PSG’yi üst üste ikinci kez Şampiyonlar Ligi şampiyonu olduğu için tebrik ediyorum.
Özellikle @luisenrique_2121’e olan hayranlığımı ayrıca belirtmek isterim. Takım kurma anlayışı, oyun cesareti, insan yönetimi ve kriz anlarındaki sakinliği gerçekten çok değerli.
Nasser Al-Khelaïfi liderliğinde, Katarlı bir başkanın doğru vizyon, sabır ve profesyonel akılla Avrupa futbolunda nasıl zirveye çıkabildiğini görmek de ayrıca etkileyici.
Doğru yapı, doğru insan, sabır ve istikrar olduğunda Avrupa’yı fethetmenin mümkün olduğunu PSG bir kez daha gösterdi.
Duam ve temennim,bir gün bir Türk 🇹🇷takımının da aynı vizyon, aynı cesaret ve aynı profesyonellikle bu seviyelerde kalıcı başarılara imza atmasıdır.
Tebrikler @psg
Tebrikler @luisenrique_2121
Saygılar Nasser Al-Khelaïfi
Değerli futbolseverler,
ve bu kez özellikle Fenerbahçeliler…
Bazılarının “Hamit Altıntop’un Fenerbahçe hakkında konuşması ne alaka?” diyeceğini biliyorum. Ancak Fenerbahçeli yöneticiler, abilerim ve kardeşlerim beni uzun yıllardır tanıyor. Bugüne kadar hep objektif, samimi ve Türk futbolunun genel menfaatini önceleyen bir çizgide durmaya özen gösterdim.
Benim rengim, ülkemin renkleridir.🇹🇷
Çünkü Fenerbahçe doğru yönetildiğinde sadece Fenerbahçe değil, Türk futbolu da kazanır. Bu durum Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor ve diğer büyük camialarımız için de geçerlidir.
Galatasaray son dört yılın şampiyonu. Bu başarıyı küçümsemek doğru değil. Özellikle Okan Buruk önderliğinde gösterdikleri istikrar, kadro planlaması ve saha içi yönetim takdir edilecek işler. Fakat bu başarı, her şeyin mükemmel yapıldığı anlamına da gelmiyor. Ben de dahil birçok kişi, bu dönemde diğer büyük takımlarımızın kendi iç sorunlarının da yarışa etki ettiğini düşünüyor.
Gelelim Fenerbahçe’ye…
Ali Koç döneminde Fenerbahçe’nin belli bir noktada doğru bir yola girdiğini gördüm. Finansal yapıyı düzeltme çabası, takım iskeleti oluşturma niyeti ve genç oyunculara şans verilmesi önemli adımlardı. Tam bu yapı meyvelerini verecekken yine klasik “yap-boz” döngüsüne girildi.
O dönemde camianın gücüyle Arda, Ferdi, İsmail ve birçok yetenek ortaya çıktı. İnsan ister istemez düşünüyor: Bu yapı daha istikrarlı, daha sabırlı ve daha doğru yönetilseydi neler başarabilirdik?
Tabii eksikleri de görmek lazım. Samet, Cengiz, Çağlar ve bazı diğer oyuncular bu süreçte kan kaybetti. Burada mesele sadece sistem değil; hem sistemin gücü hem de oyuncuların bireysel sorumluluğu, mental dayanıklılığı ve doğru zamanda doğru rolü alabilmesidir.
Özetle şunu söylemek istiyorum:
Takımlar aynı ligde yarışıyor gibi görünse de aslında herkes en çok kendi şartlarıyla, kendi hatalarıyla ve kendi kararlarıyla yarışır.
Sporculuk kariyerimde ve sonrasında öğrendiğim en önemli derslerden biri şudur:
Şampiyonlar bahane üretmez.
Engelleri nasıl aşacağını planlar ve bunun için mücadele eder.
Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi:
“Ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim.”
Maalesef bugün Türk futbolunda bu anlayıştan uzaklaştığımızı üzülerek görüyorum.
Medya çalışmaları, dışarıdan destek ve istişare elbette değerlidir. Ancak her seferinde çaresizlik duygusuyla dışarıdan gelen herkesi “kurtarıcı” gibi göstermenin, bu ülkenin kendi yetiştirdiği değerlere haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Maldini gibi değerli bir ismin tecrübesine elbette saygı duyuyorum. Fakat onu uzaktan bile “tek çözüm” gibi konumlandırmak; Oğuzlara, Rüştülere, Bülentlere, Tümerlere ve bu toprakların futbol birikimine yapılmış büyük bir haksızlıktır.
Biz de yabancı teknik direktör getirdik, bunu da yaşadık. Teknik direktör önemli bir parçadır ama asıl mesele kişileri kurtarıcı ilan etmek değil,doğru sistemi, doğru istikrarı, doğru kültürü ve doğru aklı kurabilmektir.
Türk futbolunun en çok ihtiyaç duyduğu şey de tam olarak budur.@Fenerbahce #Türkfutbolu #Türkiye
Pep Guardiola’nın ne kadar büyük bir teknik direktör olduğunu konuşmaya gerek yok.
Ama bence onu daha da büyük yapan şey karakteri.
En üst noktadayken bile insanlığını koruyabilmek, kavgasız gürültüsüz kenara çekilebilmek ve “hayatta futboldan daha önemli şeyler de var” diyebilmek…
Bu kolay bir şey değil.
Büyük saygı. Hem teknik adamlığına, hem insanlığına.@PepTeam
Hayallerinin peşinden giden adam…
Tebrikler @acunilicali
Hull City’nin Premier League’e yükselmesi gerçekten çok güzel bir hikâye oldu.
İnşAllah bu başarı daha büyük kapılar açar. 👏
Arda Turan benim kardeşim, eski takım arkadaşım.
Onun saha içindeki yeteneğini, liderliğini ve sorumluluk almaktan kaçmayan karakterini yakından bilenlerdenim.
Hepimizin futbolculuk döneminde doğruları da oldu, eksikleri de. Bazen daha iyi yönetebilirdik bazı süreçleri, bazen daha iyi bitirebilirdik bazı hikâyeleri. Ama önemli olan; insanın yaşadıklarından ders çıkarıp ikinci yolculuğunda daha olgun, daha kararlı ve daha istikrarlı ilerleyebilmesi.
Arda’nın teknik direktörlük kariyerinde bunu yapabileceğine inanıyorum.
Eyüpspor’da başlayan bu yolculuğun, Shakhtar Donetsk gibi önemli bir kulüpte devam etmesi sadece Arda için değil, Türk futbolu için de kıymetli bir adım.
Çünkü Arda,oyuncuyu anlayan, soyunma odasını bilen, baskıyı yaşamış, liderliği hissetmiş ve sorumluluk almaktan kaçmayan bir futbol insanı.
Ben onun, Türk futbolunu ileriye taşıyacak isimlerden biri olduğuna inanıyorum.
Umarım bu sadece bir başlangıçtır.
Kardeşimi bu yolculuğunda gönülden destekliyorum.
Yolu açık, başarıları daim olsun. 👏🏽@ArdaTuran
Sevgili kardeşim,
Öncelikle samimi ve açık sözlü mesajın için teşekkür ederim. Yazdıklarında gurbetçilerin yaşadığı birçok acı, kırgınlık ve haksızlık hissi var,bunu çok iyi anlıyorum. Ben de bu hayatın içinden geldim ve bazı şeylerin ne kadar zor olduğunu biliyorum.
Benim oradaki niyetim Almanya’yı yüceltmek ya da yaşanan haksızlıkları unutmak değildi. Tam tersine, Arda’nın ortaya koyduğu emek, inanç ve insanları bir araya getiren hikâyesi üzerinden daha yapıcı bir dil kurmaktı.
Türk kimliğimden, köklerimden ve kendi insanımdan hiçbir zaman uzaklaşmadım. Ama yaşadığım yerler, emek verdiğim toplumlar ve hayatımda iz bırakan insanlar için de saygı ve teşekkür duymamı yanlış görmüyorum.
Bazı konularda farklı düşünebiliriz,buna saygı duyarım. Ama emin ol, benim derdim hiçbir zaman kendi insanımı incitmek değil. Tam tersine, nerede olursak olalım daha güçlü, daha saygın ve daha birleştirici bir duruş gösterebilmek.
Saygılarımla
Arkadaşlar, siz de zaman zaman kendinize şu soruyu soruyor musunuz?
Yaptığım bu işi, aldığım bu kararı, attığım bu adımı nefsim için mi yapıyorum, yoksa Allah rızası için mi?
Dünyada dengeler değişiyor, futbolun gerçekleri yeniden şekilleniyor,biz ise hala çoğu zaman “kim başkan olacak, kim teknik direktör olacak?” sorusunun etrafında dönüp duruyoruz…
Geriden gelmeyi en iyi sen bilirsin… 🙃
Bugün olmazsa yarın olur.
Yeter ki çalışmaya, inanmaya ve doğru bildiğin yolda yürümeye devam et.
Bazen kapanıyor sandığımız kapılar, ummadığımız çok daha güzel kapılara açılır.
Emek, sabır ve iyi niyet boşa gitmez.
Allah büyüktür. 🤲🏼 @ArdaTuran
Luis Enrique ve Vincent Kompany’nin maç sonu görüntüleri aslında çok şey anlatıyor.
Zorlu, tempolu ve kaliteli bir maçın öncesi ve sonrası samimi, doğal ve efendi bir duruş…
Oyunu güzelleştiren insandır.
İnsanı değerli kılan ise eğitim, tecrübe, karakter ve saygıdır.
Futbolun ihtiyacı olan dil ve duruş tam da bu.
İbrahim Kalın’ın manevi derinliği ve dingin yaklaşımı, karmaşık konuları bile anlamlandırmamı sağlıyor. Bu değerli üslubu için kendisine takdirim sonsuz. @ikalin1#İlham#ManeviDeğerler#Takdir
Servet Çetin’in açıklamalarını futbolun içinden biri olarak çok doğru buldum.
Bir teknik adamın görevi; takımını son düdüğe kadar motive etmek, sahaya rekabetçi bir oyun koymak ve sezonu mümkün olan en iyi yerde bitirmektir.
Ligin adaleti de buradan geçer.
Bu duruş ve bunu bu kadar net dillendirmesi ayrıca önemli.
Yolun açık olsun Servet!
İnsan niçin yaşar?
Belki de insanın en temel ihtiyaçlarından biri görülmek, anlaşılmak ve takdir edilmektir.
“Herkese yaptığının karşılığı eksiksiz verilir. Allah onların yaptıklarını en iyi bilendir.”
Zümer Suresi, 70. Ayet
İnanç boyutuyla baktığımızda insan bilir ki; yaptığı iyilik, gösterdiği sabır, verdiği emek Allah katında karşılıksız kalmaz. Bazen insanlar görmese de Rabbimizin gördüğünü bilmek insana güç verir. Çünkü asıl kıstas; insanların alkışı değil, niyetin temizliği, emeğin samimiyeti ve Allah katındaki karşılığıdır.
Ama insanız…
Dünyada da görülmek, anlaşılmak ve değer görmek isteriz.
Evlat anne babasının takdirini bekler.
Anne baba evladının bir “Allah razı olsun” demesiyle mutlu olur.
Bir insan ailesinden, sevdiklerinden destek gördüğünde daha güçlü yürür. Çünkü aile, insanın ilk aynasıdır. Orada duyulan bir “helal olsun”, bazen ömür boyu insanın kalbinde kalır.
Meslek hayatında da böyledir.
Bir işi yapan insan, emeğinin fark edilmesini ister. Bir öğretmen öğrencisinin gelişiminde, bir doktor hastasının duasında, bir işçi alın terinin görülmesinde, bir yönetici yaptığı doğru hamlelerin anlaşılmasında değer bulur.
Futbolda da durum farklı değildir.
Bir çocuk sahaya ilk çıktığında tribündeki anne babasının bakışını arar.
Bir oyuncu hocasının güvenini, takım arkadaşlarının desteğini, taraftarın adil takdirini hissetmek ister.
Bir teknik adam, bir yönetici, bir kulüp çalışanı emek verdiğinde bunun sadece sonuçla değil; niyetle, süreçle ve fedakârlıkla da değerlendirilmesini bekler.
Ama gel gör ki biz çoğu zaman bunu başaramıyoruz.
Takdir etmek yerine kıyaslıyoruz.
Anlamak yerine yargılıyoruz.
Değer vermek yerine ötekileştiriyoruz.
Başarının arkasındaki emeği görmek yerine, eksik aramayı tercih ediyoruz.
Oysa takdir beklemek ne kadar insani ve güzelse, takdir etmeyi bilmek ondan çok daha büyük bir erdemdir.
Bir oyuncuya, bir hocaya, bir yöneticiye, bir evlada, bir anne babaya, bir emek sahibine samimi şekilde “helal olsun”, “tebrik ederim”, “Allah razı olsun” diyebilmek zor olmamalı.
Çünkü takdir etmek, karşımızdakini büyüttüğü kadar bizi de büyütür.
Futbolda da hayatta da ihtiyacımız olan şey biraz daha adalet, biraz daha empati, biraz daha vefa ve biraz daha hakkı teslim edebilme ahlakıdır.
Hayatta bazen en büyük zenginlik; birinin emeğini görmek, hakkını teslim etmek ve bunu içtenlikle ifade edebilmektir.
Bu vesileyle,
emeği, sabrı, iyiliği ve gayreti takdir etmeyi bilen bir toplum olabilmek duasıyla…
Hayırlı cumalar.
Bu sezonun şampiyonu Trabzonspor’dur. Çünkü bu bütçeyle yılın bu noktasına kadar yarışın içinde kalmak bile başlı başına büyük başarıdır. #Trabzonspor#FatihTekke
Geçmişin yükü insanı aşağı çeker, geleceğin fazlası ise korku ve kaygı doğurur. Oysa gerçek güç, bugünde kalabilmektir. İnsanı kendine yaklaştıran, iç huzuruna ve mutluluğa taşıyan şey de doğru iletişim, sağlıklı istişare ve özenli bir dildir.
Yalnız Bırakılan Değerler!!! @yilmazburak17
Burak Yılmaz’ın sitemini de, haykırışını da anlayabiliyorum. Bazen insanın en çok zorlandığı yer, sadece mücadele etmek değil; mücadele ederken kendini yalnız hissetmesi ve yanında güçlü bir destek görememesidir. Burada sadece isimleri konuşmak yetmez. Asıl konuşulması gereken, böyle değerli isimlerin yalnız bırakılmaması, doğru ekiple desteklenmesi ve daha sağlıklı bir zeminde güçlendirilmesidir. Türkiye’de doğmuş, büyümüş, bu ülkenin içinden çıkmış; formasını taşımış, bizi hem ülkemizde hem yurtdışında en iyi şekilde temsil etmiş bir kardeşimizin bugün geldiği noktaya üzülmemek elde değil. Burak Yılmaz gibi isimler sadece futbol oynamış insanlar değildir; onlar aynı zamanda bu ülkenin yetiştirdiği değerlerdir, birikimidir, karşılığı olan markalarıdır. Böyle kardeşlerimizi kaybetmek, yıpratmak ya da yalnız bırakmak yerine; anlamamız, desteklememiz ve daha sağlıklı bir zeminde güçlendirmemiz gerekir. Çünkü değer üretmek zordur, kaybetmek ise çok kolay. Eleştiri elbette olur ama kendi içimizden çıkmış, bu ülkeye hizmet etmiş, ay-yıldızlı formayı taşımış insanlara biraz daha sahip çıkmayı da öğrenmeliyiz. Asıl soru da şu: Bir kulüpte başkan, yönetici, sportif direktör ve futbol aklı görevini doğru yapsa, bir teknik direktörün bu kadar şeyi tek başına söylemek ve taşımak zorunda kalması gerekir miydi?
Burak kardeşime gönülden selam olsun.