2023 seçimleri öncesinde Nevşin Mengü'nün bahsettiği, 6'lı Masa'ya yönelik açık mektubu kaleme alan siyaset bilimcilerden biriydim. Yaklaşık 75 meslektaşımla birlikte, cumhurbaşkanı adaylığı ve ortak liste stratejisi başta olmak üzere 6'lı Masa'nın işleyişine dair 6 temel soru sormuş, sorunlu gördüğümüz noktaları kamuoyuyla paylaşmıştık. Aslında bunlar gazetecilerden siyasetçilere kadar herkesin sorması gereken sorulardı ama çok azı bunu yaptı. O dönem @nevsinmengu bizi programına davet etti; birçok haber sitesi de metni yayımladı. Bu konuları tartışmak için önemli bir fırsat doğmuştu.
Ancak o dönemde muhalefet liderlerinden hiçbirisi bu sorulara yanıt vermedi. Tam tersine, tartışma alanı daraltılmaya çalışıldı. Yurt dışında yaşayan bir akademisyen bizi “darbe çığırtkanlığı” ile suçladı. Gelecek Partisi'nde genel başkan danışmanı olan bir çocuk seçimden sonra insan içine çıkamayacağımızı söyledi. Bugün Kılıçdaroğlu eleştirisi yapan birçok yorumcu ise o gün bu sorulara yanıt vermemeyi ve KK'yı desteklemeyi tercih etti. Sosyal medyada çeşitli CHP ve KK trollerinin saldırılarına maruz kaldık. Biz görüşlerimizi dile getirmeye devam ettik. Ancak seçimlere kadar kamuoyunu ikna edecek bir tartışma zemini oluşmadı.
Bence bu hikâyenin asıl önemi geçmişte kimin haklı çıktığından çok, Türkiye'de muhalif çevrelerin eleştiriye nasıl yaklaştığını göstermesinde yatıyor. Siyasi aidiyetler ve kişisel kariyer hesapları, sağlıklı bir tartışmanın önüne geçtiğinde hatalar büyüyor ve bedelini milyonlar ödüyor.
3 Mart 2023 günü, aralarında tanıdıklarımın, arkadaşlarımın olduğu büyük bir kalabalığın tepkisiyle karşılaştım. Dokuz yüzün üzerinde hakaret ve tehdit mesajı aldım. 2 yaşındaki çocuklarıma bile küfürler edildiğini gördüm. Öyle ki, 4 mart günü dışarıya çıkarken eşim tedirgin olduğunu söyledi bana. Üniversitede insanlar selam vermeden yanımdan geçmeye başladı. Mazimiz olan insanlar tweetlerinde, yayınlarında bana pasif agresif bir tavırla laf atmaktan çekinmedi.
Bu insanların hepsi seçimin kazanıldığını ve Kılıçdaroğlu’nun hem mükemmel bir insan hem de mükemmel bir aday olduğunu düşünüyordu.
Ben muhalefetin birarada olması fikrini hep savundum ve bunu seçimi kazanmak için elzem gördüm. Lakin Altılı Masa ile Kılıçdaroğlu’nun bu muhalefet birlikteliği fikrini istismar ettiğini, hatalı bir muhalefet mimarisi inşa ettiğini, kendi adaylığı için insanlara ucuz bir tiyatro izlettiğini düşündüm. Bütün gücümle bunu hem yazılarımda hem de yayınlarımda anlatmaya çalıştım. 74 siyaset bilimi akademisyeni tarafından imzalanan “Altılı Masa’ya Sorular” bildirisini sevgili Berk Esen ve Tuğba Bozçağa ile birlikte organiza ederek yayınladık.
Bir yanda da Kılıçdaroğlu adaylık sektörü, medyaya, araştırma şirketlerine, PR ajanslarına para yağdırıyor, parti içi aktörlere sözler ve koltuklar vaat ederek disiplini sağlıyor, masadaki 4 partiye de vekil kontenjanı, veto hakkı ve kabinede 8 koltuk sözü vererek ilerliyordu.
2023 sonrasında dahi bu çirkinlikle, bu sinsi bu entrikacı siyasetle yüzleşilmedi. Üstü örtüldü, seçim mağlubiyetine ufak bir tatsızlık muamelesi yapıldı. Kurban keçileri bulundu, birçok insan “akp ajanı” olarak ifşa edildi ve boşluklar el çabukluğuyla doldurularak devam edildi.
Geldiğimiz noktada, bana 3 Mart günü hakaret eden insanlara, selam vermeyenlere, arkamdan konuşanlara karşı hiçbir kızgınlık ya da kırgınlık beslemiyorum. Onlar, Malmö maçında olağanüstü romantik bir maç çıkartan ve hırsından dolayı kendi kalesine uçan vole ile efsane bir gol atan Recep Çetin gibiler benim için. Kazanmak istiyorlardı ve büyük bir inançla hücum ettiler.
Ama bile bile, olacakları göre göre bu millete yalan söyleyen hiç kimseyi affetmiyorum. Benim için yanlış bir şeye inanmaktan daha büyük kusur gerçeğin ne olduğunun bilinmesine rağmen yanlış bir şeye inanmaktır. Kötülüğün tarifi tam olarak budur hatta.
Kılıçdaroğlu'nun yanlış aday olduğunu, kurmaya çalıştığı ittifak yapısının antidemokratik ve sorunlu olduğunu anlattığım için 2023 seçimleri öncesi türlü saldırılara ve dijital zorbalığa maruz kaldım. Buna rağmen 6 Mart 2023'te Kılıçdaroğlu aday yapılıncaya kadar eleştirilerimi sabırla sürdürdüm çünkü 2023 seçimlerinin muhalefet açısından son ciddi fırsat olduğunu düşünüyordum.
O dönem muhalif siyasetçi, gazeteci ve analistlerin çoğu, perde arkasında neyin döndüğünü bilmelerine rağmen sustu; kamuoyu önünde yanlışları anlatan yalnızca birkaç akademisyen ve yorumcu kaldı. Ben de aday kesinleştikten sonra eleştirilerimi paylaşmadım.
2023 seçimleri sonrasında CHP'de yönetim değişikliği bu çıkarcı yapıdan kurtulma ve özeleştiri yapma fırsatı yarattı. Ancak benim “Kılıçdaroğlu adaylık endüstrisi” diye tanımladığım ilişki ağı büyük ölçüde varlığını korudu. 2024 yerel seçim başarısı sonrası iktidarın elindeki baskı gücü ve Kılıçdaroğlu'nun işbirlikçi çizgisi ciddiye alınmadı. Bu konuda her fırsatta uyarılarımı iletmeye çalıştım.
Ne yazık ki, Kılıçdaroğlu büyük ölçüde itibarını korudu; aynı hatalı analizleri yapan isimler ise konuşmaya devam etti. Aynı anket şirketlerinin anketleri üzerinden siyaset yorumlandı. Bugün yaşanan mutlak butlan krizinin arkasında da bir ölçüde bu hesaplaşmanın yapılmamış olması yatıyor.
Muhalefetin önümüzdeki dönemde aynı hataları yapmaması için kendisi bir özeleştiri ve yüzleşme sürecine girmeli. Öncelikle 2023 seçimlerinde yapılan bu hatalar tespit edilip samimiyetle konuşulmalı. Aynı hataların tekrarlanmaması için belirli kimlik ve ilişki ağları sayesinde etkisini sürdüren danışmanlara, yorumculara ve anket şirketlerine mesafe konulmalı.
Türkiye’nin medyan yaşı 34. Artık yalnızca siyasette değil, akademide, medyada, sivil toplumda ve muhalefetin karar alma mekanizmalarında da yeni kuşakların önünün açılması gerekiyor. Muhalefete yönelik her eleştirinin birilerinin siyasi hesabına zarar verdiği gerekçesiyle bastırıldığı bir ortamdan sağlıklı bir siyaset çıkmaz.
Süreç değerlendirmesi yapıyoruz; "CHP/Özel neyi yanlış yaptı söylesene!" diyorlar. Kardeşim yazmışız işte neyi yanlış yaptığını.
Bir de şu "CHP sizin istediğiniz gibi Türkçülük yapmayacak!" tatavası var.
Duyan da sanacak ki Özgür Özel kımız içip ata binerken geriye doğru ok atsın istedi insanlar.
CHP Genel Başkanının Cumhuriyet'in kurucu ilkelerine sahip çıkması zaten olması gereken değil miydi? Bunun solla, sosyal demokrasiyle uyumsuz olacağına kim inandırdı sizi?
Bu ülkenin kurucu partisi olduğu iddiasındaki partinin, ulusu oluşturan eşit yurttaşlarının iradesine dayalı bir çağdaş bir Cumhuriyet projesini savunmasını istemek "tu kaka milliyetçilik"; aynı partinin etnikçilerle, bilumum Cumhuriyet düşmanıyla iş birliğini savunmak ilericilik, demokratlık, öyle mi?
Çürüdü kardeşim bu Taraf-Radikal 2 çizgisi fonlu demokrat tezleriniz, epey oldu. Ziya Paşa'nın dediği gibi, "Siz herkesi kör âlemi sersem mi sanırsınız?"
Demokrasimizin en dip anındayız. Benim gibi şu anda Halk TV ekranında bu anları izleyen Kemal Kılıçdaroğlu bu hale getirilen genel merkeze girip "Ben Genel Başkan'ım, ben CHP Genel Başkanı'yım" diyecek öyle mi? Vallahi bravo!.
Kemal Bey’in tarzı şu; olaylar onun dahli olmadan bir şekilde gelişiyor ve istediği makam bir şekilde ona nasip oluyor. Mesela Altılı Masa sürecinde, Kemal Bey aday olmuyor; onu diğer partiler aday gösteriyor ve o bu görevi kabul etmek zorunda kalıyor. Perde arkasında 4 küçük partiyle yaptığı vekil pazarlıkları ve Akşener’i linç etme organizasyonu ise ustalıkla etrafındakiler tarafından organize ediliyor ama bundan ne hikmetse Kemal Bey’in haberi olmuyor.
Mutlak butlan davasında da, mahkemeler çalışıyor, tanıklar konuşuyor, gazeteciler gündem yaratıyor, iktidar ile ilişkiler kuruluyor ama Kemal Bey bu süreçte yine bir aktör değil. O, kendi inisiyatifi dışında alınan mahkeme kararını kerhen uygulayan bir CHPli sadece. Hatta CHP’nin kendisine teşekkür etmesi gerektiğini düşünüyor.
@fbekim + sistem herkesi iş yapamaz hale getirdi. İhtilal yaptılar vermiyorlar tamam da ölen hepimiziz. Devletle aramızdaki sözleşmede tüm sistem iflasa sürüklenirken "ne de güzel doktor dövdüm, ne de güzel öğretmeni şikayet ettim" demesinin kendisine de faydası yok.
@fbekim Ben de işçi çocuğuyum (beyaz yakalı işçiyim) sgk hastanesine giderdik. Eğer ufak tefek birşeyimiz varsa önce Fiskobirlik'in işyeri doktoruna giderdik. Ben o yaşananları yaşamadım. Sgk hastaneleri her yerde olmasa da ülkenin büyük kısmında sorunluymuş tamam. Ama hocam, Cimer denen
2002’den beri Türkiye’de muhalefetin ana yükünü seküler orta sınıflar taşımasına rağmen, her meselede en kolay hedef alınan kesim de yine onlar oluyor. Çünkü etnik ve dini hassasiyetlerle siyaset yapan gruplara dönük eleştiri o kesimlerin yoğun tepkisiyle karşılaşıyor ama orta sınıfları suçlamanın hiçbir maliyeti yok.
Seküler orta sınıflar, ödedikleri vergi karşılığı ancak çok kalitesiz kamu hizmetine ulaşabiliyor ve iktidarın ekonomik politikaları nedeniyle sistematik olarak fakirleşiyor. Bürokrasi ve yerel yönetimlerde kimlik ve hemşehri ağlarının dışında kalıyorlar; parti örgütlerinde sistematik olarak geri plana itiliyorlar. Üstelik muhalefet partileri de birçok ülkede siyasetin merkezinde yer alan orta sınıflara somut bir vizyon sunmuyor; taleplerini dinlemiyor, aday tercihlerini dikkate almıyor. Halbuki seküler orta sınıf, gelirlerinin ve zamanlarının büyük kısmını çocuk eğitimi ve yaşlı bakımına ayırmalarına rağmen, yine de muhalefete destek veriyor, sandıkları koruyorlar.
Seküler orta sınıf sadece eleştirileceği zamanlarda grup olarak hatırlanıyor. Onun ötesinde, siyasi söylem, miting konuşmaları, tartışma programlarında bahisleri bile geçmiyor. Aynı eleştirel dilin Kürt siyasi hareketine ya da muhafazakar çevrelere yöneltildiğini ise pek görmüyoruz. Ekonomik koşulların daha elverişli olduğu dönemlerde otoriterleşmeye yeterince tepki vermeyen kesimler çoğu zaman eleştiri dışı kalıyor. Ya da Gezi döneminde ve günümüzde iktidarla müzakere ettikleri için yaşanan ciddi hak ihlallerine büyük oranda gözünü kapatan Kürt siyasi hareketine de çok anlayışlı yaklaşılıyor.
Varsa yoksa seküler orta sınıflar eleştiriliyor; ama ne siyasetin merkezine alınıyorlar ne de temsil ediliyorlar.
Bu yaklaşım, İnsanların otobüs biletini pahalı bulduğu için otomobil kullandığı varsayımına dayanıyor. Yani pahalı buldukları bir hizmetten daha fazla para harcayarak kaçtıkları gibi irasyonel bir varsayım bu.
Ücretsiz taşımacılık yerine, Kızılay merkezli toplu taşıma anlayışını terk etmek, insan hareketliliğini tespit ederek yeni ulaşım rotaları çizmek, paralel hatlar kurmak gerekiyor. (Metro işini maalesef lafım havada kalmasın diye söylemiyorum bile. ) Bunun için gerekirse halk otobüsü-dolmuş-taksi lobisi ile çatışmayı göze almak gerekiyor.
Giresun’da 68 yaşındaki Abdullah Coşkun hocamızı eşinin yanında döverek ölümüne neden olan İlhan İhtiyaroğlu adlı cani kamu hastanesinde güvenlik görevlisiymiş!
KATİLİN ADI İLHAN İHTİYAROĞLU • Abdullah Coşkun, 68 yaşında emekli bir öğretmendi. Kanseri yeneli sadece bir hafta olmuştu. Öğretmen maaşıyla iki çocuğunu tıp okutan, kızının tedavisiyle kendi hastalığını da atlatan amcamız; yara almadan kurtulduğu maddi hasarlı kazanın ardından çıkan kavgada, 38 yaşındaki bir cani tarafından demir levye ile katledildi.
Kızının çağrısı: “#AbdullahÖğretmen için adalet. Bu katilin en ağır şekilde cezasını alması için bize destek olun. Duyun, duyurun sesimizi!!”
İçinde yaşadığımız siyasi sistem her ne kadar izin vermese de herkesi aynı anda temsil edemezsiniz, herkese boncuk dağıtamazsınız. Kurucu değerlerle derdi olanlarla aynı yerde olmamız mümkün değil.
Niyeyse kendisine hiçbir şey dememiş olmama rağmen beni engellemiş Orhan Sarıbal. Şimdi öğrendim. Fakat şunu netleştirmek gerekir: Kemalizm ve Cumhuriyet’in kurucu değerleriyle bir derdi olan kimsenin Cumhuriyet’in kurucu partisinde bir yeri olmaması gerektiği fikrindeyim. Kendisi yanlış hatırlamıyorsam, KK kliğine mensuptu; eğer Cumhuriyet’in kurucu partisi iddiamızı, başımız dik ve göğsümüz kabarık biçimde dile getirmek istiyorsak, artık bu konuda bir şey yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Acaba Türklere, Kürtlere, Lazlara, Çerkezlere ve daha nice etnik kökene ayrı ayrı konuşmayı bırakıp, "İNSANLAR"a mı konuşsa siyasiler? Duyguları, fikirleri, istekleri, beklentileri, umutları olan insanlara...
Özgür Özel:
"Kürtleri DEM'den ibaret gören kafayı reddediyorum. Siyaseti bundan ibaret görmeyi reddediyorum. CHP, Kürtlerle ilişki kurmak için kimseyle anlaşma yapmak zorunda değildir"
Unutulmaması gereken gerçek: CHP'nin iki yıl içinde dördüncü kez kurultay yapmasının ana nedeni siyasi iktidarın yargıyı kullanarak eski başarısız genel başkanı partinin başına geçirmeye çalışmasıdır.