"GERÇEK ŞEYHLER!"
Eğer bir şeyh, müridinin yatakta kaç kere döndüğünü göremiyorsa gitsin davar gütsün!
Gerçek şeyh müritlerinin en gizli, en mahrem hallerini görebilendir! Eğer göremiyorsa sahte şeyhtir!
Bir mürit, şeyhini zina halinde görse ve bundan dolayı kalbinde ona karşı en küçük bir saygısızlık meydana gelse ve şeyhini sorgulasa kâfir olur!
Gerçek mürit, şeyhini zina halinde de görse teslimiyetinde en küçük eksilme olmayandır!
Eğer eksilme oluyorsa sahte müriddir!
Eğer bir şeyh, müridine cenneti garanti edemiyorsa, o cehenneme atılırken ona şefaat edip kurtaramıyorsa, sahte şeyhtir!
Gerçek şeyh kendi müntesiplerine cenneti garanti edebilendir! Cennet garantisi vermeyen şeyh sahte şeyhtir!
Eğer bir şeyh, kendi ölümünü erteleyemiyor ve Azrail yanına geldiğinde azarlayarak, "sen git ben daha gelmiyorum!" diyemiyorsa, sahte şeyhtir.
Gerçek şeyh ölümünü erteleyebilendir!
Erteleyemiyor ve Allah'ın gönderdiği meleği kovamıyorsa sahte şeyhtir!
Eğer bir şeyh, ahırını meleklere temizletemiyor, müritlerini sinek eyleyip kibrit kutularına doldurup, sahte evrak düzenleyip cennete yerleştiremiyorsa, onların tövbesini kabul edemiyorsa sahte şeyhtir!
Gerçek şeyh, sofilerini Allah'tan kaçırıp kaçak yollardan cennete yerleştirebilendir!
Eğer bir şeyh, rüyasında veya zuhuratta (uykuyla uyanıklık arasında) Allah'ın kitabına muhalif vahiyler almıyorsa, bu vahiyleri Kur'an'ın karşısına dikmiyorsa, müridanı buna ikna edemiyorsa, o şeyh sahte şeyhtir!"
Gerçek şeyh, Allah'tan vahiy alabilendir!
Eğer bir gavs, ölüleri diriltemiyorsa, 'kabrim Kâbe'dir' diyemiyorsa sahte gavstır! Gavs dediğin ölüleri diriltecek, kabri Kâbe olacak! Eğer olmuyorsa sahte gavstır!
Eğer bir kutup, zamana hükmedemiyor, güneşi doğuya doğru çekemiyorsa sahte kutuptur!
Gerçek kutup, zamana hükmeder! Edemiyorsa sahte kutuptur!
Eğer bir gavs "emrim Allah'ın emridir; ol derim olur!" diyemiyorsa sahte gavstır!
Gavs, Allah'la ortaklık (haşâ) yapabilendir! Yapamıyorsa sahte gavstır!
Eğer bir şeyh başta Şeyh-i Ekber (en büyük ve tek büyük şeyh) namıyla bilinen İbn-i Arabî'nin, "Mürit, Allah'ın emrini şeyhinin emrine tercih ederse o mürit kâfir olur!" sözünü yalanlar ve Allah'ı öncelerse sahte şeyhtir!
Yine bir şeyh, Celaleddin Rumi'nin, evlat edinmekten münezzeh olan Allah'a rağmen, "bizler Allah'ın oğullarıyız!" sözüne itibar etmezse sahte şeyhtir!
Eğer bir şeyh, temel bir tasavvuf doktrini olan (İbni Arabi söylemiştir) "Veliler, şeyhler peygamberlerden üstündür!" sözüne tenezzül etmiyorsa sahte şeyhtir!
Gerçek şeyh, peygamberden "üstün" olandır!
Eğer bir şeyh, müritlerinin sahip olduğu mal, mülk, evlat, namus, iffet, ırz üzerinde istediği gibi tasarruf yetkisine sahip değilse, o şeyh sahte şeyhtir!
Son olarak; 12 yaşında bir çocuğa sarkıntılık edip, "bunu zuhuratta gördüm! Gerekirse evlenirim!" diyen ve 12 yaşında bir çocuğa cinsel istek duymasını "aldığı vahye" dayandırıp, Allah'ı da bu pisliğe ortak etmeye çalışan bir şeyhin bu namussuzluğuna tasavvuf dininin içinden bir cevaz bulamayan, tarihteki tekke ve dergahlarda, uygulamalarda buna örnek/kıyas bulamayan ve o namussuz şeyhi temize çıkaramayan bütün şeyhler sahte şeyhtir!
Hasılı, yarı ilah olmayı beceremeyen, kalpleri evirip çeviremeyen, "Allah'ın suretine" (haşâ) bürünemeyen, evreni yönetemeyen, Kur'an ayetlerini iptal edemeyen, peygamberin bile bilmediklerini bilemeyen, sıfatına bir dakika bakıldığında bin yıllık namaz ibadeti kazandıramayan, depremleri kovamayan, Allah'a emir veremeyen cümle şeyhler, sahte şeyhtir!
Şimdi; gerçek şeyh, gerçek gavs, gerçek kutup neye tekabül ediyor, kendiniz bulun!
"Bunlar gerçek şeyh değil!" diyenlerin ne demek istediklerini, gerçek şeyhlerin ne gibi "özellikleri" olduğunu bir müride sorup öğrenin! Şeyhi "nelere kadir" miş anlatsın! Sonra da kitaba bakın. Eğer halâ kitapla mutabık olan söz ve fiilleri varsa o şeyh tam olarak "seyhleşememiş, putlaşamamış", şeyhleşmeye , putlaşmaya doğru "seyrü süluk" etmeye devam etmektedir!
Vesselam
Ramazan Yaman
ŞÜKÜR ŞAŞKIN DEĞİLİZ!
"Oku" emrini hatime;
"yakınlara yardım edin" emrini, "akrabaları kayırmaya;
"Peygamberi destekleyin" emrini salavâta;
"parçalanmayın" emrini mezhebçiliğe, tarikatçılığa, partizanlığa;
"akledin" emrini ruhsuzluğa, hesapçılığa ve "ben bilirimciliğe" indirgeyen bir ümmetin birbirini boğazlamadığına beyin ve kalp fel�� olacak derecede şaşırmalı!
"Şükür" beynimiz ve aklımız felç olmadığı gibi şaşkında değiliz!!!
NEREDE YANILIYORUZ?
1- Allah'ın her emrini yahudiler gibi eğip büküp kısa vadeli çıkarımıza uygun olarak anlamaya girişiyoruz.
2- Birbirimizi "Allah için!" tekfir etmeyi çok sevap, Allah için affetmeyi çok günah zannediyoruz!
3- Bir mümine su-i zan ile "kâfir" demektense, bir kâfire hüsn-i zan ile "mümin" demenin daha iyi olacağına inanamıyoruz. İnşallah inanırız...
Ramazan Yaman
BU GECE BERAT GECESİ!
BU GECE TANRI İZİNDEN DÖNÜYOR!: KOŞUN KURTULUŞ BERATINIZI ALIN!
Bugün Berat gecesi ve bu gece dünyanın ve ahiretin geleceğini tayin eden bütçe yapılacak! Geçmiş, arkada b��raktığımız yılın cirosundan elde edilen hasılat Tanrı'nın yeryüzü şubesi olan tüm gavslara, şeyhlere, mehdilere pay edilecek!
Paylaştırılan bu paylar, yine yeryüzü şubelerinin küçük Tanrıları'nın elleriyle tüm ihvanlara, müritlere, dervişlere, şakirtlere, marabalara, sofilere, aklını gönüllü olarak bloke ettirmişlerin tümüne dağıtılacak!
Ayrıca, bu gece önümüzdeki yıl içerisinde olacak olan tüm olaylar; kimin kaç TL, kaç dolar, kaç euro, kaç arsa, kaç tarla, kaç gayri menkul kazanacağı... ve dahi cennetin Kevser manzaralı köşklerinin kime kaç metrekare verileceği, iri gözlü, azaları denk, emre amâde hurilerden kime kaç adet dağıtılacağını belirleyen Levh-i Mahfuz'un bu yılki cüzü yazılacak!
Tüm bunlarla birlikte bizim kaderimiz olan cimriliğimiz, ihmalimiz, duyarsızlığımız, kaç parçaya bölüneceğimiz darma duman, bölük pörçük olacağımız belirlenip ve buna göre kaç bebeğin yıkıntılar altında can vereceği, Afrika'da kaç çocuğun açlıktan, kaç bebeğin depremde öleceği, kaç mütaahhidin kaderine kaç çürük bina yaptırılacağının yazılacağı, bu çürük binalara kaç yetkiliye izin vermek için emir verileceği, bizim bunları savuşturmak için hangi gavstan medet isteyeceğimizi, hangi türbeden yardım dileneceğimizi de bu akşam tüm teferruatıyla büyük Tanrı kaydedecek; ana kitabın bu yılki cüzüne!..
Sadece bunlar değil elbette!
Her kim yıl boyu hangi günahı işlemiş olursa olsun, hangi yetimin hakkını zıkkımlanmış, hangi mazlumun ahını almış, hangi garibin günahına girmiş olursa olsun, hangi haksızlığa suskun kalmış, hangi zalimin önünde eğilmiş olursa olsun, yüz rekat bu geceye ait namazı kılarsa, on dört bin salavat getirir, bilmem kaç bin tesbih çekerse, bu dağıtılan payın en yükseğini alacaktır!
Hiç kimsenin hakkını geri teslim etmeye, nedamet duyup rücu edip, kendini düzeltmeye, yarın yine eskisi gibi yaşamaktan vazgeçmeye gerek yoktur! Allah’ı değil çıkarlarını öncelemeye devam etmesinde hiçbir sakınca yoktur!
Yeter ki bu gece bu ritüelleri, bu ayinleri yerine getirsin…
Tüm acılardan, kederlerden, cehennemden halas olmak için hayatında başkaca değişiklikler yapmaya gerek yoktur! Bu gece tüm geçmişi resetlemek, tüm geleceği sigorta altına almak mümkün! Hem de yarın aynı şekil de kaldığı yerden devam etme imkanıyla...!
Bu gece önerilen hareket, tesbih, taat ve ibadetleri yerine getirenlerin, ‘Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” ayetine uymaları gerekmiyor! Tersine, yıl boyu dosdoğru olup ta, bu gece bu fiilleri ve tesbihleri icra etmeyenlerin ne dağıtılacak olan cirodan, ne de önümüzdeki yılın bütçesinden bir payları vardır!
Bu geceyi ihya etmeyen hiçbir kimseyi diğer ibadetleri, fiilleri, güzel amelleri kurtarmayacaktır! Büyük Tanrı bu gece müsaittir ve diğer günler de dinlenecektir!
Öyle her an onu rahatsız etmeye kimsenin hakkı yoktur! Büyük Tanrı'nın yeryüzü uydusu olan küçük Tanrılar ise bu gecenin fecr vaktine kadar sizler için salavat çekip dua edecektir! Büyük Tanrı günah çıkarma gecesi olarak bu ve bunun gibi geceleri seçmiştir! Diğer günler de gelenin kapılar yüzüne kapanacaktır!
Bu geceyi birbirine hatırlatanların ecri ekstradan katlanacaktır! Arama motorlarına “en güzel kandil mesajları” yazıp arayın hele! Ve en güzelini seçip toplu mesaj olarak gönderebilme bahtiyarlığına erişebilirseniz, bu yılın cirosundan ve yeni bütçeden payınız gruptaki kişi sayısına orantılı olarak katlanacaktır!
"Kandiller mübarek ola!" Bu gece imtiyazlı, torpilli, büyük Tanrıların yeryüzü distribütörlerine intisap edebilmiş ak bahtlılar yararlanabilecek dağıtılacak bütçeden! Ve bütçenin tüm gelir kalemleri onların hesabına kaydolacak! Bizim gibi büyük ve küçük Tanrıları mabut olarak bir türlü kabul edememiş, onlara kul olma şerefine erişememiş karabahtlı insancıklar, akılsızlar, deliler, divaneler ise bir ömür boyu çırpınıp duracak kurtuluş için... Cironun açık yanlarıyla uğraşıp duracaklar ve bütçeden ayrılan günah yüklerini onlar taşıyacaklar!..
Bu gece tüm affı ve mağfireti sakalına, sarığına, cübbesine, takkesine, kippasına, takım elbisesine sarıp kaçacak birilerinin kulları: Allah'ın ayetlerinin kayıt dışı, hayat dışı, din dışı bırakılmışlığının derdi ise Allah'ın kullarına kalacak.
Bu akşam izinden dönen ve yarattıklarının kaderini belirleyecek olan büyük Tanrı'nın rahmetine koşun!
Her an yaratmaya devam edene, tevbeleri sürekli kabul edene, ancak emeğin karşılığını verene, eşi benzeri ve küçük şubeleri olmayana, mazlumun ve yetimin kalbinin kıyıcığında durup üstüne titreyene, rahmeti tüm kandilleri, tüm gönülleri, tüm firakı, tüm evreni bir gece, bir gün, bir an değil her an kuşatana, alemlerin rabbine bir ömür günah yüklerimizle ve azıcık sevabımızla koşmak bize yeter! Allah bize yeter!
İmtiyazınız isyanımızın başladığı yerdir! Sizin isyanınız ise imtiyazınızın bittiği yer! Vesselam
Ramazan Yaman
Dünyayı gezerek Instagram'da paylaşımlar yapan gezgin:
“Afrika'nın ortasından geçerken, gecenin bir yarısı küçük bir köye uğradım ve kulübelerin arasından gelen güzel bir ses duydum. Gidip baktım, Kur'an okuyan çocuklardı. Bu duyguyu sizlerle paylaştığım için çok minnettarım.”
SORMA!
"Mahşer ne zaman?", diye sorma!
Uzak sanma!:
Az sonra!
Birazdan!
Bir doğum sonra!
Bir nefes sonra!
Bir günah sonra!
Bir hayr sonra!
Bir zalim sonra!
Bir mazlum sonra!
Bir sevinç sonra!
Bir hüzün sonra!
Bir telaş sonra!
Bir sevinç sonra!
Bir düş, bir düşüş sonra!
Bir yıkılış, bir kalkış sonra!
Birazdan!
Az sonra!
Ramazan Yaman
ADAŞIM RAMAZAN'A RAHMET OLSUN.
Bildiği kadar, ulaşabildiği kadar hakikati anlatmaya çalışan ve bunu yaptığı için din mafyalarının, özellikle çarşamba cemaatinin dinin içine sidik, sümük, idrar katarak pazarlayan, bu yolla geçimini sağlayan sözde hocaları tarafından sürekli hedef gösterilen Ramazan Pişkin katledilmiş.
Allah gani gani rahmet eylesin. Taksiratını affetsin.
Katlinde zerre kadar dahli olan kim veya kimler varsa Allah onları kahretsin.
Belki de Ramazan Pişkin gibi gariban bir hakikat ve Kur'an dostunu katlederek tezgahlarına zarar veren diğer Kur'an Müslümanlarına da gözdağı veriyorlar. Bu durum da bu din satıcılarının ne kadar aciz, ne kadar zavallı, ne kadar korku içinde olduklarını gösterir.
Çarşamba cemaatinin cennetten huri pazarlayan sözde hocalarından biri olan Hüseyin Çevik adlı zırtapoz, bir videoda mealen şöyle diyor; "Ramazan; Allah ile kul arasında aracı yoktu hani! Biz Allah dostlarından istemiyoruz ki; onları aracılar yapıyoruz. Bunu inkâr eden Diyarbakırlı Ramazan sapıktır!" diyor ve alenen hedef gösteriyor. Bunları söyleyerek ayeti kerimede "biz o putlara tapmıyoruz ki; bizi Allah'a yaklaştırsınlar diye onları aracılar yapıyoruz!" ifadesinde tarif edilen Mekkeli müşriklerle aynı şirk dinine iman ettiğini beyan ediyor.
Ramazan Pişkin gibi bir garibanı, bir kimsesizi, Allah'ın rızasından başka hiçbir beklentisi olmayan bir muvahhidi tıpkı peygamberimizi hedef gösteren Ebu cehiller gibi hedef gösteriyor. Zira Ramazan Pişkin gibi Kur'an'ın emrettiği gibi akleden, arayış ve sorgulama peşinde olan, aracılığın şirk olduğunu söyleyen, ölülere Fatiha'nın ulaşmayacağını söyleyen, ölülerin işitmediğini söyleyen, ölülerin tasarrufunun olmadığını beyan edenler oldukça ve çoğaldıkça tezgahları tehlikede olacak. Ölülerle kendi aralarında şeytani muhaberat şebekeleri kuramayacaklar, cennetteki hurileri pazarlayamayacaklar, hurilerin "cinselliği" üzerine bina ettikleri uydurma dinleriyle "genelevvari" bir "cennet" satamayacaklar!
Sebep çarşamba hocaları olsun veya olmasın; garip Ramazan gibilerin sonu hep böyle olacaktır. İyi ki böyle olacaktır! Çünkü kokuşmuş bir postun üzerinde, bir putun gölgesinde, şirkin dibinde, çukurun aşağısında, dincilik bataklığında, kerhane çığırtkantları gibi Allah'ın cennetindeki hurileri pazarlarken, deve sidiği satarken, ayetleri tenasül uzvuna okuyup ereksiyon olmayı anlatırken, bir garibanı hedef gösteririp katline sebep olurken ölmek de var! Allah böyle hallerde ölmeyi hiçbir mümine nasip etmesin. Hepimize Ramazan gibi ölmeyi ihsan etsin.
Allah, "ben Ramazan kuluna" da bu tür şehadet nasip etsin; bunu yürekten istiyorum. Adaşım kadar hak ediyor muyum bilemem ama; inşallah hak etmeye gayret edeceğim.
Adaşıma rahmet olsun. Ailesine, sevenlerine, hakikat dostlarına, sürekli arayışta olanlara, şirk ile kavgalı olanlara, din satıcılarına ve Allah düşmanlarına kin tutanlara, tüm muvahhitlere rabbim güzel bir sabır versin. #ramazanhoca 'nın mekânı cennet olsun. Amin.
Ramazan Yaman
ŞEFAAT VE FIRILDAKLAR
Şefaat işi şöyle mi olacak?:
Allah: "Atın bunu cehenneme!"
Peygamber: " Yok atmayın! O benim adamım!"
Allah: "Ama çok günahı var!"
Peygamber: "Olsun! Onun, Senin bilmediğin sevapları var!"
Allah: "Ha öyle mi! Özür dilerim, ben bilmiyordum!"
Bin kere haşa...
Ya da şöyle mi?:
Allah: "Atın bunu cehenneme!"
Peygamber: "Onu benim hatrıma affet!"
Allah: "Neden?"
Peygamber: "O bana çok salavat getirmişti!"
Allah: "Ha öyle mi! Ben duymadım, özür dilerim!"
Bin kere haşa...
Bu inanç yani şefaat inancı; tutarsız, ilkesiz, kullarından habersiz, gaddar bir Allah tasavvurundan kaynaklanıyor.
Haşa, Alemlerin rabbi olan Allah tüm bunlardan münezzehtir. Şefaat, yani yardım tüm müminlere ve salih amel işleyenleredir. Ve şefaat tamamıyla Allah'a aittir. Peygamberler de hesaba çekilecekler ve onlar da Allah'ın şefaatine/yardımına muhtaçtırlar.
Şefaat inancının temelinde sadece ama sadece Allah'a güvensizlik vardır. Oysa Allah tüm merhametin, şefkatin, güvenin, yardımın, rahmetin kaynağıdır. İman, güvendir. Allah'tan daha çok peygambere veya başkalarına güvenenlerin; onların, Allah'ın elinden adam kurtacağına inananların ne imanları, ne güvenleri tamdır. Aslında onlar peygamberimize de "fırıldak" demiş oluyorlar ki-Allah rasülü en güvenilen insan ve Allah'a en güvenen insandır; bu da aslında kendi fırıldak ruhlarının dışa vurumudur. Allah adildir ve tüm salih kullarına, tüm iyilere şefaat/yardım etmektedir ve edecektir.
Bizler, dünyada Alla’ın kullarına; yetimlere, muhtaçlara şefaat (yardım) edelim ki mahşer günü de Allah bize şefaat (yardım) etsin. Biz bir yetimin, bir mazlumun yüreğine girelim ve onu güldürelim ki, Allah’da bizi cennetine yerleştirsin, bizi ebedi güldürsün.
Biz, zalimlere karşı mazlumlar��n yanında etten kemikten bir duvar olalım ki cehennemle cennet arasında Allah’ın rahmeti de bize duvar olsun.
Biz, şirke karşı tevhidden yana olalım ki rahmet bizden yana olsun.
İşte şefaatin özü budur. İyilerden olmak, salih amel üretmek, yüreklere ferahlık olmak, yetimi doyurmak ve korumak, zalimin karşısında olmak, sadece Allah’a kul olmak, Müslüman olmayı insan olmanın en muhteşem aracı bilmek. Şefaat satıcısı fırıldaklara kanmamak ve fırıldak olmamak! Allah ve rasülünü fırıldak olmaktan münezzeh bilmek. Fırıldaklık işlerini şeytanlara terketmek!
Vesselam.
Ramazan Yaman
"KADIN ETİ!" TOPTANCILARI!
Açık giyinen kadınlar için "Bak sokaklar ne hale geldi! Kasap dükkanı gibi. Et görmekten içimiz dışımıza çıkıyor artık." demiş, bir şarlatan, bir din satıcısı, bir paralı vaiz, bir kara cahil, bir şovmen!
Hani Allah sana "gözlerini haramdan sakın!" demişti. Hani sen pek bi peygamber aşığıydın ve onun sözünden zerre sapmazdın: açık kadınların etlerinin "hayvan eti" olduğunu farkedecek kadar açık kadın dikizleyen bir peygamberi nerden duydun?
"Benim ölçüm Allah'ın kitabı değil, Allah'ın kitabının anlattığı peygamber değil; benim ölçüm tasavvuf dinidir" diyebilirsin. Hani tasavvuf dininde namahreme gözler kördü! Senin gözlerin kadınların en mahrem yerini görecek kadar, "etlerinin hayvan eti" olduğunu fark edecek kadar nasıl açıldı!
Sen, "Hz. Muhammet cennette Hz. Meryem'le, yani 'annesiyle' evlenecek!" diyecek kadar aşağılık söz etmekten çekinmeyen bir adamsın. Apışaranın kontrolünde olan din ile kadınları cinsellikten ibaret görüyorsun.
Sizler Ebu Cehil'in kıyafetini giyip, inandığı dine inanıp, Hristiyan'ın külahını takıp, Yahudi'nin itikadıyla donanıp, apışaranızdan sadır olan "kadın fıkhınızı" kuşanıp; şahsiyetini, iffetini katlettiğiniz kadınlara, "sen dişilikten ibaretsin; kişiliğin yok!" dediğiniz kadınlara; "hayvan etinden" ibaret saydığınız kadınlara, köleleriniz saydığınız kadınlara, "Allah'tan sonra tapınacağı tek varlık kocasıdır" dediğiniz kadınlara, cehennemin yüzde doksanını kendileriyle doldurduğunuz kadınlara, "okuma yazma öğrenmelerini peygamber haram kılmıştır!" dediğiniz kadınlara, "kadın şeytandır" dediğiniz kadınlara hangi yüzle karışıyorsunuz?
Etten ibaret, cinsellikten ibaret, şeytandan ibaret saydığınız kadınlar hakkında söz söyleme hakkınız yoktur. Ve sokaklarda serkeş, çırılçıplak dolaşan, hayasızlık, iffetsizlik yapan, örtülü olduğu halde, inandığı halde gayri İslamî ve gayri insanî davranışlar sergiyelen kadınlar sizin eserinizdir. Çünkü onlarda doğru davranacak kişilik, şahsiyet bırakmadınız. Onları insan yerine koymadınız. Kendilerini ifade edecek başka yol bırakmadınız. Onlara "siz etsiniz!", "siz dişilikten ibaretsiniz!" , "siz şeytansınız!" dediniz ve onlar kendilerini sizlerden kurtarma sürecindeler ve şu an sadece bocalıyorlar. İnşallah kişiliklerine kavuşan bir çok müslüman, gayri müslim, dinli-dinsiz kadın gibi onlar da kişiliklerine ve insanlıklarına kavuşacaklar.
Müslümanca bakış şu olmalı:
Müslümanların yurtlarında açık- saçık giyinen kadınlar bile güvendedirler. Asla baskıya, çirkin bakışlara maruz kalmazlar. Çünkü İslam'da zorlama olmadığı gibi Müslüman erkeklere de kadınlardan gözlerini çekmeyi emreder. Fakat bu kadınlar Müslüman olmayan ülkelerde, gavur ülkelerde, dinsiz kitapsız ülkelerde olsalar asla güvende olamazlar. Çünkü oralarda kadının etini dikizlemek, taciz etmek, tecavüz etmek, "etleri hayvan etidir" demek, "kadın şeytandır" demek, "kadın köledir" demek günah değildir.
Müslüman toplumlarda açık saçık da olsa kadın insandır, kadın anadır, kadın değerlidir. Ve Allah kadına tesettürü emretmeden önce, erkeğe gözlerini kısmayı emretmiştir. İşte dosdoğru olanı budur.
Şahsiyeti, analığı, eşliği, hayat arkadaşlığı, halalığı, teyzeliği, kardeşliği, değeri teslim edilen kadın, sosyal hayatta kişiliğiyle varolmasına imkân tanınan kadın, Allah'a kullukta, insanlıkta erkekle eşit olduğu kabul edilen kadın mutlaka daha kaliteli olacak, daha iyi nesiller yetiştirecektir. Fakat kadının "etinden" başka yerini tanımayanlar onu köleleştirmeye, alıp satmaya, ona etini pazarlatmaya, hafifliğe, serkeşliğe, dişiliğini kişiliğinin önüne koydurmaya devam edecektir. Kendi namussuzluğunu onun etine, kendi ahlaksızlığını onun iffetsizliğine maletmeye devam edecektir.
Tesettürlü kadınları kendisinin, kendi cemaatinin, kendi partisinin dindarlığının ürünleri, açık kadınları "dış güçlerin", şeytanın, gâvurun ��rünleri olduğunu söylemeye devam edecektir. Kendileri cenneti, kadınlar cehennemi doldurmaya devam edecektir!
Ramazan Yaman.
BELAMIZI İSTİYORUZ BİZ!
Karmaşık, esrarlı din istiyoruz biz!
Sağı solu belli olmayan Rab istiyoruz biz!
Bizi sadece secdede gören, günahımıza ve zulmümüze kör olan İlah istiyoruz biz!
"Dinli" değil, mezhebli olmuşluğumuzu seven bir Allah istiyoruz biz!
İnsan değil, melek peygamber istiyoruz biz!
İrşad eden, bilgi veren, nasihat eden dost değil kurtarıcı istiyoruz biz!
Mürşid değil, meczup istiyoruz biz!
Kendimize Rahim, başkalarına Kahhar bir Allah istiyoruz biz!
Bizim partiye meftun, bizim cemaate tutkun, bizim mahalleye vurgun Allah istiyoruz biz!
Kişiliği değil kimliği, ümmeti değil sürüyü öven Allah istiyoruz biz!
İçine girdiğimizde insan olunan değil, holigan olunan din istiyoruz biz!
Sırat-ı müstakim (dosdoğru yol) değil, üzerinde bizim cambazlık yapabildiğimiz, başkalarının ise basar basmaz cehenneme yuvarlanacağı kıldan ince köprü istiyoruz biz!
İnsan peygamber değil mitolojik kahraman istiyoruz biz!
Allah'ın kitabıyla amel eden Muhammed değil, Allah'ın kitabına paralel olarak gelen "vahiylerle" yedek bir din kuran Muhammed (s.a.v) istiyoruz biz!
Bize eller, ayaklar, kaslar, gözler, kulaklar, beyinler vermesinin sebebini görmezden gelip, dilimizle söylediğimiz her şeyi anında yapan, bizim emir erimiz olan Allah istiyoruz biz!
Bize akıl ve irade verdiği halde, düşünme yetisi verdiği halde, şahsiyet verdiği halde sürü üyesi olmak istiyoruz biz!
Ve isteklerimize kavuşmuş olmanın ateşinde cayır cayır yanıyoruz biz!
Bu kadar bela bize yetip artıyorken, daha fazla bela istiyoruz biz!
Daha başka neler neler istiyoruz biz!
Bela üstüne bela istiyoruz biz!
Ve çok şükür (!) isteklerimize kavuşuyoruz biz!
Ramazan Yaman
KUR'AN VE MÜSLÜMANLAR
Kur'an'ın %99'u insana kendisini yönetmeyi öğretir; kendini yönetmekten aciz müslümanların %99'u ise "şeriat devleti" kurup dünyayı yönetmenin hayalindedir.
Kur'an'ın %99'u insana kendisine hükmetmeyi öğretir; müslümanların %99'u ise "ötekine" nasıl hükmedeceğinin derdindedir.
Kur'an, adaletten sözeder; müslümanların %99'u "ötekine" zulmetmeyi adalet zanneder.
Kur'an, akletmekten söz eder ve bunu imandan daha çok anar; müslümanların %99'u aklı lanetler.
Kur'an, bir delil ile iman etmemizi ister; müslümanların %99'u akılla delillendirilimiş, içine rüya, masal, hikaye, efsane, mit bulaşmamış imanı imandan saymaz.
Kur'an, ehliyettten/ liyakatten söz eder; müslümanların %99'u "en çok namaz" kılanların ve bizden olanların en doğru iş yapacağına inanır.
Kur'an, "bir kavme olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin" der; müslümanların %99'u müslüman olmayanlara gösterilen adaletin zulüm olacağına inanır.
Kur'an, Peygamberin bir insan, bir kul, bir ölümlü olduğunu söyler; müslümanların %99'u peygamberin insanüstü bir varlık, bir melek ve ölümsüz olduğuna inanır.
Kur'an, mümin erkekler ve mümin kadınların birbirlerinin velileri (dostları) olduğunu söyler; müslümanların yüzde %99'u kadınların, erkeklerin kölesi olduğunu, fitne olduğunu söyler ve cennetten kovulma sebebimiz olduğuna inanır.
Kur'an, kıyametin ansızın geleceğini, (alametlerinin olmadığı) söyler; müslümanların %99'u kıyamet alametlerine inanır.
Kur'an, kendisinin mübin (apaçık) bir kitap olduğunu söyler; müslümanların %99'u Kur'an'ı anlayamayacağına inanır.
Kur'an, "sizin adınız sadece müslüman; size bu ismi Allah verdi" der; müslümanların %99'u müslüman ismininin önüne-ardına, mezhebini meşrebini, kavmini, tarikatını, hocasını, mollasını koymadan kendini tanıtamaz.
Kur'an, müslümanların insanlardan olmasını ister; müslümanların %99'u ise müslümanların insanüstü varlıklar (dan) olup insanlık gibi "süfli bir özelliğe" ihtiyacı olmadığına inanır.
Kur'an, "Oku!",
"idrak et!",
"içselleştir!",
"imar et!",
"merhamet et!",
"ihya et!",
"bilgi üret!",
"tebliğ et!"
"affet!"
"azat et!"
"fethet!" vd. der; müslümanların %99'u "ezberle, naklet, taklid et, imha et, tüket, tahakküm et, işgal et, yok et!.." anlar.
Ramazan Yaman
BUNLARI BİLMEYENLER SORUMLU DEĞİLLERDİR
Allah, suyun nasıl ve kaç yudumda içileceğini söyleyen bir din göndermemiştir.
Allah, tuvalete nasıl girileceğini söyleyen bir din göndermemiştir.
Allah, banyoya nasıl girileceğini söyleyen bir din göndermemiştir.
Allah, yemeğin nasıl yenileceğini söyleyen bir din göndermemiştir.
Allah, tırnağın nasıl kesileceğini söyleyen bir din göndermemiştir.
Allah, tüm bunların nasıl yapılacağını bilecek kadar akıl, vicdan ve irade sahibi varlıklara din göndermiştir.
Bunları bilmeyenlere din göndermemiştir çünkü bunları bilmeyenlerin dinden sorumlu tutulacak kadar akılları yoktur.
Bunları "din" sayanların ise dinden haberleri olmadığı gibi vicdanları da yoktur.
Ramazan Yaman
İMANI BOĞAN BİR DİN!
"Dindar nesil yetiştireceğiz" diye açıklama yapıldığı gün; ahlak üretim merkezleri kapandı ve yerine din üretim merkezleri kuruldu. Her yer din kesti, her yerden din fışkırdı ama bu defa ortada ne ahlak kaldı ne iman!
Sadece kurumlarda değil, sadece sosyal alanda değil, sadece siyasette değil, sadece tarikat yuvalarında değil, sadece diyanette değil, sadece Hayrettin Karaman ve cübbeli Ahmet değil; kendini muhafazakâr/dindar/müslüman diye tanımlayan bir kitle hayatlarındaki ahlak-etik merkezlerini kapatıp din üretim merkezleri kurdular.
Eli kalem tutan gazeteci kılıklı soytarılar, ağzı laf yapan özel tutulmuş troller, koca koca din uzmanları, devletin “dindar nesil yetiştireceğiz” çağrısına uyarak “din işine” girdiler.
Ve şimdi:
Her yere din doldurduğumuz için dini yaşayacağımız alan bulamıyoruz.
Her yer dine kesti!
Herkes din kesildi!
Her taraf din kokuyor!
Hocalar din anlatmıyor; din kusuyor!
Ekranlardan, gazete köşelerinden, sosyal medya hesaplarından, saraylardan, salonlardan, kürsülerden, silahlı ve silahsız kuvvetlerden, kamusal ve özel alanlardan, statlardan, yol ve köprü ihalelerinden, aile şirketlerinden, diplomasiden, bürokrasiden, siyasetin her kıvrımından, büyük millet meclisinden, taşradan, merkezden, fabrika bacalarından, beytülmâldan, kamu personeli ve kamu işi alımlarından, kamu malı satımlarından, devletin mahrem yerlerinden, iktidar muhiplerinin özel hayatlarından, muhalefetten, her yerden, her şeyden din çağlıyor!
Yüksek yerlerde alçak tanıdıkları olanlar devlete yamanmış, iktidar gücüne tapmış başörtül�� bacılarımızın abartılı makyajlarından, tavırlarından, hayvan gibi jiplerinden, instagram hesaplarından; sünneti seniyyeye uygun sakallı ağabeylerimizin ışıltılı hayatlarından din fışkırıyor!
Uhrevi tavırlar ve ilişkiler!
Üzerine din sıvanmış koltuklar, makamlar, eşyalar!
Öyle ki; estetik, sanat, emek, bilim, görgü, tevazu, ahlak, adalet, merhamet ve hatta iman bile dine boğduruldu!
Din, hayatı bloke etti, kilitledi!
Ve hayat tıkandı!
Din borsaları maneviyatı, duyguları, aklı, merhameti ve insanı katletti!
Çünkü bahsedilen din Allah’ın dini değildi. Allah’ın diniyle bu kadar tahribat yapmak, bu kadar zulmetmek, insanlıktan bu kadar uzaklaşarak “dindarlaşmak” mümkün değildir.
Ahlakı, adaleti, merhameti, meşvereti, aklı, iradeyi, ibadeti, emeği, boğan din; imanı katlederek yapmıştı bu katliamları! Zaten başka türlüsü mümkün değildir.
Ve bütün bu katliamları yapan din asla ve asla Allah’ın dini değildir. Bundan zerre kadar şüpheniz olmasın.
Bütün bunların sorumluluğunu sadece iktidar gücüne yüklemek de adil olamaz. Böyle bir halk yalakalığını ben yapmam-yapamam.
Bizim fıkhımızda, bizim geleneğimizde, bizim mezheblerimizde, bizim atalarımızda, bizim coğrafi ve kavmi genlerimizde, bizim din ve hayat tasavvurumuzu belirleyen zihinsel kodlarımızda, şarklı oluşumuzun temel yapı taşlarında maalesef böyle bir şey var.
Bu da normal sayılabilir çünkü bireyler eğilimleri, eksik - aksak yanları ve zaaflarıyla imtihan edildikleri gibi toplumlar da coğrafi, tarihi, kavmi, toplumsal eğilim, eksik- aksak ve zaaflarıyla imtihan edilirler.
Ve itiraf edelim ki biz bu imtihanı kaybettik;
ama yeniden başlayabiliriz. Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır.
İnsanlığımızı, ahlakımızı, adalet duygumuzu, merhametimizi, empati yeteneğimizi, şefkatimizi, aklımızı ve en önemlisi imanımızı boğan dinden Allah’ın dinine sığınarak başlayabiliriz.
Günah da bizim içindir tövbe ve istiğfar da… Hadi tövbe ve istiğfar edelim…
Hayatın her yerine doldurduğumuz “dinleri” temizleyip Allah’a kulluk edeceğimiz alanlar açalım.
Vesselam.
Ramazan Yaman
Romanyalı komedyen Nicole Jenes’ten harika bir video daha.. 🍉
“Sana bir parmağımı verirsem,bütün elimi alırsın!”
——
Müstehcenlik Muhammed Yakut Şeftali Tüyü #ElKassamTugayları Köfteci Yusuf Ender Saraç Cumhurbaşkanı Erdoğan