YENİ Parti’yi kuran, milletimizdir.
İşçinin YENİ Partisi
Emeklinin YENİ Partisi
Memurun YENİ Partisi
Esnafın YENİ Partisi
Çiftçinin YENİ Partisi
Kadınların YENİ Partisi
Gençlerin YENİ Partisi
Türkiye’nin YENİ Partisi…
Hayırlı, uğurlu olsun.
On yıl geçti. Değişen hükümet programları, açıklanan reform paketleri ve verilen sözlere rağmen KHK meselesi hala adil, kapsamlı ve kalıcı bir çözüme kavuşturulmadı. Oysa geçen her gün yalnızca hukuksuzlukları uzatmıyor, aileleri, çocukları, çalışma hayatını ve toplumun adalet duygusunu daha da derinden etkileyen bir toplumsal enkaz büyüyor.
KHK'lar artık sadece geçmişte yaşanmış bir olağanüstü hal uygulaması değil, hukuk güvenliğini, toplumsal barışı ve ortak geleceği ilgilendiren yapısal bir sorundur. Bu enkazın kaldırılmasının yolu, gecikmiş adaletin tesis edilmesi, hak ihlallerinin giderilmesi ve hukukun üstünlüğüne dayalı kalıcı bir çözümün hayata geçirilmesidir.
@ibrahimyesilsol
Etiketimiz;
#ToplumsalEnkazKHK
Tepedekiler güç ve iktidar için kavga ettiler ama hep çimen ezildi.
Son on yıldır yaşanan da aynı şeydi. KHK ile işinden aşından edilen on binlerce aile adalet bekliyor.
Adaletin olmadığı bir düzenin adı her şey olabilir, ama demokrasi olamaz!
#ToplumsalEnkazKHK
⚠️10 yıl geçti, KHK’lılar hâlâ adalet bekliyor!
📌Gece yarısı KHK’leriyle yaklaşık 162 bin kamu emekçisi, savunma hakkı dahi tanınmadan görevlerinden ihraç edildi.
📌İnsanlar yalnızca işlerini değil; ekmeklerini, geleceklerini ve yaşamlarını kaybetti.
📌Binlercesi neyle suçlandığını bile öğrenemeden yıllarca yoksulluğa ve sosyal ölüme mahkûm edildi.
❗️10 yıldır süren bu hukuksuzluk son bulmalıdır.
📣KESK’in Ankara ve İstanbul’da sürdürdüğü adalet nöbetinin yanındayız!
▪️OHAL KHK’larıyla yaratılan tüm mağduriyetler giderilmeli,
▪️İhraç edilen kamu emekçileri bütün haklarıyla birlikte görevlerine iade edilmelidir!
Yargı Paketi Değil, Oyalama Paketi!
Bu pakette KHK'liler yok, hasta mahkûmlar yok, Covid mağdurları yok, ehliyet affı bekleyenler yok, çek mağdurları yok.
Milletin beklentilerine sırtını dönen hiçbir düzenleme, adalet paketi olarak anılamaz!
10 yıldır KHK’lerle işinden ve ekmeğinden edilen kamu emekçileri adalet ve görevlerine iade talebiyle, bugün Ankara'da barışçıl bir nöbet gerçekleştirmek istedi. Adalet Bakanlığı önünde yapılmak istenen bu nöbet eylemine gaz, kalkan ve gözaltıyla karşılık verilmesini kınıyorum.
İktidar, KHK rejiminin yarattığı ağır mağduriyetleri gidermek yerine adalet isteyen emekçileri baskıyla susturmaya çalışıyor. Adalet talebi ve sendikal haklar gözaltılarla susturulamaz.
Gözaltına alınanlar derhal serbest bırakılmalı, KHK mağduriyetleri sona erdirilmeli ve hukuksuz biçimde ihraç edilen kamu emekçileri görevlerine iade edilmelidir.
KHK’larla ihraç edilen kamu görevlileri arasında haklarında kesinleşmiş beraat kararı verilen, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen veya ceza yargılaması sonucunda suç isnadı hukuken ortadan kalkan birçok kişi bulunmaktadır.
Hukuk devletinde idari işlemler de yargı kararları ışığında yeniden değerlendirilmelidir.
Hakkında suç isnadı hukuken geçerliliğini yitirmiş kişilerin dosyaları gecikmeksizin gözden geçirilmeli; görevlerine iade edilmeleri gerekenler bakımından adalet tesis edilmelidir.
Adalet, yalnızca cezalandırmayı değil; haksızlığa uğrayanın hakkını gecikmeden teslim etmeyi de gerektirir.
Güçlü devlet, hatasını hukuk içinde düzeltebilen devlettir.
İşte size samimiyet testi:
Madem çözüm için meclise yasalar geliyor.Eğer bu ülkenin demokratikleşmesinden bahsediyorsanız.#KHKları tüm sonuçları ile iptal edin.
#KHKlarİptalEdilsin.
Bugün ihraç edilen doktorlar özel hastanelerde çalışabiliyor. Ancak 55 bin öğretmen özel okullarda çalışamıyor! Bu, vicdanınızın kabul edebileceği bir durum mudur? 55 bin öğretmenin annesi, babası ve ailesi var. Bu insanlar ne büyük emeklerle okudular ve öğretmen oldular.
ANAYASA MAHKEMESİ'NİN BYLOCK DOSYALARI KAPSAMINDA VERDİĞİ RAMAZAN ÇAKIR KARARI HAKKINDA DEĞERLENDİRMEM
AYM'nin Ramazan Çakır kararı, yaklaşık on yıldır ByLock deliline dayanılarak verilen mahkûmiyetlerin yol açtığı ağır hukuksuzlukların giderilmesi bakımından önemli, ancak oldukça geç kalmış ve eksik bir adımdır. Mahkeme, bir lise öğretmeni olan başvurucu hakkında verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasında adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar vermiş ve yeniden yargılama yapılmasına hükmetmiştir.
Başvurucunun mahkûmiyeti; sendika üyeliği, Bank Asya'da hesap bulundurması ve ByLock kullandığı iddiasına dayandırılmıştır. AYM ise derece mahkemelerinin yalnızca teknik kayıtlara dayanarak sonuca ulaştığını, ancak ByLock'un gerçekten örgütsel amaçla kullanılıp kullanılmadığını araştırmadığını tespit etmiştir. Mahkemeler; yazışmaların içeriğini, başvurucuyla irtibatlı olduğu belirtilen diğer kişiler hakkında yürütülen soruşturmaları ve Yargıtay'ın kendi içtihadında zorunlu gördüğü araştırmaları yapmadan mahkûmiyet kararı vermiştir. Bu nedenle başvurucunun "ByLock'u örgütsel amaçla kullanmadım" savunması da gerektiği gibi değerlendirilmemiştir.
Bu tespit önemlidir. Çünkü AYM, ByLock'a dayalı mahkûmiyetlerde eksik inceleme ve yetersiz gerekçenin hak ihlaline yol açabileceğini açıkça ortaya koymuştur.
Bununla birlikte kararın önemli bir eksikliği de bulunmaktadır. Başvurucu, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin de ihlal edildiğini ileri sürmesine rağmen AYM bu iddiayı incelememiş, sadece gerekçeli karar hakkı yönünden ihlal kararı vermekle yetinmiştir.
Oysa AİHM'in Yalçınkaya ve ardından Yasak kararlarında ortaya koyduğu temel mesele çok daha kapsamlıdır. Sorulması gereken soru şudur: Kişinin gerçekten örgütün terör niteliğini bildiği, örgütün amaçlarını benimsediği ve bu amaçlara bilerek ve isteyerek sürekli destek verdiği ispatlanabilmiş midir?
İşte yaklaşık on yıldır bu yargılamalara maruz kalan binlerce insanın, avukatlarının ve hukukçuların sorduğu soru da tam olarak budur.
Terör örgütü üyeliği suçunun oluşabilmesi için kişinin örgütün niteliğini ve amacını bilerek ve isteyerek hareket etmesi ve terörle ilgili amaca destek için özel kastının bulunması gerekir. ByLock kullanımı da dâhil hiçbir delil, bu bilinçli ve iradi bağ ortaya konulmadan tek başına örgüt üyeliğinin kanıtı sayılamaz. AİHM de tam olarak buna dikkat çekmekte; kişinin suç kastı ispatlanmadan cezalandırılmasının, ceza hukukunun en temel ilkelerine aykırı olduğunu vurgulamaktadır.
AYM'nin verdiği ihlal kararı, bireysel bir mağduriyetin giderilmesi bakımından elbette sevindiricidir. Ancak on yılı aşkın süredir devam eden binlerce benzer dosya düşünüldüğünde, gerçek anlamda adalet ancak AİHM'in ortaya koyduğu ilkelerin tüm yargı organlarınca benimsenmesiyle sağlanabilir.
Bugün hala birçok insan, hukuken geçersiz yorumlarla ve özellikle suçun manevi unsurunun varlığı gerekçelendirilmeden verilen mahkûmiyetler nedeniyle yıllarını cezaevinde geçirmiş ya da cezaevi tehdidi altında yaşamaktadır. AİHM'in içtihadı artık bu yargılamaların hukukun evrensel ilkeleri ışığında yeniden değerlendirilmesi gerektiğini açıkça göstermektedir. Zaten AİHM kararlarına dahi gerek yoktu; yıllardır dikkat çektiğimiz gibi hukuk fakültesinde ilk sınıflarda öğretilen ceza hukukunun asgari kriterlerinin göz ardı edilmemesi yeterliydi.
Dilerim hem Anayasa Mahkemesi hem diğer tüm mahkemeler en kısa sürede AİHM'nin ölçülerini (aslında her hukukçunun ezbere bildiği ceza hukukunun en temel kriterlerini) bütünüyle dikkate alır.
Yaklaşık on yıldır süren bu hukuksuzlukların daha fazla insanın hayatını karartmasına artık son verilmelidir.
2002’de hukukun üstünlüğünde 55. sıradaydık, bugün 118. sıradayız.
2002’de açlık sınırı 120 $, bugün 600 $.
2002’de yüksek enflasyonda 50. sıralardaydık, bugün dünyanın en yüksek enflasyonlu 5 ülkesinden biriyiz.
24 yılın özeti: Daha az hukuk, daha fazla YOKSULLUK.