Ülkücü Milliyetçi Hareket’in başı sağolsun!Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul eski milletvekili,
Taş medreseli hapishane arkadaşım,
ceza arkadaşım, yiğit ülküdaşım Mustafa Verkaya Rahmeti Rahman’a kavuşmuştur.
Allah cenneti ve cemali ile mükafatlandırsın.
Bilinmelidir ki, Lozan Barış Antlaşması’nı orasından burasından kurcalayanlar, milli hakikatlerden ve tarihi vesikalardan kopuk yorumlayanlar Türkiye Cumhuriyeti’ni kundaklamaya azmeden sömürge bakiyeleridir.
Bu şuursuz ve gayri milli güruhun dayatmalarına müsaade edilmeyecek, Lozan Barış Antlaşması’nın Milli Mücadele’yle sınırları çizilmiş ilke ve esaslarından taviz verilmeyecektir.
MHP Genel Başkanı
Devlet BAHÇELİ
Türkiye’nin sosyolojik yapısı ve Türklükten bihaber olan İP’li Selçuk Türkoğlu’nun, SZC Tv’de katıldığı yayında Avşarları farklı bir topluluk ve etnik unsur olarak tanımlaması abesle iştigaldir.
Milletvekilliği yapan bir şahsın kendisi ve partisi adına yaptığı bu tahlil, Türkiye gerçeklerine ne derecede uzak bir zihniyetin siyaseti de cehaletiyle lekelediğini gösteriyor.
Avşarlar, Oğuz’un 24 boyundan birisidir. Bu gerçeği bilmeyerek Türkiye’nin toplumsal yapısıyla ilgili yapılan beyanların tamamı fitne çıkarma amacından başka bir noktaya hizmet edemez.
Çok önemlidir!
Hem SMMM hem de YMM meslektaslarimiz icin 3 Gününüz var sadece. @gibsosyalmedya
Degerli meslektaslarim. Ithalatta gozetim uygulamasina tabi mallari ithal eden ve ithalat tutari 2026 hesap doneminin ilk 6 ayı icin 2.600.000 ₺'yi aşan mallar icin indirilecek KDV'nin gozetime tabi mala isabet eden tutarinin indirim konusu yapilmadigina iliskin YMM raporu 31.07.2026 tarihine kadar yazilmalidir.
Eger gozetime tabi mal bedeli 2.600.000 ₺'nin altinda ise bu sefer SMMM tarafindan genel amacli bir dilekce ile 31.07.2026 tarihine kadar vergi dairesine yazili bildirim yapilmasi lazim.
Sorun şu: Haziran KDV beyannamesi 28.07.2026 tarihinde verilecegi icin soz konusu raporun YMM tarafindan duzenlenmesi veya dilekcenin SMMM tarafindan verilmesi icin sadece 3 gün zaman var.
Bu kisa surede raporun tanzim edilmesi oldukca zordur. Zira dilekçenin de öyle.
Bu yüzden bu uygulamaya ait surenin ivedilikle uzatilmasi gerektigi hem YMM hem de SMMM'ler icin elzemdir kanaatindeyim.
DAVA UĞRUNA SOYLU BİR ÖMÜR
Dile kolay, MHP Liderliğinde geçen 30 yıl…
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli, 6 Temmuz 1997 tarihinde gerçekleşen MHP’nin 5. Olağanüstü Kongresi sonrasında Genel Başkan seçilmişti. 1967 yılında Ankara İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde öğrenci iken Ülkü Ocağı’nın kurucusu ve yöneticisi olarak başladığı dava adamlığı çizgisinden, bugün MHP Lideri olma noktasına gelinceye dek geçen süreye baktığımızda; bir dava uğruna şanla, şerefle, gururla ve hizmet dolu onlarca yılı görmekteyiz.
Yaşamının her anını “Benim aklım hep Türkiye’dir” düşüncesiyle şekillendirmiş olan Sayın Devlet Bahçeli’nin, 1967 yılından bugüne kadar MÇP ve MHP’nin yönetim kadrolarında kesintisiz sürdürdüğü görevi ve MHP Liderliğiyle taçlanan hayatı, bu davaya adanmış bir ömrün en somut göstergesidir.
Ülkücü Hareket’te var olduğu günden itibaren büyük bir titizlik, özveri ve sorumluluk duygusuyla sürdürdüğü dava adamlığının her aşaması; bir inanmışlığın, bir sadakatin ve tertemiz bir duruşun en güzel örneğidir.
2016 yılında İstanbul’da yaptığı duygu yüklü konuşmasında, davaya adanmış ömrünü ve duruşunu şu sözlerle tarif ediyordu: “Bilmiyorlardı ki, ömrümü verdiğim, 47 yılının her zerresinde bulunmaktan şeref ve onur duyduğum davamı dünyevi hiçbir menfaate değişmem, değişmedim. Çünkü ben, Merhum Başbuğumuzun hayat boyu yanında durmuş, feyzini Türk-İslam’ın ruhundan alan; kapı kapı siyasi gezintiye çıkmaktansa paşa paşa ölmeyi göze alacak inanmış bir Ülkücüyüm.”
Hakkı tutan, hakikati yaşatan, vefayı bilen ve Hz. Ali’nin “Fazilet sahibinin kıymetini ancak fazilet sahibi bilir” ölçüsünden yaşananlara bakan herkes, bu sözlerin şahitliğini yapacaktır.
“Devlet Bahçeli” ismi, Ülkücü Hareket bünyesinde ve Türk siyasetinde her daim dava adamlığı, temiz, dürüst ve ilkeli siyasetin sembolü olarak karşımıza çıkmaktadır. Onun bu karakteri, usta şair Cemal Safi’nin şiirlerine de ilham kaynağı olmuştur:
“Siyaset sahnesinde böylesini görmedim,
Böyle temiz, böyle saf huylusunu görmedim.
Tam isabet kaydeder karakter tahlillerim,
Dost Devlet Bahçeli’den soylusunu görmedim!”
Sayın Devlet Bahçeli’deki Türkiye sevgisi ve Türk dünyası sevdası, onu siyasette her zaman soylu bir çizgide tutmaktadır.
Yeri geldiğinde yaptığı çağrılar, ortaya koyduğu stratejiler ve dile getirdiği haklı öfkeler; hep bu derin sevgi ve sevda uğruna şekillenmekte, siyasi duruşunun temelini oluşturmaktadır.
Bütün bunların nihai hedefi ise birlik, beraberlik ve kardeşlik hukuku çerçevesinde Türk milletini yarınlara güçlü ve müreffeh kılmaktır.
“Tarih onu haklı çıkardı” sözü, Türk siyasetinde en çok onun ismiyle birlikte anılmıştır.
Türk milliyetçiliğine hizmet amacıyla kurduğu Sosyal ve Stratejik Araştırmalar Merkezleri, enstitüler, medya kurumları ve siyaset okulları da aynı vizyonun somut ürünleridir. Bu kurumların tamamı, Lider Devlet Bahçeli’nin bilgeliğinde Türkiye ve Türk dünyası sevdasını besleyen, güçlendiren ve geleceğe taşıyan önemli yapı taşları olmuştur.
30 yıllık MHP liderliği dönemi ve öncesindeki dava mücadelesi, yeni nesillere “Yükselsin milletim, Yaşasın devlet” ölçüsünde ilham ve ışık olacak niteliktedir.
“Benim aklım hep Türkiye’dir” vizyonuyla yürüdüğü bu kutlu yolda Allah’tan ona sağlık, sıhhat ve uzun ömürler niyaz ediyoruz.
Şanla, şerefle, gururla, onurla ve tertemiz bir dava adamlığıyla MHP Liderliğinde geçen 30 yılı kutlu olsun.
Nice yıllara…
https://t.co/R5fq84lFmr
HÜSEYİN ÇELİK, KARGALARDAN SES VAR MI?
MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin yıllar önce “Hüseyin Çelik, Türk düşmanıdır, inkârcıdır, iftiracıdır ve nankördür” sözleriyle tarif ettiği Hüseyin Çelik, bu özelliklerini hiç değiştirmeden hâlâ “Ben hayattayım” çıkışları yapmaktadır.
AK Parti’nin atık sisteminden uzaklaştırıldıktan sonra da siyaset sahnesinde tutunabilmek adına adeta çırpınmaya devam eden Hüseyin Çelik, ne zaman bir kamera görse AK Parti’nin siyaset felsefesine saldırmakta, MHP düşmanlığını her cümlesine sıkıştırmaktadır.
“Cumhur İttifakı” ismini duyduğunda tansiyonunun düştüğü ise muhakkaktır.
Ne zaman unutulduğunu düşünse, ne zaman Türk siyasetinde bir hareketlilik olsa derhal kameraların önüne atılan Hüseyin Çelik, “CHP bölünür de, yeni kurulacak partiden bir davet alırım” düşüncesiyle geçtiğimiz günlerde CHP’li yazar ve yorumculara ait Onlar TV’nin YouTube kanalında yayınlanan programına konuk olmuştur.
Bitik ve çaresiz bir siyasetçi olarak CHP medyası üzerinden kendine ilgi arayan Hüseyin Çelik, “Siyasete girmeye çok meraklı değilim ama şimdi girmem diyerek de büyük konuşmak istemem” sözleriyle sağa sola sinyal yollamaktadır. Bazı gazetecilerin kulis bilgilerine göre kendine kapı açamayınca alternatif olarak oğluna siyasi zemin hazırlamaya çalışmaktadır. Bu yüzden Özgür Özel’in kuracağı partiyi dört gözle beklediği söylenmektedir.
AK Parti’den şutlandığı ve Cumhur İttifakı kurulduğu günden beri de papağan gibi sürekli “MHP kiminle ittifak yapmışsa bitirmiştir” cümlesini tekrarlamaktadır.
2016’dan bu yana senede ancak iki kez konuşma fırsatı bulan Hüseyin Çelik, muhalif gazete ve televizyonlara çıkarak varlığını hatırlatmaya çalışmaktadır. Bu medya kuruluşları da “Mal bulmuş Mağribî gibi” Cumhur İttifakı’na saldırmak ve fitne üretmek için onun papağanvari tekrarlarına gönüllüce katlanmaktadır.
Hüseyin Çelik, “MHP kiminle ittifak yapmışsa bitirmiştir” diyerek AK Parti cenahına fitne saçmakta; diğer yandan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni "Türk tipi başkanlık Türkiye'nin felaketi olmuştur. Rus Duması ile bizim Meclis arasında bir fark yoktur." sözleriyle hedef almakta ve aslında Cumhur İttifakı’nın birlikteliğini bozmayı amaçlamaktadır.
AK Parti’nin atık sisteminden uzaklaştırılmasa ve yeniden bakan yapılsa bu cümleleri kurar mıydı? Elbette hayır. FETÖ uyarılarına “Cemaat devlete sızmış, buna kargalar güler” diyerek savunma yapan vizyonsuz bir siyasetçiden Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi hakkında yorum dinlemek, zaman kaybından başka bir şey değildir.
AK Parti ve MHP birlikteliğinden oluşan Cumhur İttifakı, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle girdiği 2018 ve 2023 seçimlerini, karşısında dünya birleşse de kazanmadı mı?
Hem sen, Cumhur İttifakı 2016 yılında kurulduğundan beri “MHP kiminle ittifak yapmışsa bitirmiştir” diyerek düşmanlık tatmini peşinde değil miydin?
Senin hesabın orada ise terazi ortada…
İşte iki seçimdir, kazanan kim?
Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük talihsizliklerinden biri de böyle bir adamın Milli Eğitim Bakanlığı yapmış olmasıdır. Çünkü Türk milletinin tarihine, kültürüne ve milli değerlerine düşman bir şahsın bu bakanlık üzerinden milletin gençliğine hangi zehirleri enjekte ettiği malumdur. Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlığı defalarca görülen bu adamın, şimdi de Osmanlı’ya kadar gidip padişah düşmanlığı yapması kimseyi şaşırtmamaktadır.
Geçmişte “Birkaç Mehmet şehit oldu diye Meclis toplanmaz” diyen Hüseyin Çelik’in bir kutsal ölçüsünün olması mümkün müdür?
Yine geçmişte “Atatürk de dini kullanarak insanların kendisine biat etmesini istiyordu” diyerek Atatürk düşmanlığı yapan Çelik, son katıldığı programda ise Atatürk’e övgüler dizmektedir. Bunu da muhtemelen Özgür Özel’e kendini pazarlamak için yapmaktadır. Ancak adı gibi bilmektedir ki, Özgür Özel’in de gerçek manada bir Atatürk sevgisi ve saygısı yoktur.
Hüseyin Çelik’teki MHP’ye dair kuyruk acısı, onun en büyük psikolojik yüküdür. Bu yük onu yavaş yavaş yer bitirir ve ruh sağlığını bozar. Belki de bu bozuk halidir.
Tekrar kameraların önüne çıkıp aynı siyasi papağanlığı yapana kadar psikolojisi ağır bir yük altında kalmaya devam edecektir. Sözcü TV ve Halk TV, insanlık adına bu süreyi uzatmadan Hüseyin Çelik’i kameralarının karşısına çıkarıp Cumhur İttifakı düşmanlığı yaptırmaya devam ederse, hem onun sağlığına hem de kendi kitlelerinin psikolojisine “fayda” sağlamış olur.
Sözcü TV ve Halk TV’nin misyonu zaten Cumhur İttifakı düşmanlığı üzerine kurulu olduğu için, yoldan geçen herkese mikrofon uzatmak işlerine geliyor. Bu açıdan Hüseyin Çelik onlar için bulunmaz bir Hint kumaşıdır.
Programa davet ederlerse, “Gülen kargalarla” arası nasılmış diye sormayı da ihmal etmesinler.
Çünkü onun “Gülen” kargalara karşı özel bir ilgisi olduğu malumdur. MHP düşmanlığı ile karga meselesi arasında direkt bir bağlantı vardır.
Hüseyin Çelik, seni en iyi MHP tanıyor.
Zaten tanınmanın psikolojisiyle MHP düşmanlığı yapıyorsun…
Ancak senden gelen ses, bitik bir siyasetçinin sinek vızıltısından öteye gidememektedir.
https://t.co/WqMf0Oi6ir
KUR’AN’I MİZAH KONUSU YAPAMAZSIN
Mizahı, komediyi, fıkrayı, güldürü programlarını ve stand-up gösterilerini seven, takip eden ve ilgiyle izleyen biriyim.
Ülkü Ocakları Genel Sekreteri olarak görev yaptığım dönemde, aynı zamanda Ülkü Ocakları bünyesinde yayımlanan dergilerin genel yayın yönetmenliğini de yürütüyordum. Bu süreçte “Paçoz” adlı bir mizah dergisi çıkarmak için hazırlıklara başlamıştım.
Derginin logosundan yazar kadrosuna, içeriğinden yayın sistemine kadar tüm çalışmalar tamamlanmıştı.
Ancak yaşanan görev değişikliği nedeniyle bu projeyi hayata geçirme fırsatı bulamadım. Eğer yayın hayatına başlayabilseydi, sayfalarında pek çok siyasi eleştiri karikatüre de yer verilecekti.
Türkiye’de stand-up ve mizah dünyasını yakından takip eden biri olarak izlemediğim çok az sanatçı kaldı. Ali Sunal’ın genel sanat yönetmenliğini üstlendiği Güldür Güldür Show başta olmak üzere Cem Yılmaz, Ata Demirer, Zafer Algöz ve Can Yılmaz’ın gösterilerini Ankara Congresium Kongre ve Sergi Merkezi’nde canlı izleme imkânı buldum. Diğer pek çok gösteriyi ise sosyal medya ve dijital platformlar üzerinden takip ettim.
Bütün bunları niçin anlattım?
Çünkü mizah konusunda belirli bir toleransa ve hoşgörüye sahibim. Ölçüler korunduğu, edep ve adap sınırları aşılmadığı sürece her siyasetçinin ve pek çok konunun eleştirilebilmesini demokrasinin bir gereği ve kazanımı olarak görüyorum.
Ancak stand-up gösterilerini ideolojik saplantıların ve siyasi yandaşlığın aracı hâline getirerek adaletsizliğe, hadsizliğe, bölücülüğe ve ahlaksızlığa dönüştürenlere elbette karşıyım. Bu çerçevede, canlı izleme fırsatı bulduğum Cem Yılmaz’ın çifte standart içeren tutumlarını birçok kez eleştirdim. Benzer şekilde Güldür Güldür Show hakkında da eleştiri yazıları kaleme aldım.
Cem Yılmaz ya da diğer sanatçılar diledikleri siyasi çizgide durabilir. Ancak onların belirli bir tarafta konumlanarak mizah yapmaları, eleştirilmeyecekleri anlamına gelmez. Tam tersine, ortaya koydukları mizahın içeriği, kullandıkları dil ve sergiledikleri tutum da kamuoyu tarafından eleştirilebilir.
Bununla birlikte hiçbir stand-up sanatçısına millî ve manevi değerleri alaya alma, küçük düşürme ya da inananların kutsallarını mizah malzemesi hâline getirme hakkı verilmemektedir.
Son günlerde stand-up sanatçısı Deniz Göktaş gündeme oturdu. Siyasi mizah yapan ve çeşitli kesimlere yönelik eleştirilerde bulunan Göktaş’ın son gösterilerinden birinde, milyarlarca insanın kutsal kabul ettiği ve inandığı Kur’an-ı Kerim hakkında kullandığı hadsiz ifadeler kamuoyunda geniş tartışma yarattı ve eleştiri sınırlarını aşarak imansızlık ve inananları alaya alma yönünde tepki çekti. Gösteri programında kullandığı hadsiz, ölçüsüz ve pervasız sözler şöyledir:
“İlk üç kitap iyi de dördüncüde çeviri zayıf. Dört kitap arasında en iyisi o bence, bir kere çok iddialı bir çıkış 600’lü yıllarda. Bu son kitap demek... Yazan için de çok zor, aklına yeni bir fikir gelse ‘son kitap’ dedik, ‘domuz da yemeyiversin’...”
Bu sözlerin ardından komedyen Deniz Göktaş hakkında “dini değerleri aşağıladığı” iddiasıyla soruşturma başlatıldığı da kamuoyuna yansıdı.
Bu noktada Hüseyin Nihâl Atsız’ın şu sözleri aklıma geliyor: “Bayrakla alay edemezsin. Millî tarihle eğlenemezsin. Kur’an’ı mizah konusu yapamazsın. Aile namusunu hiçe sayamazsın. Bunlar millî mukaddesattandır. Millî mukaddesâtı olmayan millet, millet değil, hayvan sürüsüdür.”
Özgür Özel taraftarı CHP merkezli ve yancı muhalefet, Deniz Göktaş’a sahip çıkmak için birbiriyle yarışıyor.
Gösteriyi yalnızca siyasi iktidar eleştirisi olarak göstermeye çalışarak kurnazca bir savunma yapıyorlar.
Özgür Özel’in “Sanata saygısı olmayan, şakadan espriden anlamayan bir anlayış var karşımızda” demesi de dini değerlere saygısının hangi boyutta olduğunu göstermesi açısından manidardır.
Zira bizzat kendisi daha önce 4-6 yaş grubu çocuklara Kur’an-ı Kerim öğretilmesiyle ilgili “Bir ortaçağ zihniyetine yönelmenin, bunu kurumsallaştırmaya çalışmanın millete ne faydası var?” demişti.
Ezcümle: Toplumu güldüreceğiz düşüncesiyle dini değerler alaya alınmaz, dalga geçilmez. Alaya alanlara, dalga geçenlere de sahip çıkılmaz. Bunun tartışılacak bir yönü de yoktur.
Mizaha toleransın da bir sınırı vardır.
https://t.co/L6y40si81H
MGK KARARI, ADALET BAKANI'NIN ADIMI VE DEVLET BAHÇELİ'NİN ÇAĞRILARI...
Son yıllarda bu milletin çocukları ve gençleri üzerinden ciddi tehlike sinyalleri alıyoruz. Kimisi “Suça Sürüklenen Çocuklar”, kimisi ise “Suçu Sürükleyen Çocuklar” diyor. Ancak ne denirse densin, sonuç ortada: Suça bulaşan çocuk ve gençlerin sayısı hızla artıyor. Özellikle pandemi sonrası bu artış dikkat çekici boyutlara ulaştı.
Resmî verilere göre, güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocukların karıştığı olay sayısı 2024 yılında 612 bin 651’e, 2025 yılında ise 497 bin 162’ye yükseldi.
Okul sıralarında olması gereken çocuklar ve gençler artık karakollarda, adliye koridorlarında ve mahkeme salonlarında boy gösteriyor. Bu manzara karşısında insanın içinden “Gençliğim eyvah!” demek geliyor.
Suça karışan çocukların en sık yer aldığı olaylar adli kayıtlara şöyle yansıyor:
• Cinayet ve yaralama
• Hırsızlık
• Uyuşturucu kullanımı ve ticareti
• Tehdit
• Genel güvenliği tehlikeye düşüren suçlar
• Diğer suçlar
Bu gidişat, toplumda gelecek kaygılarını derinleştirmiş; mesele artık yalnızca adli bir sorun olmaktan çıkıp millî güvenlik boyutuna ulaşmıştır.
Nitekim konu, devletin en üst güvenlik organlarının da gündemindedir. Millî Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında ilk defa doğrudan işaret edilen başlıklardan biri hâline gelmiştir. 18 Haziran 2026 tarihinde yapılan son MGK toplantısının resmî bildirisinin üçüncü maddesinde şu ifadeler yer almıştır:
“Organize suçlarla mücadele kapsamında gerçekleştirilen operasyonlar ele alınmış; başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm vatandaşlarımızın huzur ve güvenliğinin mutlak surette muhafazası hedefiyle atılan adımların kararlı bir şekilde sürdürüleceğinin altı çizilmiştir.”
***
Olayların üzerine sorumluluk duygusu ve cesaretle giden Adalet Bakanı Sayın Akın Gürlek de MGK kararlarından kısa bir süre sonra yaptığı açıklamada, çocuklarımızı ve gençlerimizi tuzağa düşüren, onları suç aleti olarak kullanan “yeni nesil çeteler” olarak bilinen organize suç örgütlerine karşı kararlı mücadele mesajı verdi:
“Bu kapsamda talimatımızla, Ceza İşleri Genel Müdürlüğümüz tarafından 81 ildeki 175 Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığına ‘Organize Suç Örgütleri ile Mücadele’ konulu yeni ve kapsamlı bir genelge gönderilmiştir. Genelgeyle; şehirlerde yapılanan, evlatlarımızı ve gençlerimizi istismar eden, sosyal medya üzerinden suç propagandası yapan, haraç, tehdit, yağma ve silahlı eylemlerle vatandaşlarımızı korkutmaya cüret eden suç örgütlerine karşı adli süreçlerin daha hızlı, daha etkin ve topyekûn yürütülmesi hedeflenmiştir.”
***
Millî Güvenlik Kurulu’nun bu yöndeki kararı ile Adalet Bakanı Akın Gürlek’in attığı adım, Türk milletinin uzun süredir beklediği somut gelişmeler olmuştur. Artık alınan kararların ve başlatılan operasyonların sonuçlarının açıkça ortaya konulması, çocuklarımızı ve gençlerimizi suça sürükleyenlerin, uyuşturucu batağına saplayanların hesap verdiğinin milletçe görülmesi gerektiğine inanmaktayız.
Çocuklarımızın ve gençlerimizin suça bulaştırılmasının “Millî Güvenlik Meselesi” hâline gelmesiyle ilgili olarak 11 Eylül 2025 tarihinde “Son Günlerde Devamlı Gündemde Tutulan Çocuk Suçlular” başlıklı bir açıklama yapan MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin, gidişatı öngörerek yaptığı çağrılar ve tespitler, gelişen her olayla birlikte daha da önem kazanmıştır ve bu yönde şimdi somut adımlar atılması, Türk milleti adına umut verici bir gelişmedir:
“İnternet mecrasında; görsel medya, yazılı medya ve sosyal medya sahalarında suç ve suçluyu özendiren, kışkırtan, tahrik ve motive eden bütün fiil veya provokatif söz, eylem ve düşüncelerin tanım, tasnif ve tespitinin yapılması,
Çocukların suça sürüklenmesini önlemek maksadıyla soruşturma, kovuşturma ve infaz aşamalarıyla ilgili yeni yasal tedbirlerin alınması,
15-18 yaş grubundaki çocuklar için öngörülen ceza indirimlerinin yeni baştan değerlendirilmesi,
Çocukları suç işlemeye yönlendiren sokak çeteleriyle amansız mücadelenin biteviye sürdürülmesi,
Suçluların suç delilleriyle birlikte ele geçirilmesi,
Adil, hakkaniyete bağlı, vicdanları kanatmayacak yargılamaların hukukun temel ilkelerine müzahir ölçüde süratle tamamlanması,
Kamuoyuna yerleşen ‘cezasızlık algısının’ bütünüyle kaldırılması,
Yapanın yanına kâr kalacağına dair yerleşmiş kanaatlerin mutlaka yıkılması,
Devletin adalet dağıtmadığına ilişkin ezberlerin yayılmasıyla yasa dışı bireysel hak arama yollarına başvurulmasının engellenmesi önerimizin ana başlıklarıdır.”
***
Sayın Devlet Bahçeli’nin önerdiği bu başlıklar birer birer hayata geçirilerek, çocuklarımızı ve gençlerimizi geleceğimizin huzuru ve güvenliği adına kurtarmalıyız. Onun özellikle dikkat çektiği ‘cezasızlık algısı’ ve ‘yapanın yanına kâr kalacağına dair yerleşmiş kanaatler’ vurgusu son derece önemlidir. Bir insanın hayatına son vermenin karşılığı 10-20 yıllık bir ceza olmamalıdır. Aynı şekilde, cinayete teşebbüs niteliğindeki ağır yaralama suçlarının cezası da birkaç ayla sınırlı kalmamalıdır. Aksi takdirde, hukuk sistemi caydırıcı olmak yerine suç işlemeyi özendirici ve teşvik edici bir etki doğurabilir.
Öncelikle, ‘Yeni Nesil Çeteler’in en önemli motivasyon kaynaklarından biri olan ‘cezasızlık algısı’ ve ‘yaptığımız yanımıza kâr kalır’ düşüncesi ortadan kaldırılmalıdır. Sosyolojik, eğitimsel, hukuki ve ekonomik alanlarda Türk devletinin atması gereken hangi adımlar varsa, bunların acilen hayata geçirilmesi gereken bir dönemdeyiz.
Vakit kalmamıştır.
Artık çocuklarımızı ve gençlerimizi kurtarmak için mücadele zamanıdır.
https://t.co/Ju9UDkBzmA
ABD’nin örtülü toplantılarına resmi davetli sıfatıyla katılarak Türkiye’yi pazarlamaya yeltenen, Türkiye’nin huzur ve birliğine kast edecek girişimlere çanak tutan, 15 Temmuz’da sinsice FETÖ’cüler ve Barkey ile aynı safta buluşan bir şahsın, hiçbir konuda ağzına ABD yada İsrail’i almayıp sürekli Ülkü Ocakları’nı aklınca hedef göstermesi bizim nazarımızda tabi ancak beyhude bir durumdur.
Ne garip tesadüftür ki bu şahsın hizmet ettiği ülke ve çevrelerle beraber kendisi de her fırsatta Ülkü Ocakları’na düşmanlık etmektedir.
Bu haliyle Türkiye’nin göz bebeği ve dünyanın en büyük gençlik organizasyonu olan, Türk gençliğinin kalbinin attığı Ülkü Ocakları’nın Türkiye üzerinde hesap kuranların korkulu rüyası olduğu gerçeği bir kez daha ortaya çıkmıştır.
Türkiye’nin huzur ve bütünlüğünü hedef alarak, Kayseri’de gerçekleşen 2024 tarihindeki olayları çıkarıp, kışkırtmaktan mahkum olmuş bir şahsın, yeniden Kayseri’de boy göstermesi ve tekrar yeni provokasyonlara meyledecek tutumlara tevessül etmesi girişimlerine hemşerilerimiz uyanık ve teyakkuzdadır.
Bu provokatör şahsın ne Kayseri nede aziz milletimiz nazarında kıymeti harbiyesi yoktur.