğiyle söylüyorum; Türkler, Ermenilere asla soykırım yapmamıştır! Türkler soykırım yapsaydı ben şu anda burada olmazdım."
Dabağyan, aynı zamanda Alparslan Türkeş ve Milliyetçi Hareket Partisi ile ilgili kitap yazan ilk Ermenidir. Türk tarihinde Ermenilere yapılmış bir soykırımın olmadığını savunmuştur. Türkiye'nin doğusunda isyan çıkaran Ermenilerin sürüldüğünü söyleyen Dabağyan, Türk Tarih Kurumu Tarih Araştırmaları Grubu'nda da çalışmıştır.
Türk Ermenisi Levon Panos Dabağyan'a herkes Levon Amca diye hitap ediyor. Atatürk'ü ve Türkiye'yi çok seven Levon Amca kendini Osmanlı Ermenisi olarak tanımlıyor. Fatih Sultan Mehmet'i, İkinci Dünya Savaşı'nı, Ermeni Tehciri'ni, İstanbul'u ve Alparslan Türkeş'i anlatan kitapları var. Hatta 1969'da milletvekili adayı olduğu MHP'nin üç hilal ambleminin de fikir babası olan Levon Amca Türk milliyetçisi bir Ermeni...
Alışılagelmişin dışında Ermeni kökenli bir Türk milliyetçisi olan Levon Amca'nın bu başat eseri, dayatılan tüm tarihsel kalıpları altüst ediyor. Aynı zamanda ideolojik önyargılarla kurgulanmış ezberleri de tek tek çürütüyor. MHP'nin Üç Hilal'inden Osmanlı sevdasına uzanan bu sıradışı hayatı ve sunduğu tarihsel hakikatleri anlamak için mutlaka okunması gereken bir başucu eseri... Ezberlerinizi sorgulatacak ve bakış açınızı değiştirecek bu kılavuz eseri mutlaka okumalısınız. 👇👇👇
İnsanı Savunmak
Tekelci kapitalizmin artık insana ihtiyacı kalmamıştır. İnsanın bir amaç olması, pratik olarak hayata geçmemiş olması bir yana artık bir retorik olmaktan bile çıkmıştır.
İnsan hakları bütün yönleri ve içeriği ile düzen için bir ayak bağıdır. Tekelci kapitalizmin ideologları için insan hakları insan türüne bol gelmektedir ve daraltılmalıdır. İnsan, insan hakları elbisesinden taşmaktadır ve insan hakları her insan için verili doğal kazanımlar değildir artık.
Tekelci kapitalizm, piyasaya açılmamış, paranın dolaşımına kapalı, salt insana özgü bir alana tahammül göstermemektedir. İnsanın metalaşmamış alanları paranın etkinliğini ve dolaşımını kısıtlamaktadır. Bu pencereden bakıldığında insanın parayla erişilemez bir özel alanı olmamalıdır. Geçmişte retorik dahi olsa kişiye özgü kabul edilen alanlar (bedensel dokunulmazlık, insan onuru, özel yaşamın gizliliği vs.) bir bir "imara açılmalı", parasal karşılığı olan bir düzleme çekilmelidir. İnsanın bu anlamda özel bir yönü olamaz. Tekelci kapitalizmin nihai amacı paranın giremediği hiçbir alan bırakmamak, paranın önündeki her türlü sınırı tamamen ortadan kaldırmaktır.
Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme 5. cilt
@yazparov Celal bey, Said-i Nursi’nin Atatürk’e ‘deccal’ dediğini hatırlattıktan sonra neden konuyu değiştirmesine izin verdiniz? Resmen aklatma programı olmuş. Size güvenmem olanaksız artık.
@yazparov Cemal Enginyurt sizi kum torbası gibi dövmüş, sayenizde said i nursi denilen zavallıyı ekranlarda aklamış! Ne aldınız cemal den bunun karşılığında?
Celal’i Cemal’e dövdürüp sözde Atatürkçülere s nursi talebeleri dayak atmış!
Size hiç güvenmiyorum Celal eren çelik bey
The modern Greek nation does not have a history, but rather a criminal record, since it was founded by the British in the nineteenth century.
Modern Greeks are not the unchanged continuation or exclusive representatives of the ancient Hellenes. Modern Greek national identity was constructed by retrospectively incorporating selected elements of classical antiquity into a nineteenth-century national framework. Population ancestry does not turn that modern national construction into uninterrupted historical identity or grant modern Greece ownership of every ancient society associated with the wider Hellenic world.
Winning a war on the battlefield just like Turks did for 2300 years is not genocide; killing 90,000 unarmed civilians on the basis of their ethnicity is genocide, while seizing their wealth calls the legitimacy of your sovereignty into question.
Three documented cases of atrocities / violations against Turks:
1-1821 Tripolitsa / Morea Massacre Greek rebel forces massacred Ottoman Turks, Albanians, Jews, and others in Tripolitsa during the Greek War of Independence. Academic sources record around 10,000 killed in Tripolitsa.
2-Greek occupation of İzmir and Anatolia, 1919–1922 Article 59 of the Treaty of Lausanne officially recorded that Greece recognized its obligation to make reparation for damage caused in Anatolia by acts of the Greek army or administration that were contrary to the laws of war.
https://t.co/6FvCJf2yIR…
İzmir (Smyrna) was Ottoman territory and that Greece invaded and later burnt it. Article 59 of the Treaty of Lausanne explicitly states that Greece recognized its obligation to make reparation for damage caused in Anatolia by acts of the Greek army or administration contrary to the laws of war. However, Türkiye waived those claims, taking Greece’s financial condition into account.
3-1963–64 Bloody Christmas / Cyprus violence against Turkish Cypriots The 1963–64 violence against Turkish Cypriots is recorded with 191 Turkish Cypriots killed and 173 missing presumed killed, for a total of 364 Turkish Cypriot dead or missing presumed dead, alongside large-scale displacement and destruction of Turkish Cypriot property.
The Council of Europe condemned Greece and recognised the legal basis of Türkiye's intervention.
The Athens Court of Appeal, in its judgment of 21 March 1979 (Case No. 2658/79), explicitly stated that "the Turkish intervention in Cyprus was legal and the real responsibles were Greek officers."
Turkish genocide in Greece with official statistics:
Statistical information about Greece. Part A. On population, land area, buildings, etc., Vasiliki Typography, Athens 1859. pp. 29-31
These are pages 29–31 of Aleksandros Mansolas’s official statistical compilation, Πολιτειογραφικαί πληροφορίαι περί Ελλάδος, published by the National Printing Office in Athens in 1867. Mansolas was the head of the Bureau of Public Economy at the Greek Ministry of the Interior.
The table divides the population in 1821 into “Χριστιανοί” — Christians and “Οθωμανοί” — Ottomans:
Before the establishment of the modern Greek state, the territories from which it was formed contained a substantial Ottoman/Muslim population of approximately 90,830 people. Following the war, this population largely disappeared from the demographic structure of the new state.
Στατιστικαί πληροφορίαι περί Ελλάδος. Μέρος Α΄. Περί πληθυσμού, περί εκτάσεως γης, περί οικοδομών κτλ., Βασιλική Τυπογραφία, Εν Αθήναις 1859. sf. 29-31
Bir insanın yaşamının temeli olan emeği yok saymak için onun diğer özelliklerini büyütüp abartmak gerekir.
Bir insanın dinine, etnik aidiyetine, mezhebine, cinsiyetine, cinsel tercihlerine gösterilen aşırı saygı ve vurgu, o insanın emeğinden söz etmemek için yapılan bilinçli bir eylemdir.
Bir insanın emeğiyle geçiniyor olmasının üzerinden atlamak için o insanın etnik kimliği ya da mezhebi üzerinde uzun uzun durulur.
Sınıfsal aidiyeti küme düşürmek için mikrokimlikler özellikle öne çıkarılır.
Emekçi olma bilincine ulaşacak yollar tıkandığında kişi doğal olarak “Pınarbaşılı” ya da “heteroseksüel” olacaktır.
Bir insanın emeği karşılığında aldığı ücreti konu etmemek için kiminle cinsel ilişkiye girdiğinin altı çizilir ve bu özelliği kimliğinde en öne yerleştirilir.
Mikrokimlikler de yetmemektedir. Artık mikrokimlikler de parçalanmakta ve nanokimlikler üretilmektedir. Cinsel eğilim ya da yönelimler bile bütün değildir, paramparça edilmiştir. Kimlik kırıntılarının, mikrokimlik tanımlarının insan tanımı yerine geçmesi insanın bütüncül yapısını dağıtır ve insanı bir tarihi özne olmaktan çıkarır.
İnsanı sürüleştirmek için onun toplumsallığı alınıp yerine tekilliği konmaktadır. İnsan tümelini yok etmek için insanın tikelliği abartılmaktadır.
Bir insanı derisinin rengine, yatakta kiminle seks yapıyor olmasına göre tanımlamak insan kavramının kapsayıcılığını parçalamak ve insanı tarihin kurucu bir öznesi olmaktan çıkarmaktır. İronik olan ise bütün bunların insanı özgürleştirmek amacıyla yapılıyor olmasıdır.
Edebiyatla Ahmaklaştırma Felsefeyle Çökertme 5. cilt