Dışardan yorgun argın gelince sevdiğim filmi açıp dinleneceğim diyorum. Ayaklarımı uzatıp kahvemi alıp filme bakıyorum. Mesele film izlemek değil zihnin yorgunluğunu atması, rahatlaması.
şule gürbüz diyor ya
her şeye yaklaşmak,her şeyi bilmek ve herkesle hemhal olmak zorunda değiliz.bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması,hem onlara hem de bize hürmettir. çünkü sınır,ruhun zırhıdır.herkesi içeri alan,en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Bozkır görüntü olarak yaşlanmayı, yaş almayı, yaşlıları anımsatıyor en çok ömrünü çalışmaya vermiş güneşten ten rengi esmerliğin bı tık üstüne çıkmış yaşlı erkekleri. Farklı bir duruşu var bozkırın yeşil gibi değil daha olgun, güngörmüş.
Ben zekayı biraz da insanın neyi merak ettiğinden anlıyorum. Bir mekana girip dümdüz oturmak yerine mimarisini fark eden, bir insanın söylediğinden çok neden öyle söylediğini düşünen, bir haberi okuyup arkasındaki sebebi ara��tıran zihin bana daha zeki geliyor..
Allah'ın cömert oluşunu bir koşula bağlıyordum. Şimdi öyle değil. Tüm kusurlarımla buradayım diyorum. Ayrıca rızık dediğimiz şeyin tüm koşullardan bağımsız kula ihsan edilebileceğini biliyorum. Allah'ım sen büyüksün, benim küçük zihin yapımdan da çok büyüksün.
Her yola çıktığımda, belli zamanlarda, cuma günleri, bazen geceleri bir şey için çok dua ediyordum. Dua ettikçe o şeyi isteme arzum artıyordu. Şimdi yine yoldayım ama bu defa dua etmiyorum. Duaya inanmadığımdan değil rızkı veren Allah, isterse o verecek bildiğimden.
Çünkü benim bu süreçte dua etmeyi öğrenmem, duanın da ibadet olduğunu idrak etmem gerekiyordu. İdrak ettim. Her duam bir ibadetti. Dua ettikçe kusursuz müslüman olmam gerektiğini düşünüyordum. Sanki en küçük kusurumda Allah duama icabet etmeyecek gibi gelirdi.
O kadar iyi gelen bir şey ki. Bunu ilk yapmaya başladığım zamanlarda şehri bir turist gibi gezmeye başlamıştım. Diyarbakır'ı fotoğraflayarak tanıdım diyebilirim.
Bir şey diyeceğim size, ciddili tavsiyedir. Kendinizle fotoğraf date’i yapın. 👍🏻 Ben neredeyse hiç fotoğraf ve video çekmem. Kendimi çekmem, yediğim yemeği çekmem, gördüğüm manzarayı çekmem. Kedi falan çekerim maks. Telefonda fotoğraftan çok ss var. FAKAT geçenlerde hayatı biraz
Bu şarkıda tanımlanan kız gibi tanımlanmak isterdim.
"Sabahki güller ve yasemin gibi güneş aydınlatıyor odayı. Uyandım uykudan kuşların sesiyle o ise kitabı ve kahvesiyle balkonda. Sabahki ful çiçeği gibi hoş, firuze taşı gibi parlak."
https://t.co/tGU0Dh8dMK
Yolda olma halini, bir yere varmayı değil o yolu yaşamayı, hatta bazen varmamacasına gitmeyi seviyorum. Hayatımda bazı şeyleri yoluna koymayı daha çok yola çıkmak için de istiyorum. Bir gün yola çıkmıştım, o yol ve insanlar içime işlemişti o gün bugündür hep yolu özlüyorum.
Hayatımım her alanında yapamasam da mümkün mertebe bir şey yaşarken veya yaparken Peygamber efendimiz nasıl yapardı, ne söylerdi acaba diyorum. Duyguda,akılda böylesine dengeli bir insan nasıl olabildi.Her hareketinde bir nizam,denge...Hiç kimseye olamayacağım kadar ona hayranım.
Tartışırken, konuşurken sürekli haklı çıkmak isteyen insanlar var. Bir olay oluyor anlatıyor da anlatıyor haklı çıkmak için bire on katıyor. Bunun bir hastalık olduğunu düşünüyorum. Sürekli haklı çıkmak isteme hastalığı.
Nolan'ın yeni filmini henüz izlemedim. Hazır izlememişken eski filmlerinden birine bakayım dedim. Takip'i açtım altta biri yorum atmış "yine bir Nolan filmi ve yine bir şey anlamadım" inşallah ben bir şeyler anlarım.