En ürkek insanların bile değiştiği bir an vardır.En korkak olanların bile korkmaktan bıktıkları bir eşik vardır. O eşik aşılmayagörsün bir kez,korku kaybolur.
Bir davanın şeffaflığı, sadece kapısının açık olmasıyla değil, içeride kimin neyi duyup görebildiğiyle ölçülür. İBB davasında ilk günden bugüne yaşananlar:
🔴 Dava başladığında ilk gün Hakim, kamuya açık olması gereken duruşmadan izleyicileri çıkarmak istedi. Özgür Özel, Milletvekilleri, yargılananların aileleri, duruşma salonundan ayrılmadı..direndi.
🔴 İkinci gün hedefte avukatlar vardı. İçeri girmeleri engellendi, tam 3 kez "kimlik dayatması" yapılmak istendi. Savunma makamı, kendi evinde yapılan bu dayatmayı kabul etmedi..direndi.
🔴 Ve bugün... Gazeteciler en ücra köşeye, görüş açısının olmadığı "kör noktaya" sürgün edilmek istendi. Müzakere talebi reddedildi. Gazeteciler bu dayatmayı ve sansürü kabul etmedi..direndi. Duruşma ertelendi.
📷 Gazetecinin yerini terk etmemesi, halkın haber alma hakkına çekilen o görünmez bariyerlere karşı bir Anayasal direniştir.
Adalet, karanlık köşelerde değil, halkın ve basının tam tanıklığında tecelli eder.
🔴 Gazetecilik, tanıklık etme sanatıdır. Ancak bugün bu tanıklık hakkı, sistematik bir "görünmez kılma" stratejisiyle kuşatılıyor.
⚫️ Sokakta: Adı "güvenlik çemberi" ya da "steril alan" konulan bariyerlerle haberin merkezinden yüzlerce metre uzağa süpürülüyoruz. Olayı görmemiz, kaydetmemiz engelleniyor.
⚫️ Adliyede: Bugün İBB davasında yaşadığımız tam olarak buydu. Basın mensupları ısrarla duyma ve görme mesafesinin dışına, en ücra köşeye sürgün edilmek istendi.
🔴 Gazetecinin gözü, halkın gözüdür. Bizi en arka sıraya, kör noktaya itmek; aslında halkın haber alma hakkına çekilen bir "fiziki sansürdür."
Buradayız..
Halkın haber alma hakkını savunmaktan vazgeçmeyeceğiz.
#İBBDavası #GazetecilikEngellenemez #BasınHürdür
Sahte davranamayan, sosyal onay kazanmakla ilgilenmeyen, uyum sağlamaya çalışmayan, az konuşan, zorba insan ilişkilerinden sıkılmış, “Ben sizin oyununuzu oynamıyorum.” diyerek kendini yalıtmış içten ve samimi biriyseniz..
..gerçek ve sağlıklı birisiniz demektir.
Sessiz görünen insanlar, aslında herkesle her şeyin konuşulmaması gerektiğini öğrenmiş, olgunlaşmış karakterlerdir. Güvenli ve asla yargılanmayacaklarını hissettikleri bağlarda konuşkandırlar.
@gorkemli_htrlr Sayın Serhan Asker, bu programda Sayın Prof. Dr. Sezai Yılmaz ve onun gerçek bir başarısı olan karaciğer naklini anlatıyorsunuz. Karaciğer naklinin Malatya’da ilk temelini atan Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun neden anılmadığını üzüntüyle izliyorum.
Partimizin bu hafta sonu yapacağı olağanüstü kurultayında Genel Başkan adayı olmayacağım.
Aday olmam için imza toplayan, ısrar eden ve çalışan bütün kardeşlerime teşekkürlerimi iletiyorum.
Aday olmama kararımın nedeni;
“Aday olursan yüzüne tükürürler.” diyen siyasetçilerin tehditleri değildir çünkü çalanların yüzüne tükürülür ve ben çalmadım.
Aday olmama kararımın nedeni;
“Aday olursan taşlarlar.” söylemi ile organize edilmiş linç kampanyalarından korktuğum için değildir çünkü yürüdüğüm yolda ölüm dahil hiçbir korkuya yer vermedim, korkmam!
Aday olmama kararımın nedeni;
“Hangi yüzle aday olacaksın!” diyen, sözüm ona muhalif sanılan, müesses nizamın askerleri ve paranın tetikçileri olmuş medya mensuplarının iftiraları değildir çünkü ülkem ve partim için verdiğim mücadelem milletimin vicdanına emanettir.
Aday olmama kararımın nedeni;
Partimizi iç çekişmelere sevk etmemek,
dikkatleri mücadele alanından başka alanlara çekmemek içindir.
Kurultayımız milletimize, ülkemize ve partimize hayırlı olsun.
Biz, gölgemiz olsun ve milletimiz hiçbir tehditten korkmasın diye güneşin altında durmayı görev bilen bir gelenekten geldik.
Selam olsun, güneşin altında durabilmeyi göze alanlara…
Hukukun amacı, haklı ama güçsüz olanı güçlüye karşı korumaktır.Ancak hukuk, güçlülerin çıkarına hizmet ediyorsa, ortada gerçek bir hukuk yoktur.
Bertrand Russell
Ne diyordu rahmetli, “Mutluluğu tanıyorsun, mutsuzluğu bana sor…” Artık Ferdi Tayfur’a sormayacağız, çünkü mutsuzluğu en az onun kadar biz de biliyoruz. Ruhu şad olsun.
Bu topluma öylesine büyük kötülükler ekildi ki topluma mal olmuş bir sanatçının ölümünde bile insanlar içinden geldiği gibi üzüntü duyamıyor, acısını dillendiremiyor.
Senin sevdiğini ben sevmiyorum, benim sevdiğimi sen sevmiyorsun.