Gpt ye yaklaşık bir hesap yaptırdım. Avrupa'nın plastik atığından kazanılan yıllık para yaklaşık 200 milyon $ seviyesinde. Sadece Antalya'nın yıllık turizm geliri yıllık 15 milyar $ seviyesinde. Olayın parayla ilgisi olmaması gerekmesine rağmen madem dininiz imanınız para o zaman ne uğruna neyin feda edildiğini bir daha düşünün. Nasıl bu kadar aptal olunabildiğini asla anlayamıycam.
“Ben de olsam şakkadanak bir açıklama yaparım, 3 yıl sonra alırız oylarımızı nolcak derim. Şaşırır millet, hiç beklemedikleri bir hareket, niye 3 yıl, nasıl 3 yıl, aa bak demek ki çok zamanımız var, boşuna acele ediyoruz derler. Arkadan bir de şakkadanak mühürsüz oyların peşine düşmem. Yetmedi bi şakkadanak siyasette olur böyle şeyler açıklaması yaparım, çil yavrusu gibi dağılırlar, tıpış tıpış eve gider bekler herkes. Olur niye olmasın, buz gibi olur.”
Oldu çünkü 🤷🏼♀️
Zamanımızı böyle harcayan, bu ülkeye vergi ödeyen, çocuk yetiştiren insanlar olarak çok, çok fena bozulmalıyız bu sözlere. Öfkeyi diri ve bilge tutmak, eyleme dökmekten başka yol yok.
Antalya'da sıcak ve nem birleştiğinde tatilde olan insan burada yaşamayı sorguluyor. Gülerken insan terliyebiliyor. Antalyalılar sizin vücut bu duruma bağışıklık mı kazanıyor?
Ben Ahbap'a para yolladım diye hatırlıyorum. O dönemdeki yardım bütçemizi böldük, farklı kurumlara dağıttık. Aynı şekilde sosyal medya aracılığı ile yerel dayanışma ağlarına da ulaştım, Instagramda aktif olduğum için bana da ulaşanlar oldu, oralara da direkt destekte bulunduk, ürün ya da maddi yardım yolladık. Hala Hatay'dan direkt ürün alırım. Anne ağlarımız var oralardan gelen bireysel talepleri karşıladık. Bir keresinde instagramdan evde ürün yapıp yolluyorum diyen bir kişi tarafından da dolandırıldım ama sayısız kere de dolandırılmadım, ürünler geldi, kullandım ya da dağıttım. Bunlar beni aptal, enayi, salak, düşüncesiz yapmıyor. Çeşitli kontroller yapıp, kendimce bazı kriterlere göre güvenimi ve desteğimi iyi niyetle yatırıyorum. 10 kere iyilik oluyor, 1 kere de benim güvenimi suistimal ediyorlarsa ne diyebilirim ki. Hayatta iyilik de var kötülük de... Bizi Kızılay gibi bir ülke değerinden soğutanlar utansın.
İddialar hesap sorulmayı hak edecek kadar ağır, hesabı soran makine ise güvenilmeyecek kadar kirli ve bir ülkede bu iki durumun aynı anda doğru olması, yolsuzluktan da büyük felaketin ta kendisi:
Gerçeğin öğrenilebileceği hiçbir adresin kalmamış olması.
haluk levent mevzusu harbiden çok can sıkıcı bir mevzu. işin en kötüsü ne biliyor musunuz? hem haluk levent bunları yapmamıştır diyemiyoruz, hem de ‘adalet sistemine güveniyoruz’ diyemiyoruz. korkunç ve içinden çıkılmaz bir distopya’da yaşıyor gibi hissediyorum…
Datça'da metrekare başına 35 Instagram influencerlar'ı düşüyor. Milletin neredeyse otağ kurup küçük bir beylik yarattığı yerleri "Datça'da kimsenin bilmediği o yer" diye çekip yayınlıyorlar. Onlar kesip kırpıp çekerken, arkada kolluk takmış bir grup çocuk "Anneee kakam geldi" diye bağırıyor. Vallahi bıktık bu kolpa etkileşim manyaklarından.
Vahdettin yaverini İstanbul'daki İşgal Orduları Başkomutanı İngiliz General Harington'a gönderip ülkeden kaçmak için yardım istedi. Harington "Onu zorla kaçırdığımın sanılmaması için talebini yazıyla bildirsin" diye cevapladı. Bunun üzerine Vahdettin'in Harington'a yazdığı mektup
Karatepe Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndan herkese selamlar. Merak eden varsa içten bir şekilde söylüyorum, keyfim yerinde. İlerleyen günlerde façayı bozmamak için iyi hissetmiyorken “iyiyim” diyebilirim. O durumda bir yerlere göz kırpma emojisi koyarım.
Birçok açıdan nostaljik bir deneyim oluyor. Yıllar sonra televizyon izliyorum ve alaturka tuvalet kullanıyorum. Üstüne bir de Dünya Kupası eklenince 2002 yılında maça yetişmek için okuldan eve koşan Çocuk Deniz’e döndüm ama şişman Ronaldo’suz aynı keyfi vermiyor. Bu arada reklamlar iyice sıkıntı olmuş. Kantinden AdBlock istemek için dilekçe yazmayı düşündürdü. Sürekli meşrubat içen Boran Kuzum ve Feyyaz’ı görüyorum. Umarım müstakil bir ev alacak kadar iyi bir kaşeye anlaşmışlardır. Yoksa çekilecek çile değil. Nihat Kahveci’ninkini ev de kurtarmaz. “Kuşkaş ne topçuydu be!” Bir de yağcılık gibi olacak ama TRT 2 çok iyiymiş. İlaçlarıma henüz ulaşamamışken Kiarostami’nin Kirazın Tadı antidepresan gibi imdadıma yetişti yine. Yemekler ODTÜ yemekhanesiyle aynı. Dışarıdayken günde 1,5 öğün yiyordum, burada 3 öğün yiyorum vakit geçsin diye. Diş fırçalama işini de günde ikiye çıkardım, yine vakit geçsin diye. Alaturka tuvalet de daha sağlıklı diye duymuştum. Öyle değilse bile buradan çıkana kadar söylemeyin, motive kakalarımın tadı kaçmasın.
Bildiğiniz gibi kendi isteğimle dönüp teslim olmama rağmen ters kelepçe yapmak istediler. Rızam olmadığını söyledim. Zor kullanarak yaptılar. Şanlı direnişim yaklaşık 4 saniye sürdü. Polisler 2 katım n’apayım? Sonra emniyette birisi, “ya aslında sosyal medyaya içerik üretmek için” demiş olmalı ki; restoranda tam yemek yiyecekken “arkadaşlar bir saniye bozmayın” deyip masanın fotoğrafını çeken influencer tatsızlığında, ters kelepçeli videolarım çekildi; önden, arkadan, yandan. Hepsinde bir şekilde kameramanı bulup sırıttığım için uzak-arka açıyı yayınlayabilmişler.
Yapıcı bir eleştiri: Vatan Emniyet binası dökülüyor. Çalışanlar sıcaktan baygınlık geçiriyordu. Osmanlı’dan kalma klimalar var ve onlar da çalıştırılmıyor. Sadece amirlerin odasında son model klima var. Bu memurlar sırf siz istiyorsunuz diye kendilerine hiçbir zararı olmayan ve hatta belki sempati duydukları insanlara kötü polis rolü yapıyorlar. Duygusal yükü ağır olmalı; müstakil ev verseler yapmam. Bari bir klima alın. Yeri gelmişken söylemeden geçemeyeceğim, bu iki günlük kısa mesaim gösterdi ki Behzat Ç. ve Bir Zamanlar Anadolu’da kurmaca değil belgeselmiş, bütün diyaloglar ve karakterler birebir gerçekmiş.
Uçağa binmeden önce internetteki son dakikalarımda gördüğüm son şey “ailesinin gözüne girmek için kendini yakıyor, yazık!” tarzı yüzeysel psikolojik analizlerdi. Annemin Airbnb’de biblo kırdığı için ağıt yakması ve babamın gerçekten iyi bir baba olması dışında bütün anlattıklarım kurmacadır. Şaka yazabilmek için uydurduğum hayali çatışmalardır. Kişi ve kurumlar gerçek değildir. Mizahi bir yaklaşımdır. Pardon, mahkeme diline alıştım; siz bari şaka açıklattırmayın.
Kendimi bildim bileli hiçbir konuda baskı yapmamış, bana dair beklentiye girmemiş, çöp adam bile çizsem duvara asmış can dostlarımdır ikisi de. Her anne-baba kadar korumacı ve kaygılıdırlar. 2023’teki ilk Harbiye gösterimden sonra bile “Psikolog olsan keşke, boş vakitlerinde stand-up yaparsın” seviyesinde klişe; “yurtdışında İngilizce yapsan olmuyor mu?” diyecek kadar oğullarını gözlerinde büyütmüş insanlardır. Hemfikir olmasalar da bütün saçma kararlarımın arkasında durdular, bu gösteride de öyle olduğunu biliyorum, huzurlarınızda ikisini de öpüyorum.
Bu gösteriyi ne bir karşılık umarak ne de bir an bile cesur hissederek yayınladım. 7 yıl boyunca muhteşem bir hayat yaşadım. 25 yaşıma kadar içedönük, ölümüne karamsar, her şeyden şikâyet eden bir insan olarak; hobi seviyesinde yirmi seyirciye stand-up yapsam yeterince mutlu olacakken yüzlerce gösteride binlerce insanla beraber güldüm, yüzlerce yeni arkadaşım oldu, çok kalabalık ve sevgi dolu hissettim. Üstüne ihtiyacımın çok üstünde para kazandım.
Gencecik insanlar üniversiteleri korumak için, birçok konuda aynı düşünmedikleri belediye başkanlarına haksızlık yapıldı diye başlarına bu kadar bela alırken, “politik mizah” yaptığını iddia eden biri olarak en zararsız cümleleri bile ‘ama bunu yanlış anlarlar mı?’, ‘burayı manipüle edip sana saldırırlar mı?’ kaygılarıyla silmekten, etrafından dolanmaktan sıkıldım. O kadar sıkıldım ki, sıkıntım hayli yüksek olan korkumu aştı.
Gözaltı gecesi uyuşturucu testi sonrası götürüldüğüm hastanede beni görünce heyecanla el sallayan yetmiş yaşında teyze ise, kişisel sıkıntımı hayalimin ötesinde bir memnuniyete dönüştürdü. “Halk beni anlamadı ve başıma işler geldi” diye beklerken, “Halk beni anladı ve başıma işler geldi” oldu. WIN-WIN.
Temel seviyede Türkçe bilen, gösteriyi sahiplenen ve dayanışma gösteren herkese sevgiler. Gündemi salıyorum, kararlıyım bu sefer Moby Dick’i bitireceğim. Size dışarıda kolaylıklar.
İşgal altındaki bir ülkeyi esaretten kurtarmak için Mustafa Kemal Paşa, silah arkadaşları ve koca bir millet bir mücadele verdiler. Milletçe bir mücadele verildi ve bu bir “Kurtuluş Savaşı” idi.
Müfredatı değiştirmeniz tarihi değiştirir mi?
Eve istenen paket servislerde çocuk menüsüne ısrarla oyuncak koymama nedeniniz tam olarak nedir? Çocuk menüsünü incecik hamburger için mi aldığımızı düşünüyorsunuz?? @McDonaldsTR