İsrail’in eski AMAN Araştırma Başkanı Dror Shalom’un ortaya koyduğu vizyon, aslında İsrail’in içine düştüğü stratejik açmazın itirafıdır.
Nüfusu yaklaşık 10 milyon olan, coğrafi derinliği bulunmayan, güvenliğini nükleer caydırıcılık ve ABD desteği üzerine inşa etmiş bir devletin, Japonya’dan İskandinavya’ya uzanan yeni bir jeopolitik eksen kuracağını iddia etmesi gerçekçi değildir.
İsrail’in 1970’lerden itibaren sahip olduğu konvansiyonel askerî üstünlük artık sınırlarına dayanmıştır. Arap ordularına karşı üstünlük sağlayabilen bu güç, İran karşısında kesin bir stratejik sonuç üretememiştir. Üstelik başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri millî savunma sanayilerini geliştirirken İsrail’in göreli üstünlüğü her geçen gün aşınmaktadır.
Bugün İsrail’in en büyük kuvvet çarpanı kendi millî gücü değil, ABD’nin küresel askerî, siyasi ve ekonomik desteğidir. Ancak ABD’nin göreli gerileme süreci yaşadığı bir dönemde bu desteğin sonsuza kadar aynı ölçüde devam edeceğini varsaymak ciddi bir stratejik yanılgıdır. Nitekim Trump’ın “İsrail’in var olma nedeni ABD’dir.” sözü de bu bağımlılığı açıkça ortaya koymaktadır.
Doğu Akdeniz’de Yunanistan ve GKRY üzerinden Türkiye’yi dışlayan bir jeopolitik mimari kurma hayali de bu nedenle sürdürülebilir değildir. Jeopolitik,haritalarda çizilen koridorlarla değil, kalıcı millî güç, üretim kapasitesi, nüfus, coğrafya ve stratejik derinlikle inşa edilir.
Finansal güç ve uluslararası sermaye ağları devletlere önemli avantajlar sağlayabilir. Ancak tarih gösteriyor ki ne Birinci Dünya Savaşı’nı ne de İkinci Dünya Savaşı’nı engelleyebilmişlerdir. Olan yahudi halkına olmuştur. Finans tek başına jeopolitiğin yerini tutamaz.
İsrail’in bugün yaptığı en büyük stratejik hata, kendi kapasitesini küresel güç ölçeğinde değerlendirmesidir. Oysa küresel güç olmanın ön şartı, başka bir büyük gücün desteğine bağımlı olmamaktır.
Benzer yorumu Yunanistan için de yapabiliriz. Yunanistan Türkiye ile başta Ege ve doğu Akdeniz sorunlarını barış içinde halletmek yerine İsrail’le ortaklık içinde askeri çatışmayı göze almaktadır. Bu da Yunanistan’ın gerçek anlamda tarihi okuyamadığını göstermektedir.
Çeyrek yüzyıl boyunca, yüzlerce suç duyurusuna ve itiraflara rağmen, BİR TEK iktidar partisine ait belediyenin yargılanmadığı, soruşturulmadığı bir ülke düşünün.
Ve bu ülkede neredeyse tutuklanmayan muhalif belediye başkanı kalmamış.
Bir kısmı da mapushane korkusuyla iktidar partisine kaçmış.
Şaka gibi.
Neyse ki Türkiye böyle degil.
Çok şükür dert üstü, murad üstüyüz.
✍️🏻Çoğunluk izlemese de paylaşayım...
✍️🏻Doğu ve Güneydoğu'nun kimliğiyle ilgili geçtiğimiz günlerde HDP eski milletvekili Altan Tan'ın söylediklerini paylaşmıştım.
Şimdi de araştırmacı yazar Ermeni asıllı bir vatandaşımızın, hem de Atatürk ve Cumhuriyet karşıtı birinin, Sevan Nişanyan'ın söylediklerini ileteyim. Bakın o bile ne diyor!
✍️🏻Bu paylaşımlarım, emperyalizmin aparatı etnik bölücüleri ikna için değildir! (Onlar gerçeği biliyor ve üstünü örtüyor!)
Bu paylaşımlarım sadece konunun çok dışında ve o bölgeyi tarihten beri etnikçilerin egemenliģinde gören TÜRK KAMUOYU içindir!
✍️🏻Ezberlerin bozulması dileğimle..
İstanbul Arnavutköy'de düğün fotoğrafçılığı yapan Ferhat Açık'ı öldürerek cesedini ormanlık alana gömdükleri tespit edilen 3 şüpheli Van'da düzenlenen operasyonda yakalanmış.
Şüpheliler öldürdükleri şahsın aracını satabilmek için noterden kendi adlarına vekalet çıkarmaya çalıştıkları tespit edilmiş.
Bütün bunlar yetmezmiş gibi askeri eğitim almış ve hiyerarşik yapısını devam ettiren PKK’lı teröristlerin halkın içine salınmasının planları yapılıyor.
Gazete haberlerinde yukarıdaki şekilde verilen acı olay etraflıca araştırılsa katillerin maktülle önce arkadaşlık kurduğunun da ortaya çıkabileceğine eminim. Kiminle merhaba dediğinize, alışveriş yaptığınıza dikkat edin.
#İstanbul
#Perşembe
TİGEM'i göz göre göre soymuşlar!
İhale yoluyla 1.440 ton Antep fıstığı satılıyor
İhaleyi 90 milyon TL'ye alan Crypto Carbon Energy firması sahibinin banka sigorta şirketinden verdiği kefalet senedi sahte çıkıyor. Yurt dışına kaçtığı belirtiliyor.
TİGEM Müdürü şirket sahibini tanımadığını ileri sürüyor. Ama makamında 4 kez görüştüğü ortaya çıkıyor.
Yemen'de son haftalarda yaşananlar, savaşın ağırlık merkezinin Hürmüz'den Kızıldeniz'e kaydığını gösteriyor. Husilerin Suudi Arabistan'a ait tankerleri hedef alması, Yanbu enerji tesisleri ve Kızıldeniz deniz ulaştırması üzerindeki baskıyı artırması, Bab el Mendeb'i Avrupa'nın enerji ve ticaret güvenliği açısından Hürmüz'den bile daha kritik bir boğaza dönüştürüyor. YouTube programımda da anlattığım gibi, ABD'nin aylar süren yoğun hava bombardımanına rağmen Husiler geri adım atmadı; aksine denizde alan engelleme stratejisini genişleterek Kızıldeniz'i fiilen bir savaş sahasına çevirdi. Bugün ise bu mücadelenin yeni bir aşamasına geçildi. ABD ve Suudi Arabistan ilk kez İran destekli hedeflere karşı Irak'ta ortak hava harekâtı icra etti. Bu gelişme, Washington'un artık Suudi Arabistan'ı sadece silahlandıran ve koruyan bir müttefik değil, doğrudan muharip ortak olarak sahaya sürdüğünü gösteriyor. Görünen o ki ABD, Yemen'de sonuç alamadığı mücadeleyi bölgesel ölçekte genişletiyor ve Batı Asya'da kendisine yeni bir muharip vassal oluşturuyor. Önümüzdeki dönemde Suudi hava kuvvetlerini ve askeri unsurlarını Irak'tan Yemen'e uzanan cephede çok daha sık göreceğiz.
Kanalımızı ziyaret etmenizi ve üye olmanızı tavsiye ederim.
https://t.co/o7Bt53HmRN @YouTube
Nasuh Mahruki @nasuhmahruki özgürlüğü elinden alınmış olmasaydı eminim o da Güvenparkta Gazilerimize destek için koşmuş olurdu.
Nerden mi biliyorum; çünkü Nasuh Gazisine değer veren vatansever bir Türk.
Şimdi bunun bedelini ödüyor….. Ama gelecek
Değerli dostum gazeteci ve savaş muhabiri Vedat Yenerer hakka yürümüştür.
Vedat Yenerer tavizsiz bir Atatürkçü, Türk milliyetçisi ve gerçek bir gazeteciydi.
Ergenekon kumpasında 11 ay Silivri cezaevinde yattı. Çünkü “Bir süre sonra vatanseverlerin bahçelerinde silah ve cephane bulunacak, üzerlerine suç atılacak” diye yazmıştı.
FETÖ’cü savcılar kendisine "nereden duydun" diye çok baskı yaptılar. Cevap alamadılar.
Mahkemede savcılara “Siz bu ülkeden kaçacaksınız” diye bağırmıştı. Haklı çıktı. Kaçtılar.
Allah rahmet eylesin...
Allah sizi bildiği gibi yapsın inşallah ‼️
Er şehit yakınlarının ve er gazilerimizin yaşadığı sorunların araştırılması, hak kayıplarının giderilmesi ve eşitsizliklerin ortadan kaldırılması amacıyla TBMM’ye sunulan araştırma önergesi,
AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.
#GazileriminYanındayım
Orkun Özeller @OrkunOzeller: Öcalan’a siyaset yolu açılırsa bu süreç duvara toslar!
Orkun Özeller, “çerçeve yasa”nın ikinci aşamasında Abdullah Öcalan’a ve PKK mensuplarına siyaset yapma hakkı verilmesi ihtimaline tepki gösterdi:
“Türk milletinin ve terörle mücadelede bedel ödeyenlerin hassasiyetleri göz önünde bulundurulmadan alınan kararlar mutlaka duvara toslar.”
“Terör örgütü mensuplarının gönlünü hoş ederek Türkiye’de huzur yaratacağınızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz.”
Yayının tamamı Veryansın TV YouTube kanalında…
Bebek katiline özgürlük diyen şuursuzlar, PKK ile savaşan asker gazilerimize marjinal grup diyen çapsızlar‼️
Buyrun marjinal grup diye yaftaladıkları gaziler‼️
#GazileriminYanındayım
🔵 Mersin'de şezlong kiralayan işletme çalışanı, halka açık alanda oturan vatandaşlardan plajı terk etmelerini isteyerek üzerlerine kum fırlattı;
➕️"Kalk baba! Kalkacaksın bu kadar basit ilerle!"
➖️Tamam, kalkacağız, sakin ol!
➕️"3 dakikanız var."
Almanya/Stuttgart Devlet Operası'nın 10 Nisan 2027'de sahnelemeyi planladığı "Atatürk – Mustafa Kemal Efsanesi" operası sıradan bir sanat etkinliği değil.
Bunu bizzat operanın resmî tanıtım metni ortaya koyuyor. Tanıtımda Atatürk'ün "otoriter güç iddiası", milliyetçilik, sürgün, şiddet ve tarihsel suçlar ekseninde ele alınacağı, Almanca, Türkçe, Ermenice, Kürtçe, Fransızca, Yunanca ve İngilizce bir anlatı kurulacağı açıkça belirtiliyor.
Almanya'nın böyle bir operayı sahneye koyması iyi niyetli değildir.
İki ayrı dünya savaşına ve milyonlarca masum insanın ölümüne neden olmuş; 1945'ten sonra ABD tarafından işgal edilmiş, bugün dahi dış politikada tam bağımsız hareket etmekte zorlanan, Kuzey Akım sabotajının hesabını bile soramayan Almanya'nın sözde sanatçıları çökmüş bir imparatorluğun enkazından emperyalizme karşı Kurtuluş Savaşı vererek bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran, kulu vatandaş, ümmeti millet yapan uçurumun kenarında Orta Asya'ya sürülmeyi bekleyen ülkeyi laik ve çağdaş bir devlete dönüştüren Mustafa Kemal Atatürk'ü hangi tarihî ve ahlaki üstünlükle bir operada yargılamaya kalkmaktadır?
Üstelik bu girişim tesadüf değildir. Son yirmi yılda Atatürk, Türkiye'de özellikle genç kuşaklar tarafından yeniden keşfedilmiş, milletin Atasına bağlılığı her ortamda görünürlüğünü artırmış ve aynı ilgi Avrupa'daki Türk gençliği arasında da hızla güçlenmiştir.
Tam da bu dönemde Atatürk'ün tarihsel mirasını "otoriterlik" ve benzeri kavramlarla yeniden tanımlamaya çalışan bir opera sahneye konulmak istenmektedir.
Almanya'nın uzun yıllardır Türkiye'yi etnik ve mezhepsel fay hatları üzerinden değerlendiren, PKK'ya yönelik yaklaşımı ve geçmişte "Anadolu Federal İslam Cumhuriyeti" gibi Türkiye'nin bütünlüğünü tartışmaya açan projelerin dolaşıma girdiği siyasi atmosfer de hatırlandığında, bu opera yalnızca sanatsal bir çalışma olarak görülmemelidir.
Aşağıda gösterilen tanıtım afişi bile operanın librettosunun ip uçlarını şimdiden veriyor. Mustafa Kemal Atatürk'ü temsil etmek yerine, tarihî gerçeklikle hiçbir bağı olmayan anonim ve kimliksiz bir figür tercih edilmiş. Bu bir estetik seçimden öte, tarihî şahsiyeti bilinçli biçimde sembolleştirip yeniden kurgulama girişimidir. Aynı anlayış, tanıtım metninde Atatürk'ü "otoriter güç iddiası" üzerinden okumaya çalışan sakat yaklaşımın görsel yansımasıdır. Kısacası eser sahnelenmeden verilen mesaj belli. Amaç tarih anlatmak değil, tarihi yeniden yorumlamaktır.
Türk kamuoyu bugüne kadar Ermeni, Pontus ve benzeri iddialar üzerinden üretilen film, belgesel ve kültürel kampanyalara tepki göstermiştir.
Bu konuda da sosyal medyada ve Almanya'da yaşayan vatandaşlarımız tarafından gereken tepki süreci başlatılmıştır. Ancak bu devam ettirilmelidir.
Sosyal medyada güçlü ve demokratik bir kamuoyu oluşturulmalı, Stuttgart Operasının bu eseri sahnelememesi için meşru ve hukuki zeminde her vatandaş sorumluluk almalıdır.
VATAN HAİNLERİNE FIRSAT VERİLİNCE NE OLUYOR?
Adına çözüm süreci dedikleri ilk çözülme sürecinde, PKK terör örgütünün babasını kurduğu pusu ile annesinin ve küçük kardeşlerinin gözleri önünde şehit ettiklerini, yaşananların ardından annesinin psikolojik tedavi gördüğünü, küçük kardeşinin ise yaşadığı travmanın etkisiyle hayatını kaybettiğini ifade eden Silopili kardeşimiz Hasan İnal soruyor ve cevaplıyor.
“Vatan hainlerine fırsat verildiğinde ne olduğunu biz yaşayarak gördük.”
DİNLEYİN VE PAYLAŞIN…
13 gündür Güvenpark’ta eşit özlük hakları için mücadele eden Şehit Aileleri ve Gaziler Derneği Genel Başkanı Çerçioğlu’ndan, Hulusi Akar’a:
“Bizi buradan öldürerek çıkarmaları gerekir. Hulusi Akar çok ayıp ediyor, bizi ‘marjinal grup’ olarak adlandırıyor.
Biz hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değiliz.
Burada kendi silah arkadaşları duruyor, saat başı tweet atmak onu kurtarmayacak.”
➖Sorsan "Sağlıkta çağ atladık" derler.
🏩Şehir hastaneleri için bu yıl 150 milyar lira ödeme yapacaklar ama ilaca, tıbbi malzemeye para bulamıyorlar!
😷Ameliyatlarda kullanılan pek çok malzemenin ikinci, üçüncü kalitesini Çin’den, Hindistan’dan ithal ediyorlar artık.
💊Medeni dünyanın kullandığı akıllı ilaçların %95'ine ülkemizde ulaşmak mümkün değil!
❌Bir defa kullanılmak üzere üretilen tıbbi malzemeler, yasak olmasına rağmen, sterilize edilip defalarca kullanılıyor!
👉Çünkü para kalmadı!
👉Çünkü bu ülkenin kaynakları çetelere peşkeş çekildi!
Devlet eğer bu anlayışla hareket ederse insanların eline silah alıp terörist olası gelir.
Nasıl olsa Terörsüz Türkiye olsun diye her istedikleri kabul ediliyor.
Terör örgütü olmayı özendiren bir anlayışı getirmek midir Türkiye yüzyılı dediğiniz şey.
Türk Milletinin cesur evlatları bu hayallerinizi yıkmaktan büyük keyif alacak