Sevgi, yalnızca kalpte hissedilen bir duygu değildir. İnsan sevdiği şeyi tercih eder, ona yönelir ve onu takip eder.
Peki, insan sevgisinde ne zaman şirke düşer?
Kitâbu't Tevhîd derslerinin 50. bölümünde; Allah sevgisi, Allah'tan başkasını Allah'ı sever gibi sevmenin anlamı ve sevginin insanın tercihleri üzerindeki etkisi ele alınıyor.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:
https://t.co/mh0E12ZZbn
Allah’tan geldik ve yine O’na (cc) döneceğiz.
Gençliğinin en güzel zamanlarını İslami çalışmalara vakfeden kıymetli Mehmet Emin Akkaya kardeşimiz (denizde boğularak) vefat etmiştir.
Rabbimiz (cc) rahmetiyle muamele etsin, kendisi hakkındaki iyi şahitliğimizi kabul buyursun, sevenlerine sabır ihsan eylesin.
Tefsir Kaideleri'nin 28. dersinde "Kur'ân'ın Arap Diliyle Tefsiri" konusuna devam ediyoruz.
- Arap diline uymayan yorumlar tefsir sayılır mı?
- Kur’ân ayetlerinin zâhir-bâtın ayrımı var mıdır?
- İşâri ve Bâtıni tefsir arasında bir fark var mıdır?
Dersimize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz:
https://t.co/mfuyn9Ym17
Çok doğru ve yerinde bir çağrı. Hiçbir anne tutuklanmamalıdır. Hiçbir çocuk annesini görmek için Türkiye'nin bir ucuna, babasını görmek için diğer ucuna gitmek zorunda bırakılmamalıdır. İronik olacak ama zulmün de bir ahlakı, bir ölçüsü olmalıdır.
Peygamberimizin (sav) 23 yıllık nübüvvet dönemi en ince ayrıntısına kadar kayıt altına alınmıştır. Din de yalnızca Allah'a (cc) kulluk etmek ve bunu O'nun Resulünün öğrettiği sünnete uyarak yaşamak demektir.
Peygamberimizin (sav) ihya ettiği tek gece Kadir Gecesi'dir. Bunun dışında Kur'an ve sünnette özel bir gece veya ibadet şekline dair hiçbir delil yoktur.
Resulullah’a (s.a.v.) olan bağlılığımızı, dinde aslı olmayan kutlamalarla değil; O’nun şirke, harama, zulme ve sömürüye karşı ortaya koyduğu net tavırla gösterelim.
Çünkü bugün beşeri otoritelerin karşısında hakkı haykırmak; putperestliği, faizi, kumarı ve zinayı meşrulaştıran düzenleri reddetmek; yoksulluğu ve sömürüyü derinleştirenlerin karşısında durmak ve Resulullah’ın getirdiği ölçüleri hayatın merkezine taşımak, O’nun sünnetine sahip çıkmanın en güçlü yoludur.
İnsanların inancını, cemaatini ve dini hayatını devlet sopasıyla ezmeyi “demokrasiye hizmet” diye pazarlamak düpedüz zorbalık güzellemesidir.
Nerede kaldı sığındığınız demokrasinizin inanç özgürlüğü? Nerede kaldı örgütlenme hürriyeti?
İslami ilkelere değil, en temel insani değerlere bile tahammülü olmayanların "özgürlük!" kelimesini diline dolaması ise başlı başına bir ibret vesikasıdır.
🗣️ Maocu Çin destekçisi Doğu Perinçek:
"Biz cemaatlerin üzerine gitmiyoruz diyorlar. Tabanla karşı karşıya gelmemek için söylenen şeyler bunlar. Uygulamalar pratikte demokrasiye hizmet ettiği için bu kadar da olur."
Allah'ın (cc) El-Vâsî’ isminin maddi ve manevi tecellileri, insan bedenindeki muazzam donanımlar ve darlık zamanlarında ilahi genişliğe müracaat etmenin ameli boyutları El-Esmau'l Husna 60. derste anlatılıyor.
Tamamını İzlemek İçin:
https://t.co/xOyiFWfeAt
Hakkında kısıtlama kararı olan bir dosyanın 'delil ve belgeleri' TV ekranlarında ve sosyal medya hesaplarında paylaşılıyorsa; daha savcı ve hâkim karşısına çıkmadan insanlar toplum vicdanında suçlu kılınmak isteniyorsa; Çinci, Maocu çakma sosyalistler ve ABD'ci kapitalist adamlar birilerini İrancı diye yerli ve milli olmamakla suçluyor ve operasyon çekiyorsa, çok ama çok dikkatli olmak lazım...
Furkan Vakfı'na yapılan operasyonlarda bunların hepsi fazlasıyla var.
Tufan gibi büyük hadiseden kurtulan insanlık, nasıl oldu da yeniden şirke ve azgınlığa battı?
Yeryüzünde benzeri yaratılmamış Âd kavminin helakı; sadece düne ait bir kıssa değil, günümüz dünyasına da yön veren değişmez bir Sünnetullah’tır.
Hûd (as) ve Âd Kavminin Kıssasına giriş yaptığımız dersimiz yayında:
https://t.co/jEh7LhX09W
Tefsir Kaideleri'nin 27. dersinde "Kur'ân'ın Arap Diliyle Tefsiri" konusuna giriş yapıldı.
- Kur’ân’ın dil ve üslubunun kendine has özellikleri
- Keramet Arapça dilinde mi?
- Kur'ân'ın inşa ettiği üst dil
başlıklarının işlendiği dersimize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz: https://t.co/oCUxMN6vCY
Zulüm her zaman iki yüzlülükten beslenir. Türkiye'deki adaletsizliklerin temelinde de sağ-sol demeden birçoğumuza bulaşan bu ikiyüzlülük var.
Barolar Birliği, kendi görüşüne yakın avukatlar gözaltına alındığında haklı olarak tepki gösterirken; sıra İslami kesimden avukatlara geldiğinde maalesef suskun kalıyor.
Oysa mesleki faaliyetinden ötürü birinin gözaltına alınması zulümse, mağdurun kimliği bu gerçeği değiştirmez. Ne yazık ki hukuku temsil eden kurumlar bile adaleti ilkesel değil, tarafgir bir anlayışla uyguluyor.
Kitâbu't Tevhîd serisinin 49. dersinde; kalben inanılmasa bile nimetleri dille sebeplere veya başkalarına nispet etmenin tevhidi tehlikesini ve dildeki hassasiyetin önemini işledik.
Dersin tamamı, bağlantı aracılığıyla istifadenize sunulmuştur:https://t.co/2y2MXSu0RY
İki şeyi birbirinden kesin olarak ayırmak zorundayız:
Hanefi uleması, ahad hadislere yaklaşırken farklı bir usul benimsediyse bunu Şeriat’a olan bağlılığı güçlendirmek ve dini şüpheden korumak için yaptı. Amaç, dine sadakat ve kesin bilgiydi. Maliki ulema da yer yer ameli sünneti (Medine ehlinin amelini) sözlü sünnetten daha güçlü gördüğünden sözlü ahad haberlere tercih etti. Hadis ehlinin buna yönelik eleştirileri de tamamen ilmî eleştirilerdi. Daha sonra İbn-i Teymiyye'nin (rh) hadis ehli ve Hanefiler arasındaki ihtilafı yumuşatma ve orta yolu bulma çabası da ilmî bir yaklaşımdı.
Bugün ise aynı usul, İslam’ı modern çağın kabullerine uydurmak için araç kılınıyor. Usul aynı gibi görünse de uzun vadede ortaya çıkacak sonuç çok daha yıkıcı ve tehlikeli olacak: Dileyen, hevasına uymayan ve modern aklın kabul etmediği hadisi zannî diyerek ve Hanefi usulünü araç kılarak yok sayacak.
Eğer bu hayati ayrımı gözden kaçırırsak geçmişin hatasını tekrarlarız:
Zamanında 28 Şubat zihniyeti Hanefi mezhebini araç kılarak Kemalizm'in dayattığı dini nasıl meşrulaştırdıysa, bugün de aynı yöntemle modernizmin istediği din anlayışı meşrulaştırılır.
İslam âlemine bakınız: “Buhârî insandır”, “Buhârî’de eleştirilmiş hadisler vardır”, “Buhârî’yi reddetmek Allah’ın Resulü’ne itiraz değildir” gibi söylemler ve bu sloganlarla başlayan tartışmalar nerelere evrilmiş; bazen ilmî saiklerle başlayan tartışmalar nasıl modernist adamların elinde dini yıkım faaliyetine dönüşmüş.
Kanaatimce buna en fazla tepki göstermesi gereken bizzat Hanefilerdir. Çünkü Hanefiler susarsa, bugün yaşanan tartışma ileride Hanefilik adına çok büyük zararlara sebebiyet verir.