Murat Bardakçı'nın "Dedelerimizin mezar taşını okuyamıyoruz" diyenlere verdiği yanıt:
🔸Osmanlıca diye bir dil yoktur. Bunu bir kere kafanıza sokun.
🔸O, Arap ve Fars alfabesiyle yazılmış bildiğimiz Türkçedir.
🔸Efendim neymiş, "Bir gecede cahil bırakıldık, dedelerimizin mezar taşını bile okuyamıyoruz" diyorlar.
🔸Yahu senin deden sadrazam mıydı? Şeyhülislam mıydı, vezir miydi senin deden?
🔸Anadolu'daki sıradan adamın, senin o köydeki gariban dedenin işlemeli, yazılı bir mezar taşı falan yoktu!
🔸Başucuna bir tane tahta parçası ya da şekilsiz, yuvarlak bir taş koyarlardı.
🔸O da zaten yağmurdan, çamurdan yıllar içinde çürüdü, kayboldu gitti.
🔸O okuyamadığın, sanat eseri gibi mermerden oyulmuş, üstünde hat sanatı olan o kavuklu mezar taşları paşalara, üst düzey devlet adamlarına ait.
🔸Senin dedene değil!
📢 Murat Bardakçı:
🔺Türkiye'de yaşayan herkes Türk soyundan ya da Türk ırkından değildir ama Türk'tür. Türk kavramı, Türk terimi bir aidiyeti, bir memlekete aidiyeti ifade eder.
🔺Bu memlekettensen "Türk'üm" diyeceksin. Ha, Türk'üm ama bilmem neyim diyebilirsin; şu şeydenim, bu şeydenim diyebilirsin, onda bir şey yok. Ama "Türkiyeliyim" demek saçma sapan bir şeydir.
Kosova’da Türk’ün ayak sesleri!
Kosova Demokratik Türk Partisi Genel Başkanı Fikrim Damka Başbakan yardımcılığına getirildi.
Arkasına aldığı Atatürk tablosu bize ayrı bir gurur verdi. Kutlu olsun!
Böyle kişilere sinestezik diyoruz. Sayılar, günler, harflerde ilginç bir renk, ses ilişkisi kuruyorlar; Günlerin renkleri, şarkıların tadı, sayıların cinsiyeti vs. oluyor bu kişilerin zihninde.
Yunan işgalinde bir kız çocuğu olan 1908 doğumlu merhum Şefika Gülöksüz anlatıyor:
"Bir buçuk sene hiç ezan okunmadı Eskişehir'de. Ondan sonra (Büyük Taarruz zaferi sonrası) ezan okunmaya başladı.
Amanın ezan okununca biz sokaklara fırladık.”