Yıldız Kenter şöyle demiş;
Görmezden gelmek saflik değil, zekadır.
Her şeye karşılık verirsen, tükenirsin.
Her sesi dikkate alırsan, aklını kaybedersin.
Bazı şeyleri bilerek yok saymak
"Ruhunu Korumaktır."
İçten içe seni boğan bunalımlarından uzaklaşıp, nefes alabilmek ümidiyle kendini dışarı atarsın ve amaç bulamadan saatlerce dolaşırsın. Sanki dönecek bir evin yokmuş gibi, etrafındaki kalabalıklardan kaçar gibi yürürsün de yürürsün...
Serin, hatta hafifçe üşüten bir rüzgar ufak ürpertilerle ruhuna dokunurken, kulaklığındaki nağmeler bu âna ayrı bir kıvam katar. Aklında dipsiz kuyuların çözümsüz problemleri varken, aniden bir bank çıkar karşına...
Yorgunluktan bitap düşüp oturduğun o banktan seni kaldıracak bir amaç bulamazsın, uzun uzun ve sessizce beklersin. Niceden sonra, hiçliğin kalabalığında ruhunu o bankta terk edip geri dönersin.
Birkaç saat sonra, yoğun bir sabahın ilk ışıklarıyla herkesle beraber uyanıp hayata dahil olacağın gelir aklına; eser miktarda uykuyla ve "hayat dolu bir beyefendi" maskesiyle rollerine sarılman gerekir, o sahte mutluluk dolu tarzınla...
Lakin saatlerini çalan parktaki o banka tüm vebali yüklemek ve sana borçlu olduğu uykunun hesabını bu anlamsız hayattan sormak istersin.
İşte bu yürüyüş; nitelikli insanın içsel derinliği yüzünden, sığ kalabalıklar içinde yaşadığı anlamlı yalnızlığın en ibretlik tablosudur...
Türkiye’de artık öyle bir noktadayız ki; suçun ve ahlaksızlığın bu kadar arttığı bir yerde, insan en masum tebessümünde bile yanlış anlaşılmaktan korkuyor artık.