Karatepe Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’ndan selamlar.
Size bu satırları hemen yan hücremden gelen “Aşkın mapushanee, içindee ben mahkum” dizeleri eşliğinde yazıyorum.
Bir düzeltmeyle başlayayım; tanımadığım ve görüşmediğim bir avukat “Deniz bizi unutmayın dedi ” gibi bir bilgi yaymış. Ne böyle bir duygum var ne de öyle bir talebim oldu. Aksine sürekli beni paylaştığını öğrendiğim arkadaşlarıma şu mesajı yolladım: “Abartma be king, yaz böyle geçmez.” Hazır hayatımın ilk tekzibini yapıp kendimi bir şey sanmışken hız kesmeden ikinciyi de yapayım. Biraz gecikmeli olacak ama tutuklandığımı öğrenince söylediğim “neşemizi çalamazlar” mesajını tırnak içinde olduğunu vurgulayarak söylemiştim. Nöşömözü çolomozlor gibi. Ama adliyeden Twitter’a ulaşana kadar yolda ironik tırnaklar kaybolmuş. Bana bu haberler geç geldiği için özetle şöyle diyebilirim; romantik, arabesk ya da talepkar bir cümle duyarsanız bilin ki doğru değildir. Çünkü ruh halim — olumlu anlamda — üçünden de uzak.
Evet, Çorlu’da birinci ayımı doldurdum. Ankara, Çorum, Antalya ve İstanbul’dan sonra en çok vakit geçirdiğim şehir Tekirdağ oldu. Beş Şehir’i tamamladım. Gelirseniz gezdiremem ama şehrimizin en çok ziyaret edilen noktası olan cezaevine çoğu Tekirdağlıdan daha hakimim. En iyi köfteciyi herkes bilir.
Moralim yerinde, sağlığım iyi. Bir ay boyunca kötü hissettiğim tek bir an bile olmadı. Tabii ki cezaevi romantize edilebilecek bir yer değil. Bunu herkes bilir. Monopoly’de bile kodese girince sinir krizi geçiren arkadaşlarım oldu. Yine de adettendir, benden de duyun; cezaevine girmeyin mecbur kalmadıkça.
Aile, arkadaşlar, iletişim ve seyahat özgürlüğü, gözetlenmediğim bir oda, güneş, sahne, sokakta yürümek gibi mahrumiyetlerin yanında önemini burada anladığım şeyler de oluyor. Klavye ve bıyık makası benim için önemliymiş. Klavyeye hazırlıklıydım ama bıyık makası sürpriz oldu. Berber prosedürünü öğrenene kadar bıyıklar ağzımı kapattı. Kantin listesinde olmamasına rağmen şansımı deneyip “Bıyık makası?” diye dilekçe yazdım; cevap verilmeyen tek dilekçem oldu. Bir filmde dev makası olan bir adam gördüm. Çok özendim. Hayatımda ilk kez canım makas çekti. Neyse ki bıyığım Türkiye’de övgü alabileceği en kritik kişiden övgü aldı; ziyarete gelen Erkan Baş’tan.
Özetle cezaevine girmemeye çalışın ama işinizi olması gerektiği gibi yapmanın karşılığı buysa en huzurlu uykular burada uyunuyor. Sonraki gün yapacak işinizin ya da verilmiş sözünüzün olmaması da cabası.
Kaldığım cezaevi “Kuyu Tipi” olarak biliniyor. Bu konuda uzmanların, avukatların ve uzun süre tecrübe etmek zorunda kalmış insanların yazdıklarını okumanızı tavsiye ederim. Benim kısa süreli gözlemim; güneşsizlik, havasızlık ve sosyal izolasyonun kalıcı fizyolojik ve psikolojik zararlar vermesi kaçınılmaz. Sayımlar dışında insan sesi duymadan günleri, haftaları geçen mahkumlar var. Cezaevi deyince aklımızda canlanandan çok daha yalnızlaştıran bir sistem.
Ben belki kısa süreli olacağını umduğum için dışarıda da bazen yaptığım goblin moduna geçerek şimdilik uyum sağladım. Ama öğlen 7 metrelik duvarları olan avluda yüzüme gelsin diye güneşle köşe kapmaca oynamam gerekiyor. Yolu bir şekilde bu kuyuya düşen güvercin* ve dev çekirgeler duvarları aşamadıkları için benimle beraber kalıyorlar, haklarında CİMER şikayeti olmamasına rağmen. Yalnız hissettirmiyorlar. Gönderdiğiniz kitap kargoları ve şimdiden plastik komodinimin iki çekmecesini dolduran mektuplar hayatımdaki en kalabalık zamanımı yaşamamı sağladı hücrede. Hepsini okudum mektupların, kalışım uzarsa cevap da yazacağım. Yakın arkadaşlarımdan “Niye cevap yazmıyorsun şerefsiz, bu sefer turnede olmadığını hepimiz biliyoruz” tarzı mektuplar gelmeye başladı. WhatsApp’tan kurtuldum, bu sitemden kurtulamadım. Kitap hediyeleri ve mektuplarla memurlara ek mesai çıkardık. Size de, şikayet etmeden hızla yardımcı olan memurlara da teşekkürler.
Düzenli ziyarete gelen avukatlar da nefes oluyor. Cezaevinin yıldızları onlar. Ton balığını cezaevi kantinine ekleten avukatla tanıştım, çok heyecanlandım. Burada Oğuzhan Uğur’dan daha popüler. Dışarıya dair haberleri de onlardan alıyorum.
Okul arkadaşlarım başta olmak üzere dışarıda destek olan, dayanışma gösteren herkese de çok teşekkürler. Sabah 8 sayımlarında memurlar gelene kadar uyanık kalabilmek için “Bugün kim tutuklandı” temalı programlar izlemeye alışmışken, bir sabah ODTÜ Mezuniyet pankartlarıyla uyandım. Gözlerim doldu ilk kez. İyi ki varsınız. Athena Gökhan’ın törende benle ilgili yaşadığı kafa karşılığına çok güldüm. Sansürcü Punkçı da Türkiye’ye kısmetmiş.
Anarchy in THE UK
AcunMedya in Turkey
Böyle diyorum ama NATO ve Dünya Kupası bittiğinden beri Masterchef izliyorum. Açar açmaz orada da bir Karadenizli kazandı. Bütün ülkeyi kısık ateşte karadenize ettiler. (Deniz içerde şimdi ne şaka malzemesi biriktirmişsindir? Aynen kardeşim ful böyle notlar alıyorum, özür.) Burçin ve Tolğa favorim.
İlk hafta ülkeme dair moral tazelemek için Aktroll kanalları izledim; NATO Zirvesi Özel. Programlarda önce bana sövüp ahlak dersi veriyorlardı, sonra Donald Trump övüyorlardı, Türkiye için büyük şansmış varlığına duacılar. Ben de dersimi aldım.
“Değerleri aşağılayan komedyen” den, “Değerli dostum”a terfi etmek için eksiklerim:
- Epstein ile kanka olmak
- Gazze’yi Netanyahu ile birlikte tatil köyü yapma vaadi
Bir kelime şakası ve bir didaktik çıkış yaptığıma göre aylık güncellememi sonlandırabilirim. Hala kararlıyım, Moby Dick’i bitireceğim. Geçen öyle yazdım ama elime geçmedi henüz. Diğer kitaplar geldi, Moby Dick hala kontrolde. Cezaevi okuma komisyonu da bitiremiyor, bela bir kitap. Aslında cezaevi kütüphanesi çok iyi, Chomsky bile var. Belki o da Epstein kontenjanından girmiştir.
(*) 2 haftadır benimle yaşayan güvercin Leo ile tanıştığımız günün öyküsünü yazdım, Uğur Gürsoy Uykusuz Ağustos sayısında çizdi. Benim yerime de okuyun, buraya Uykusuz sokamıyormuşuz.
Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.
memleketin yeni nilüfer göle'lere ihtiyacı yok, o devir kapandı. laikliğin yeni sömürgeci bir mekanizma olarak türkiye'ye dayatıldığı falan, o kadar boş tezler ki bunlar, oturup bilimsel olarak karşı argüman bile koymak bile lüzumsuz.
Faslı göçmenler İspanya anakarasına (Avrupa'ya) geçmedi. Sebte (Ceuta) Kuzey Afrika kıyısında, Melila ile birlikte İspanya'ya bağlı özerk kent ve ikisi de Schengen kapsamında değiller. Avrupa'nın sağcı medyasında (Sanchez'i zor duruma düşürmek için) özellikle bu ayrıma dikkat etmeden haberler yapıldığını gördüğüm için yazdım. Bizde de haritaya bakmadan haber yapanlar varsa uyarı olsun
#SONDAKİKA | Özgür Özel:
Erdoğan'la biz siyasi rekabet ediyorduk. 23 senedir bizi yeniyordu. Son sene biz yendik.
Biz yenince Erdoğan masanın altından balta çıkardı. Kafamıza baltayla vurdu.
Biz de bu saldırısının karşısında bir yıl mücadele verdik. Partimizi elimizden aldı, başkasına verdi.
Yeni Parti'mizi kurduk. Yeni Parti'ye saldırı olur mu? Olmayacağının güvencesi yok ama bir tek şeyi bilmesi lazım.
Ben 10 yaşında yatılı okula gittim. Çok kavganın içinde oldum. Ben adam dövmeyi öğrenmedim. Dayaktan yılmamayı öğrendim.
Birinin iyi kavga edip etmediğine bakmayın. Dayaktan yılmıyorsa ondan korkun.
Ben dayaktan yılmam. Haksızlığa, saldırıya karşı mücadele azmimi kaybetmem. Ne yapıyorlarsa yapsınlar.
Kaynak: Halk TV
1970’lerde CHP’nin siyasi söylemindeki en temel karşıtlık, “çağdaş olan” ile “çağdışı olan” arasındaydı. Hatta neredeyse herhangi birinin CHP’li olduğunu bu iki kelimeyi kullanmasından anlayabilirdiniz. Ecevit her şeyden önce “çağdaş bir düzen” vaat ediyor; AP, MHP ve MSP’yi ise
Soru: "Salah isminin taraftarda yarattığı bir beklenti var. Bu beklentiyi Salah'ın olmadığı senaryoda nasıl karşılamayı düşünüyorsunuz?"
Önder Özen: "Bu tamamen şahsi düşüncemdir. Elbette Mario Gomez gibi büyük yıldız Beşiktaş'ta oynadı ve şampiyonluk yaşadı. Quaresma gibi bir süper yıldız Beşiktaş'ta top oynadı ve şampiyonluk yaşadı. Ben çocuktum; Beşiktaş'ın şampiyonlukları daha düşük maliyetli, belki şöhreti çok yüksek olmayan ama ciğerden oynayan oyuncularla gelmişti. Çoğu öz kaynak üzerinde veya yerli, kulüp aidiyeti yüksek oyuncularla gelmişti. Beşiktaş'ın taraftarları ile futbol takımı arasında gerçek bir organik bağ var, diğerlerine göre daha fazla organik. Hiç inorganik olmayan bir yıldızın peşinden sürüklenerek gidilmiş bir bağ değil; bir kimliğin peşinden giderek kurulmuş bir bağ var. Ben böyle görüyorum. Elbette zaman değişiyor, elbette bir Z kuşağı gerçeğimiz var, elbette hayat değişiyor. Ben şunun değişmesine bir türlü razı gelemiyorum: Beşiktaş'ın taraftarı ile kurduğu bağın tipinin değişmesine ben razı gelmiyorum. Buna razı gelmeyecek çok sayıda Beşiktaşlı olduğunu da düşünüyorum. Bu arada ben bunu bir Beşiktaşlı olarak söylemiyorum, Beşiktaş'a dışarıdan bakan birisi olarak söylüyorum. Gıpta ile bakan, imrenerek bakan birisi olarak söylüyorum. Bu bağ değişmemeli. Bir yıldızın, bir ışıltının peşinden giden insanlar değil Beşiktaşlılar; alın terinin peşinden giden insanlar. Ben böyle gördüm çocukluğumda da gençliğimde de hatta yetişkinliğimde de. Beşiktaş'ın bütün şampiyonlukları daha az maliyetli kadrolarla, ışıltısı daha düşük ama enerjisi büyük, yüreği büyük oyuncularla gerçekleşti. Ben öyle gördüm. Son şampiyonluk buna dahil. Rıdvan oradaydı, çocuktu daha. Ersin kardeşimiz oradaydı, çocuktu daha. Yaşıtları babalarından harçlık alıp okula gidiyorlardı. O iki tane gencimiz Beşiktaş ile şampiyonluk yaşadılar. Atiba 40 yaşına geliyordu ama böyleydi. Onlar getirdiler, Sergen Hoca ile beraber onlar getirdiler son şampiyonluğu. O sırada diğer ekiplerin minimum 2 katı maaş bütçesi vardı. Maaş bütçeleri çok daha kalabalıktı, yıldızları vardı, büyük oyuncuları vardı ama Beşiktaş şampiyonlukları bu şekilde kazandı. Şimdi de mi böyle? Hayır, böyle değil. Mutlaka 1-2 tane yıldız olacak ama lütfen şunu görmezden gelmeyin: Türkiye'nin bir numaralı orta saha oyuncusu Beşiktaş'ta oynuyor. Ligin bir numaralı orta saha oyuncusu Orkun Kökçü Beşiktaş'ta oynuyor. Yıldızı dışarıda aramayalım, kendi oyuncumuz var. Bir büyük oyuncuya sahibiz, üstelik yerli ve Türk bir oyuncuya sahibiz. Sırtında 10 numara var, kolunda pazıbendi var, Beşiktaş'ın kaptanlık bandı var. Öyle 3 kişiye de kaptanlık yapmıyor, 23 kişiye yapıyor. Yani kimi kaptan 3 tane, 4 tane yakın arkadaşına kaptanlık yapıyor ama bizim kaptanımız 23 kişiye kaptanlık yapıyor. Herkese yapıyor. Soyunma odasını avucunun içinde tutuyor hocasıyla beraber. Öyle bir oyuncumuz var, öyle bir yıldızımız var. Trossard; Dünya Kupası'nda verimlilik sıralamasına baktınız mı? Biz tüm metriklere baktık. Dünya Kupası'nda 48 ülkeden 25'er oyuncuyu çarpın, kaç tane oyuncu katılmış... İçlerinden verimlilik puanı 17. sırada. Oradaki en özel performanslardan bir tanesini gösterdi. Belçika Milli Takımı'nda kupaya başlarken yıldız ve etrafında toplanan oyuncu başkaydı ama 2. maçtan itibaren sazı eline alan oyuncu Trossard oldu. Bu büyük oyuncu, bu büyük oyuncu Beşiktaş formasını giyecek. Salih burada, Nübel burada. Alman milli takımının ikinci kalecisi. O bizim yıldızlarımızdan bir tanesi. Yarın Doğan yıldızlarımızdan bir tanesi olacak. O benim gönlümde yıldız, herkesin gönlüne de girecek eninde sonunda. Beşiktaş'ta yıldızlar var, daha da gelecek olanları var. Beşiktaş'ın bir diğer yıldızı da oyunu olacak. Biz buna yemin ettik, bir söz verdik. Eskisinden daha iddialı konuşabilirim. Hoca ile ilk tanıştığımız günden itibaren yani onu zaten ilk izlerken beni heyecanlandırıyordu Fiorentina'dayken, Spezia'dayken, Bologna'dayken. Tanıştıktan ve antrenmanları gördükten sonra inancım çok daha arttı. Beşiktaş'ın yıldızı oyunu olacak. Şunu iddia ediyorum: Eğer biz kendi planlamamıza devam edebilirsek, transfer hedeflerimize ulaşabilirsek, bir yılı tamamlayabilirsek Beşiktaş çok acımasız bir ekip olacak önümüzdeki senenin başında. Ben o günü görürüm, görmem bir şey diyemem ama eğer bu proje devam ederse Beşiktaş ligin en acımasız ekibi olacak, bunu biliyorum. İçinde yıldızı olur olmaz, insanlar beğenir beğenmez onu bilmiyorum ama çok acımasız bir ekip olacağını biliyorum. Burada antrenman sahasında görüyorum."
Ahmet Altan ve Neşe Düzel'in programıydı. 1994 seçimlerine giderken. Hatta seçimden birkaç ay önce. Rahmetli Ercüment abi Refah Partisi'ni sert eleştirirdi. Erdoğan da ta o zaman partinin "yenilikçi" kanadının temsilcisiydi. Biz de onun tarafındaydık. Belediye başkanı seçildikten sonra tüm enerjimizle bu yenilenmeye katkı yapmaya çalıştık.
Yaptık da. Ellerinde ne birikim varsa 90'lı yıllarda seferber olduğumuz çabanın ürünü.
Peki, sonuç?
Eski Türkiye'de, ağır eleştiri yazıları yazdığım halde geçirdiğim hiçbir soruşturmadan ceza almadım. Erdoğan'ın yeni Türkiye'sinde hiçbir şey sayılmayacak basit eleştiri yazıları yüzünden hapis cezaları aldım. Belediyedeki işimden attılar. Maişet derdine düşecek hale getirdiler beni.
Kesmedi, hakim savcı sınavını art arda üç kez kazanan iki üniversite mezunu kızımı uydurma mülakatlarda reddettiler. Bizim eski gençlerden, AK Parti'nin kıdemli yöneticisi, benim yüzümden kızımın reddedildiğini açıkça söyledi.
Müslüman radikalizminin acımasızlığı diğer bütün zulümlerden açık ara ileridedir.
Umarım bu haksızlıkları muhakeme ve muhasebe edecek bir Tanrı vardır. Ateistler haklıysa ve yaptıkları yanlarına kâr kalacaksa ziyan olmuş bir hayat yaşamışız demektir.
YENİ Parti’yi kuran, milletimizdir.
İşçinin YENİ Partisi
Emeklinin YENİ Partisi
Memurun YENİ Partisi
Esnafın YENİ Partisi
Çiftçinin YENİ Partisi
Kadınların YENİ Partisi
Gençlerin YENİ Partisi
Türkiye’nin YENİ Partisi…
Hayırlı, uğurlu olsun.
Londra’da “Ancient Lights” diye ilginç bir kural var (kadim ışık hakkı). Bir binanın penceresi 20 yıldan fazla süredir aynı yerden ışık alıyorsa, çevresinde ışığı engelleyecek bir inşaata izin verilmiyor.
Özellikle "Odyssey filmine gideceğim ama hikâyeyi hiç bilmiyorum" diyenler için iyi bir başlangıç videosu: Odysseus'un çileli hikâyesinin baştan sona felsefi derinliğiyle birlikte anlatımı, Luc Ferry'den.
Çok eskiden yayınladığım bu videonun çevirisini bugün tekrar elden geçirdim. Yeni versiyonu daha derli toplu oldu.
İyi seyirler :)
Arsenal kulüp üyesi ve Beşiktaş kongre üyesi olmam sebebiyle, son günlerde her iki kulübün taraftarlarından da olası Leandro Trossard transferi hakkında çok sayıda soru alıyorum. Konuyla ilgili bazı noktalara açıklık getirmek istedim. Çünkü görüyorum ki mesele artık sağduyudan ziyade duygusallık üzerinden değerlendiriliyor. Ne yazık ki bu ortamı, insanların duygularıyla oynayarak etkileşim peşinde koşan sözde gazeteciler de daha da körüklüyor.
Öncelikle kronolojiye bakalım.
Belçika Milli Takımı 30 Mayıs’ta kampına girdi. Arsenal ise 31 Mayıs’ta Londra’da şampiyonluk kutlamasını gerçekleştirdi. Trossard, bu törene katılmak için yaklaşık 12 saatliğine Londra’da bulundu ve ardından doğrudan ülkesine dönerek milli takım kampına katıldı. Bu süreçte ne Arsenal ile ne de başka bir kulüple transfer görüşmesi yapabilecek zamanı veya imkânı vardı.
Ayrıca gerek Belçika Milli Takımı’nda gerekse ABD’deki Dünya Kupası kampında herhangi bir kulüp yetkilisinin ya da menajerin oyuncularla transfer görüşmesi yapması mümkün değildir. Böyle bir ortam zaten buna izin vermez. Bir düşünün; Türkiye Milli Takımı Dünya Kupası çeyrek finalindeyken en önemli oyuncularından birinin transfer görüşmeleri yaptığı ortaya çıksa, ilk başarısızlıkta nasıl eleştirileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.
Trossard’ın bağlı olduğu FOKUS menajerlik şirketinin temsilcilerinin İstanbul’da bulunmasının sebebi ise Trossard değildir. Onların Türkiye’deki gündemi temsil ettikleri Salih Özcan transferidir. Bildiğim kadarıyla o transfer de artık tamamlanmış durumda. Hayırlı olsun.
Gelelim işin gerçek transfer boyutuna.
Arsenal’in bu yaz sol kanattan Martinelli veya Trossard’dan biriyle yollarını ayırma ihtimali bulunuyor. Ancak bu karar bugünden verilmiş değil; şartlar belirleyici olacak.
Martinelli’nin daha genç olması önemli bir avantaj. Her ne kadar geçen sezon beklenen seviyenin altında bir performans sergilese de, Avrupa piyasasında hâlâ ciddi bir değeri var. İsmi zaman zaman Real Madrid ile de anılıyor. Eğer Arsenal’in beklentilerini karşılayacak seviyede yüksek bir teklif gelirse ayrılması muhtemel isim Martinelli olacaktır. Böyle bir teklif gelmezse bu kez Trossard için gelecek teklifler değerlendirmeye alınacaktır.
Günlerdir dolaşan ve daha sonra yurt dışındaki bazı hesaplar tarafından da paylaşılan “17+2 milyon sterlinlik teklif” iddiasının kaynağı ise tamamen Türkiye merkezli bir X hesabıdır.
Bunun yanında, “Trossard’ın ağabeyiyle görüştüm” diyerek haber yapan kişiler de oldu. Ancak Trossard’ın ağabeyi yok; yalnızca bir kız kardeşi bulunuyor. Bu bile ortaya atılan bazı iddiaların ne kadar özensiz hazırlandığını göstermeye yetiyor.
Benzer örnekleri daha önce de yaşadık. Birkaç yıl önce bütün yaz boyunca Anderson Talisca transfer haberleri servis edilmiş, transfer gerçekleşmeyince de gerçeği yansıtmayan “son anda bozuldu” türü haberlerle durum kurtarılmaya çalışılmıştı.
Özetle, bugün itibarıyla bana ulaşan güvenilir bilgilere göre Trossard cephesinde yeni bir gelişme bulunmuyor. Oyuncunun şu anki önceliği, dünyanın en büyük futbol organizasyonu olan Dünya Kupası’nda başarılı bir performans sergileyerek değerini daha da artırmak. Böyle bir turnuva öncesinde ya da turnuva devam ederken transfer konusunda karar vermesi hem profesyonellik açısından hem de zamanlama bakımından oldukça mantıksız olurdu.
Kısacası, şu an için ortada kesinleşmiş bir transfer süreci yok. İleride olursa paylaşmaya çalışırım. Umarım bu açıklamalar, son günlerde oluşan bilgi kirliliğini biraz olsun gidermeye yardımcı olmuştur. Her iki büyük takımım için hayırlısı neyse onu dilerim.
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
Tarihte bugün...
"Camide içki içtiler Kabataş'ta başörtülü bacımı yerlerde sürüklediler üstü çıplak 70 adam falan filan görüntüleri bu cumaya" denmesi ve iftiracılar için hiçbir şey yapılmamasının üzerinden geçen 701. cuma.
Komedyen Deniz Göktaş’ın tutuklanmasına TİP milletvekili Ahmet Şık’tan sert tepki: “Hırsıza hırsız, katile katil, diktatöre diktatör diyemediğin bir rejimde, rejimin adını ne koyalım?”