Bugün tam 500 gün oldu.
500 gündür ailemden, hayatımdan, özgürlüğümden uzak biçimde, bir hücrede tek başıma tutuluyorum.
Dile kolay 500 gün! Suçsuz, günahsız, delilsiz, ispatsız biçimde devam eden 500 günlük zulüm!
Bir ülkede bunca büyük haksızlık, hukuksuzluk, kanunsuzluk ve keyfi zulüm kime yönelik olursa olsun devleti ve toplumu çürütür.
Sırf karşı mahalledekilere yapılıyor diye bunca zulme sessiz kalmak veya sevinmek, gerçeği anlayamamak, geleceği görememektir. Çünkü o zorbalık kime yapılırsa yapılsın gün gelir herkese çarpar.
Gün gelir, en çok alkışlayan, en çok savunan zulmün bizzat muhatabı haline gelir. Kötürüm edilmiş adalet sadece masum vatandaşa eziyet etmez; devleti de tüketir, milleti perişan eder; ülkeyi viraneye çevirir.
Adaletsizliğe göz yummayın.
Haksızlık karşısında susanlardan olmayın.
#NecatiOzkanaOzgurluk
#FreeOzkan
Türk Eğitim Sen’in ve Türk Kamu Sen’un uzun yıllar başkanlığını yapan eğitimci-yazar Erol Afşar, geçirdiği beyin kanaması sonrası tedavi gördüğü hastaneden sevenlerine mesaj gönderdi
ttps://t54.com.tr/haber/28329296/eral-afsardan-selam-var
Elif Güven, İBB dosyası savcısının yüzüne karşı açıkça “istediğim gibi konuşmuyor, içerde kalsın” dediğini anlattı. Güven, etkin pişmanlıktan yararlanmadığını "Sayın savcım, ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum. Pişman değilim. Çünkü suç işlemedim" dediğini anlattı.
Güven, şunları söyledi:
“Yine o şirketin yeterli olup olmadığı, evraklarının tam olup olmadığı, bu işi yapıp yapamayacağı değerlendirilirdi. Sanki o reklamları alan şirketleri ben belirliyormuşum gibi anlatılmış iddianamede.
Üzgünüm ama sanki ben bu işi hiç yapmıyorum da, böyle pala bıyıklı bir şekilde gelip karar veriyorum gibi bir tablo çizilmiş. İşte oradan 280 milyon zarar yazılmış, öbür taraftan başka rakamlar eklenmiş. Böyle bir şey yok. Böyle bir durum yok. Herhangi bir muamma da yok.
Onu yeri gelince detaylı anlatacağım. Ama yine altını çizerek söylemek istiyorum: Kimse bana ‘Şu ihaleyi şu şirkete ver’ demedi.
Ama savcının soruları hep bu yöndeydi. ‘Size şirket söylüyor muydu? Hissediyor muydunuz? İma ediliyor muydu?’ gibi sorular soruluyordu.
Ben de dedim ki:
‘Evet, değerlendirirdik.’
Çünkü kendisine önerilen şirketler olabilir. Kendisi iletişim danışmanımızdı. Ayrıca Medya AŞ’nin yönetim kurulu başkanıydı. Birileri gelip onunla da görüşebilir. Sonrasında bana yönlendirilirdi:
‘Elif, bakabilir misin? Bir değerlendir, bana raporla.’
Bu kadar.
Bunda bir suç yok. Sonuçta hiçbir yönetici kafasına göre hareket etmez. Biz de bu görevlerde olduğumuz için bilgi ve tecrübemizi kullanıyoruz.
Reklam sektörünü de anlattım. Geçmişte neler yaşandığını da anlattım. Bunlara savunmamda ayrıca geleceğim.
Ancak bunların hiçbiri tutanağa geçmedi.
Zaten kendisinin benden memnun olmadığını yüz ifadesinden anlıyordum. Sürekli azarlar gibi konuşuyordu.
‘Bak yine istediğim gibi konuşmadın. Bak yine konuşmuyorsun.’
Ama yanımda avukatım da vardı. O da şaşkındı herhalde. Ben de ne olduğunu anlayamıyordum.
Orada kilitlenmiş gibiydim. Çünkü savcı ne derse onu yapacağım düşüncesindeydim. Sonuçta Cumhuriyet Savcısı. Otur derse otururum, kalk derse kalkarım. Saygı çerçevesinde davranıyordum.
Bu kadar güven duyduğum bir makamın, benim irademi sakatlayacak şekilde bir süreç yürütebileceğini gerçekten hiç düşünmedim.
Bunu özellikle söylüyorum çünkü savcılıktan böyle bir şey beklemiyordum.
Tamamen baskı altında hissettim kendimi.
Bir süre sonra ağlamaya başladım.
‘Gerçekten artık neye güveneceğimi bilmiyorum’ dedim.
‘Benden ne söylemem bekleniyor?’
Sonra sorular farklı yerlere gitmeye başladı.
‘Şununla ilişkisi var mıydı?’
‘Bu bunun arkadaşı mıydı?’
Ben de düşünüyorum:
‘Ekrem İmamoğlu’nun arkadaşı mıdır?’
Bilmiyorum.
Sanki Ekrem İmamoğlu ile yirmi dört saat birlikte geziyormuşuz gibi sorular soruluyor.
Nasıl bilebilirim bir insanın kimlerle arkadaş olduğunu?
Sonra yine aynı şekilde devam ediyor.
Ben de dedim ki:
‘Öyleyse öyle olabilir. Bu bir suç mu?’
İnsanların arkadaş olması ne zamandan beri suç oldu?
Benim de sektörde bir sürü arkadaşım var. Burada bulunanlar da var. Yirmi yıldır bu işi yapıyorum. Bu insanlar da aynı sektörde çalışıyorlar. Doğal olarak birbirimizi tanıyoruz.
Neyse, yüzüme karşı açıkça:
‘İstediğim gibi konuşmuyor.’
dedi.
Bakın burası çok önemli.
‘İstediğim gibi konuşmuyor, içeride kalsın.’
dedi.
Ben gerçekten şaşkındım.
‘Nasıl yani Sayın Savcım?’ diye düşündüm.
‘Bunun bir hukuku yok mu?’
Ama o anda söyleyemedim.
‘İstediğim gibi konuşmuyor, içeride kalsın.’
Tamam dediler.
Benim için sıkıntı yoktu. Zaten yedi gündür cezaevindeydim. Bir şekilde alışmaya başlamıştık.
Kitap okuyordum, televizyon vardı, günler geçiyordu.
İşte o zaman anladım ki, hakkımızda aleyhimize konuşanların büyük kısmı iftiracı kişilerdi.
Çünkü bana sanki ben bir şey biliyormuşum da anlatmıyormuşum gibi davranıldı.
Halbuki ben doğruları ve bildiklerimi zaten anlatmıştım.
Ancak cümlelerimin kısaltılarak ve değiştirilerek yazılması beni çok rahatsız etti. Gerçekten çok rahatsız etti.
Tecrübesizliğim nedeniyle o an buna etkili şekilde itiraz da edemedim.
Usulü bilmiyordum.
Çünkü orada aslında bir ifade alma süreci bile yoktu.
Ben konuşuyordum. Soru bile sorulmuyordu çoğu zaman.
Sonra kendisi yazdırmaya başladı.
Yazılan cümlelerin benim söylediklerimle ilgisi yoktu.
Bir noktada metne:
‘Etkin pişmanlıktan yararlanmak istiyorum’
şeklinde bir ifade girdi.
O anda itiraz ettim.
‘Bir dakika’ dedim.
‘Sayın Savcım, ben etkin pişmanlıktan yararlanmak istemiyorum. Pişman değilim. Çünkü suç işlemedim.’
Avukatım da yanımdaydı.
O da şaşkın görünüyordu.
Ben o kısmın çıkarıldığını zannettim.
Savcı da:
‘Bir dakika, sen dur.’
dedi.
Ben de durdum.
Sonuçta o ortamda başka türlü davranmak mümkün değildi.
Daha sonra dışarıda avukatımla konuştum.
‘Neden sözlerimin tutanağa geçirilmesini sağlamadın? Neden itiraz etmedin?’ diye sordum.
Bana tatmin edici bir cevap vermedi.
İfade alma sürecindeki yetersizliği nedeniyle de kendisini hemen azlettim.”
Sürekli anlattıkları 'devlet aklı' neler yapıyor bir bakalım!
Aylarca "Türkiye küresel üretim üssü oluyor" diye pazarlanan BYD fabrikası kararı askıya alındı. Neden mi?
📌 Körfez’in rant sermayesi tek elden atılan imzaları sever ama milyar dolarlık teknoloji sermayesi hukuki güvence de ister. Bir gecede kurumların ve anayasanın "mutlak butlan" sayılabildiği, dış politikada diplomasinin yerini “şahsi dostlukların” aldığı bir ekosisteme uzun vadeli yatırım gelmez.
📌 Nisan ayında 16 yıllık otoriter Orbán rejimi sandıkla değişti ve Macaristan yeniden hukukun üstünlüğüne ve AB normlarına dönme ihtimali belirdi. Çin sermayesi, kuralların her gün değiştiğim bir Türkiye'de risk almak yerine, Macaristan'a odaklanmayı seçti. Sermaye, "şark kurnazlığını" değil, öngörülebilirliği tercih etti.
Ekonomik masallar ve "tüccar-diplomasi" çöktü. İktidarın neden canhıraş bir şekilde "Sınırımızda savaş var, iç cepheyi tahkim etmeliyiz" dediğini biliyoruz. Satacak umut kalmadığında, geriye sadece korku ve beka siyaseti kalır.
Bize zorla giydirmeye çalıştıkları "Demokrasisiz Monarşi" gömleği, gerçekliğe çarpınca işte böyle paramparça oluyor.
Bir kadın, mahkeme önünde, herkesin gözünün içine baka baka gözaltında çıplak aramaya maruz kaldığını dehşet verici ayrıntılarla anlatıyor. İstanbul Emniyeti'nin buna cevabı: "Mevzuata aykırı bir şey yok."
Peki soruyorum:
Bir insan gözaltında çıplak aramaya maruz bırakıldığını iddia ettiğinde devletin görevi; gerçeği ortaya çıkarmak mıdır, yoksa meseleyi bir basın açıklamasıyla kapatmaya çalışmak mıdır?
O gün gözaltında kimler görev yaptı? İddialarla ilgili herhangi bir inceleme veya soruşturma başlatıldı mı? Arama işlemlerine ilişkin kayıt ve tutanaklar nerededir?
Kamuoyunun beklediği şey, birkaç satırlık bir yalanlama değil; olayın bütün yönleriyle aydınlatılmasıdır.
Üstelik açıklama, mahkemede dile getirilen somut iddialara cevap da vermemektedir. Bir kişinin iç çamaşırını çıkarmasının istendiği, çömelmeye ve bedenini teşhir etmeye zorlandığı yönündeki beyanlar doğru mudur, değil midir?
Kamuoyunun bilmek istediği budur.
İnsan onuru devletin takdirine bırakılmış bir mesele değildir. Anayasa'nın ve uluslararası hukukun koruması altındadır. İşkence ve kötü muamele yasağının istisnası yoktur.
Devletin görevi vatandaşını aşağılayıcı muameleden korumaktır.
Bu nedenle yapılması gereken şey savunmaya geçmek değil, iddiaları etkin ve şeffaf biçimde soruşturmaktır.
İç İşleri Bakanımız Türkiye’yi halletti, çetelerden, mafyalardan temizledi de gözünü Kudüs’e dikti. Baktı ki Türkiye’de ve elbette ki sayesinde asayiş berkemal, boş oturmaktan canı sıkıldı, arada Kudüs’ü de Siyonistlerden kurtarıvereyim dedi.
https://t.co/rmEgNxy4e4
“Osmanlı coğrafyası” diye diye harfiyen Amerikan projesini uygular ve devletin sınırlarını büyütürseniz, o devlet sizin devletiniz olmaktan çıkmaz mı? Böyle bir karar, CHP’nin değil devletin butlanı olmaz mı?
https://t.co/AB2kVOA3d4
Medya A.Ş. Eski Genel Müdürü Elif Atayman'ın savunması “ Ben göreve gelince eski dönemim borçlarını ve israflarını temizlemekle uğraştım . TRT dizilerine destek veriliyormuş . Lüks araçları orta sınıf araçlarla değiştirdim . Lüks bayram hediyelerini kaldırdım . İsrafı bitirmek için uğraştım . Kağıt israfını kendi hayatımda sevmem , iş yerinde mektup zarflarını bile ( dönüşüm) yeniden kullanıma soktum”
Mobing insanlık suçudur ve ancak aciz yöneticilerin başvuracağı bir yöntemdir. İş verimi ve kalitesini düşüren mobing, insan hayatını tehdit eden boyut da kazanmaktadır.
Yönetici atama sil baştan düzenlenmelidir.
Ölü bulunan Irmak öğretmenin ses kaydı ortaya çıktı: Okul müdürü gözaltında https://t.co/FhJUxGPtMH
“Ben gittim, oturdum karşımda bir ekran açık ama 'Adalet mülkün temelidir' yazmıyor. Bir ofis orası böyle gözüm de ısırıyor, en sonunda kırmızı bir tane kahve makinesinden anladım Savcı Beydi o”
+ Savcı: Ya Fatoş, şimdi sen ağlarsın böyle karşımda. Ben sana ne dedim? Ben senin ne olduğunu biliyorum ama sen, bu adamlar sana kumpas kuracak demedin mi? Konuşmadın sen. Verecektin ifadeni, gidecektin.
- Ama Sayın Savcım, ben bildiğim her şeyi anlattım.
+ Bak, şimdi sen git, eşyaları topla. Ben sana Çağlayan'dan araba göndereceğim. Geleceksin, burada bana ifadeyi vereceksin. Çocuklarına gidersin.
- Savcım, ben yine de ifade veririm, vermemi istiyorsanız. Bir avukatıma sorayım.
+ Hâlâ avukat diyorsun bana. Sen bir kafayla daha çocuklarını asla göremeyeceksin. Sen bekarsın, değil mi?
- Evet.
+ Velayetleri sende mi?
- Evet.
+ Senin çocukların reşit de değil, değil mi?
- Değil.
+ E, artık sosyal hizmetler alır senin çocuklarını.
Bir anneye böyle denir mi? Çocuklarıyla tehdit ettiler. Biraz insanlığınız, biraz vicdanınız kaldıysa bu insanların yaşadıklarına kulaklarınızı kapatmayın.
Mahir Kaynak, 17 yıl önce “Cumhuriyetin kuruluş felsefesini değişmez kabul edenler açısından bu değişim süreci kolay kabul edilebilir değildir.” demişti. Kendisine "Peki Türklük ne olacak?"diye sorunca, "Devletimiz büyüyecek" cevabını vermişti...
https://t.co/v5VALxr84L
Kılıçdaroğlu, sağlığında nasıl bir muamele göreceğinin, tarihe nasıl geçeceğinin, göçüp gittiğinde nasıl anılacağının, kubbede nasıl bir seda bırakacağının tercihini yaptı. Bir nevi kendi ayaklarına sıktı diyebilirim.
https://t.co/JYf4Vz9ZUu
Sevgili Türk halkı, sevgili Halk TV izleyicileri;
Yaklaşık 7 yıl önce satın aldığımız Halk TV'de muhalif tavrımıza ve sert eleştiriler de içeren yayınlarımıza rağmen AKP iktidarı ya da devlet kurumlarının hiçbirinden ne uyarı aldık ne de tehdit mesajı.
Çok cezalar kestiler, ekranı kararttılar ama tamamı faaliyet alanımız içinde denetleyici kurumla yaşandı. Cezaların çoğu da mahkemeden geri döndü.
Bugün ise baskı, tehdit ve şantaj konusunda bambaşka bir düzeydeyiz. Sayın Kılıçdaroğlu doğrudan Halk TV’yi ve beni hedef alıyor, hedef gösteriyor.
Bir yerlere mesaj gönderiyor.
Rahat hareket edebilmesi için Halk TV’yi susturmanın yeterli olacağını sanıyor; CHP seçmenini hiç ama hiç tanımadığını bir kez daha kanıtlıyor.
Baskı, tehdit ve şantaj konusunda gemi azıya öyle almışlar ki, kürsüden açıkça hedef göstermeden öncesi de var. CHP'li bir vekil söyleşi yapıyor, "Halk TV'yi bize verin, biz 3 ayda algıyı tersine çevirelim" diyor bu kadar seçmenini tanıyorlar.
Bir başkası "Bizi destekleyin; maddi, manevi ne gerekiyorsa yaparız" diye telkinde bulunuyor.
Bunlarla sonuç alamayınca şimdi açıktan 'Halk TV'yi susturun' çağrısı yapıyorlar.
Bu kanal Halk TV izleyicilerinin ve Türkiye Cumhuriyeti kanunlarının teminatı altındadır.
Ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak ülkemin birliği, beraberliğine olan inancımla yayıncılık yaptım. Adaletten, hukuktan, demokrasiden, insandan yana durdum. Bugün de aynı yerdeyim.
O yüzden Halk TV, bağımsız ve demokrasiye bağlı yayıncılık ilkesinden hiçbir koşulda vazgeçmeyecektir.
İBB Davası’da Fatoş Pınar Türker, savcı tarafından küçük çocuklarının velayetinin alınmasıyla tehdit edildiğini, çıplak aramaya maruz bırakıldığını gözyaşları içinde anlatıyor. Bu sırada Kılıçdaroğlu ve ekibi İBB Davası’nın savunuculuğunu CHP Genel Merkezi’nde yapıyor. İBB Davası üzerinden kendilerine koltuk devşirenlerde, bu operasyonları savunanlarda, bu insanlık suçuna ortak olanlarda hiçbir insanı değer, nebze vicdan, ahlak yok. Yazıklar olsun.
BAKAN ŞİMŞEK BİR TV KANALINDA ÇALIŞANLARIN MİLLİ GELİRDEKİ PAYININ %26'DAN %30-35'E YÜKSELDİĞİNİ SÖYLEDİ. BU DOĞRU MU?
YAPTIĞIM ARAŞTIRMADA ÇIKAN SONUÇ, MEMUR, EMEKLİ VE KAMU İŞÇİLERİ BAKIMINDAN AŞAGIDADIR.
EMEKLİLERDE DURUM
• 2002 Yılı: Dönemin en düşük emekli aylığı (257 TL), kişi başına düşen aylık milli gelirin (457 TL) %56'sına denk geliyordu.2025 Sonu: Kişi başına aylık milli gelir yaklaşık 58 bin 460 TL'ye yükselirken, yıllık ortalama en düşük emekli aylığı 15 bin 675 TL'de kalmış ve milli gelire oranı %26,8'e düşmüştür. ]Bu verilere göre, son 23 yılda ortalama bir emeklinin milli gelirden aldığı payda yaklaşık %37, en düşük emekli aylığı alanların payında ise %55,8 oranında bir kayıp yaşanmıştır.
• 2002 yılında ortalama bir memur maaşı kişi başına düşen aylık milli gelirin 1,26 katı (yani %126'sı) seviyesindeyken, 2025 yılı sonu itibarıyla bu oran 0,83 katına (yani %83'üne) gerilemiştir.
MEMURDA DURUM NEDİR?
Milli gelir ve ortalama memur maaşlarındaki bu çarpıcı değişim şu net rakamlarla özetlenebilir:
• 2002 Dönemi: Türkiye'de kişi başına düşen aylık milli gelir 457,20 TL iken, ortalama bir memurun maaşı bu gelirin belirgin şekilde üzerinde yer alıyordu. 2025 Sonu: Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı verilerine göre kişi başına aylık milli gelir 59.513,8 TL seviyesine ulaşırken, ortalama memur maaşı milli gelire oranla değer kaybederek bu tutarın %83'ü seviyesinde kalmıştır. ]Bu veriler, ekonomide kamuda çalışan memurların aldığı payın son 23 yılda yaklaşık %34 oranında azaldığını ortaya koymaktadır.
KAMU İŞÇİLERİNDE DURUM NEDİR?
2002 Yılı: Ortalama bir kamu işçisinin aylık ücreti, kişi başına düşen aylık milli gelirin 2,21 katına (yani %221'ine) denk geliyordu. İşçiler, milli ekonomik pastadan oldukça yüksek bir pay almaktaydı.2025 Sonu: Ortalama kamu işçisi ücretinin kişi başına düşen aylık milli gelire oranı 0,73 katına (yani %73'üne) gerilemiştir.Özet: Kamuda çalışan işçilerin milli gelirden aldığı pay son 23 yılda %67 oranında azalmıştır.
Anlaşılan Sayın Şimşek ya yanlış biliyor ya da yanlış bilgilendirilmiş. Tabii ki, en doğrusunu bilen, bizzat yaşayan memur, emekli ve kamu işçileridir.
CHP’ye yaşatılanlar öncelikli sıkıntıdır ve gerisi teferruattır.
Çünkü mesele hukuktur, demokrasidir, özgürlüktür ve en temel insan haklarıdır.
https://t.co/GthX7U2bZG
“Federasyon, ABD ve Almanya'da, ‘zaten ayrı olan devletlerin hayatta kalmak için birleşmesi’ sürecidir. Türkiye'de federasyon istemek ise ‘zaten bir bütün olan devleti yapay sınırlar çizerek parçalamaktır.’ Yani ilki birleştirir, ikincisi böler! “
https://t.co/7qM3SY8waJ
Kur korumalı mevduatta 100 milyar doların üzerinde servet transferi yapıldı. Bu paranın nereden geldiğini, kimin cebine girdiğini millet biliyor.
Bir yılda Türkiye’de ultra zengin sayısı %94 arttı. Dünyada 3. sıradayız.
Büyüme %3 ama ultra zenginler %94 artıyor.
Aynı yılda çiftçiye verilen buğday zammı: %22,2
Tarımsal girdilerin artışı: %34,3
Biri kazanıyor, biri kaybediyor. Kaybeden her zaman aynı kesim: çiftçi, emekli, memur, asgari ücretli.
Bu nasıl bir adalet anlayışıdır?
Elinizde ne menem bir karar var?
Size genel başkanlığı, banka hesaplarını, sosyal medyayı veriyor. Disiplin Kurulu’nu, Parti Meclisi’ni toplatıyor, grup Toplantısı çağrısı yaptırıyor; ama genel kurul yapmaya izin vermiyor. Kitabın neresinde yazıyor bu hesap?
Tek adam sistemi üzerinden kurulan yeni Amerikan vesayetini “devlet aklı” kavramıyla örtmek ve gizlemek isteyenler var. Buna karşı, “Devlet aklı, iktidarın dokunulmazlık zırhı değildir! Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir!” diyenler var.
https://t.co/zQyhnVl5nb