#kadirinanır Canlandırdığı onlarca karakterle hayatımıza dokundu. Kimi zaman suskunluğuyla, kimi zaman bakışıyla, kimi zaman da dimdik duruşuyla hafızalarımıza kazındı. Bugün, sanki çocukluğumdan ve gençliğimden bir sayfa sessizce koparıldı.
Hoşça kal usta...
Bir evladın babasına yazdığı satırları okuyunca düşündüm...
Bazı insanlar, yıllar geçse de babalarının öğrettiği saygıyı yanında taşır; bazıları ise yaş aldıkça nezaketi yolda bırakır. İyi insanların yetişmesine emek veren tüm babalara selam olsun.#pazar#babalargünü
BABAMA...
“14 yaşında düştüm yola, gurbete, köyde anne yok, baba yok ne yapacaktım? Köyden Zara'ya yürüdük" der, anlatırdı babam.
"Kulaksız Çöpçüler Koğuşu’nun orada 20 kişi bir evde kalırdık. Gündüzcüler kalkar, gececiler yatardı ama yataklar hiç boş kalmazdı. Araba falan nerede, koşarak giderdik işe… Sonra, Maksim'de bulaşıkçılık yaptım, taksicilik yaptım, sonra askere gittim" derdi.
Askerlik anıları hem babam için hem Türkiye siyasi tarihi için bir tanıklıktı. Şöyle anlatırdı: “Deniz'i, Yusuf'u, Hüseyin'i idam eden mahkeme hakiminin şoförüydüm. Komutanı bırakır kapı arasından dinlerdim duruşmaları. Gelir giderken Deniz'i izlerdim. Koç yiğitti, boylu posluydu, aslan gibiydi. Annesiyle babası gelir tel örgülerin orada otururdu, izler üzülürdüm. Bir gün yanlarına gittim gizlice, ellerini öptüm, ‘Ben hakimin şoförüyüm’ dedim. Ana, 'Hakim ne diyor evladım bizim çocuklar için?' diye sordu. Ben de, ‘Bir şey der mi bana anacığım’ dedim ve boynum bükük ayrıldım yanlarından’ der, titreyen sesiyle anlatırdı o günleri.
Askerden gelip, Beyoğlu Belediyesi'nde şoför olarak işe girmiş babam. Çöp kamyonu kullanır, sokak sokak gezermiş Beyoğlu'nda. Her gün gittiği sokaklardan birinde çöpünü aldıkları evlerden birinde bir kız görmüş, sevmiş ve böyle evlenmişler annemle...
Üç kardeştik, çocuktuk, babamız evde olmazdı çoğunlukla, sabah 5'te kalkar belediye işine gider, öğleden sonra 3’te taksiye çıkar, gece 12’de eve gelir yatardı. Yatmadan teybe bir kaset koyar; ya Papur, ya Aşık Gülabi dinler, öyle yatardı. Belki de tek keyfiydi o.
Sadece Pazar günleri görürdük babamı. Öyle yoğun çalıştı yıllarca, ekmek aslanın ağzında derdi.
Ablam, abim, ben okuyalım diye her fedakarlığı yapardı, yemez yedirir, giymez giydirir derler ya, o fedakarlıkla, 'Yeter ki okusun çocuklar' derdi. Belki de yaşamadığı çocukluğunu, görmediği mevkileri, çalışarak geçen gençliğinin, yitip giden yıllarının, ezilmişliğinin bedeli olarak çocukları, bizler, güzel yerlerde olalım, okuyalım istiyordu.
Babam; artık büyüdük, evlendik, gelinlerin, damadın oldu, 7 torunun oldu.
Oğlun, o çöp kamyonunun direksiyonunda ter döktüğün, sokaklarını arşınladığın, Beyoğlu'na başkan oldu sayende. Her işçiye baktığımda sen aklıma geldin, seni gördüm gözlerinde, evlidirler, evlerinde onlar da evlat sahibidirler, belki de geleceğin başkanlarını yetiştiriyorlar diye düşünür, sana duyduğum saygıyı, sevgiyi gösterirdim tüm işçi kardeşlerime.
Senden öğrendim ben, “Emek en yüce değerdir” demeyi.
Başkan oldum, çok çalıştım baba, şimdi yolum düştü mahpusa. Cezaevine girdiğimde dimdik ayaktaydın, arabanı kullanır, Örnektepe’ye kahveye giderdin. Ama ilk açık görüşümde tekerlekli sandalyeyle getirdiler ya seni, o an dünya başıma yıkıldı. Sen bizim dağımızdın, kaç yaşında olursak olalım, mevkimiz ne olursa olsun gölgene sığındığımız çınardın.
O an sen beni mahpus, ben seni hasta görünce ağladık, sarıldık ya gitmiyor aklımdan. Erkekler ağlamaz derler, oysa bal gibi ağlarmış işte...
Bu Babalar Günü kapını çalamayacağım, elini öpüp sarılamayacağım ama biliyorum ki yol arkadaşlarım, dostlarım, eşim ve kızlarım çalacak kapını, onlarca İnan Güney öpecek elini.
Üzülme dayan babam, elbet bu günler geçecek ve ben kapını çalıp elini öpeceğim, gölgene sığınacak, sarılacağım ve mutluluk gözyaşları dökeceğiz.
O güne kadar, özgür günlerde kucaklaşana kadar kal sağlıcakla babam. Hani bir türkü dinlerdin ya hep; "Ben yanarım yavrum sana, yavrum yanar yavrusuna" derdi; biliyorum sen bana, ben yavrularıma yanarım hücrede.
Bu Babalar Günü sen evladından, ben evlatlarımdan ayrıyım baba…
Ne sana ne bana kutlu olmayacak ama kutlayacağımız, güleceğimiz, sarılacağımız daha nice Babalar Günü’ne olan inancım tam. Ellerinden öpüyorum, elbet bugünler geçer, zulüm son bulur, yeter ki sen sağlıklı ol, var ol babam.
Sağlıcakla kal… Oğlun İnan Güney Silivri Zindanı
Benim her günüm karalı
Paramparça olsun dünya
Üstünde gamlar dolanır
Döne dursun çarkın dünya
Fezai der n'olacağım
Bent boyumda öleceğim
Mezarda da diyeceğim
Dönmez olsun çarkın dünya
Aşık Fezai
Yüreğe nakış nakış işleyen ses🙏🥀 #hasretGültekin özlemle...🥀
İnsan ancak evcilleştirdiğini anlar,” dedi Tilki.
“İnsanların artık anlamaya zamanları yok. İstedikleri her şeyi satın alıyorlar; ama dostluk satılan bir şey olmadığı için dostları da yok. Eğer bir dost istiyorsan, beni evcilleştir.”
— Antoine de Saint-Exupéry #GününNotu#cuma
Bazı türküler vardır; dinlerken yol hiç bitmesin, hatta biraz daha uzasın istersin. İşte ben de tam olarak öyle bir anı özledim.#perşembe#günaydın#GününNotu
❗️Bu insanları mağdur eden de sizsiniz, seslerini duyurmak istediklerinde karşılarına yine siz çıkıyorsunuz. Şiddet ve baskıyla bir haksızlığın üzeri örtülemez.
❗️Öğretmenlerin talebi ne ayrıcalık ne de imtiyazdır; tek istedikleri, uğradıkları mağduriyetin giderilmesi ve haklarının teslim edilmesidir. Makamların görevi sesleri susturmak değil, vatandaşın sesini duymaktır. Öğretmenlerin çağrısı da tam olarak budur: ADALET.
@RTErdogan@Yusuf__Tekin@avabdullahguler@cftcblnt@AvOzlemZengin@isamesihsahin
#HakYerineöğretmeneGözaltı
#ÖğretmenlerGözaltında
Bir öğretmene yapılan şu muamele, sistemi de açığa çıkartıyor!
Milli Eğitim Bakanlığı önünden Meclise yürümek isteyen öğretmenlere polis izin vermedi. Müzakere sürerken polis, öğretmenlere müdahale etti. Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali dahil çok sayıda kişi gözaltına alındı.
"İnsan, insana çözüm olmalı; düğüm değil.
İnsan, insana ilaç olmalı; dert değil.
İnsan, insana yoldaş olmalı; yük değil.
İnsan, insanın yurdu olmalı; kurdu değil."
#cuma#GününNotu#Haziran