"İyicil milliyetçilik" ile "kötücül milliyetçilik" arasında fark var. İyicil milliyetçilik işte bu, kendi tarihine ve kültürüne sahip çıkma, bir yandan eğlenirken diğer yandan onu dünyaya gösterme. Kompleksiz ve özgüvenli. (Tarkan'ın "Bir Oluruz Yolunda"sında da benzer bir hava vardı).
Kötücül milliyetçilik ise neşeli değil, kompleksli ve agresif. Hep düşmanlarla çevrili olduğuna inanma, güç gösterisi yapma, birilerine gününü gösterme, kendi kültürünü nedensiz üstün görmeye dayalı bir zihniyetin dışavurumu.
Bizdekinin hangisine yakın olduğunu söylemeyeyim ama tahmin etmesi zor değil.
İnsanlar aylarca bas bas bağırdı.
"İhraç edin bunların tamamını." diye isyan edildi. Yok kucaklaşma yok uzlaşı yok parti içi demokrasi masalı anlattınız.
1 Nisancıları tepemize çıkarttınız. Sosyal medyadaki ergenlere "İhraç doğru değil." masalı anlattırdınız.
31 Mart 2024 gecesi bu kararı alıp budayacaktınız hepsini. Öngöremediniz. Kişisel/girift ilişkilere yenildiniz.
Bugün bütün hikaye "parti içi kavga" eksenine taşındı. %95 ile %5'in savaşı "2 taraf" gibi lanse ediliyor.
Bu partinin üyelerine, delegelerine ve en önemlisi seçmenine özür borçlusunuz.
Özeleştiri verip "yola çıkacaksınız". Biz de size güvenmeye devam edip arkanızdan geleceğiz.
Ekrem İmamoğlu:
"Ne CHP’nin iç meselesi? Bu saray darbesidir!
Seçim yapıyorsun tanımıyor. Kurultay yapıyorsun tanımıyor. İstinaf Mahkemesi kararıyla bizim partimizin başına o kayyımı atıyor. YSK ise kendini inkâr ediyor. Bakınız YSK’nın bu tutumu çok büyük bir tehdittir. Tümüyle demokrasiyi yok edenlerin hazırladığı tabuta son çiviyi çakma girişimidir.
Bu çok ağır bir kırılmadır. 2017’de mühürsüz oylarla başlayan süreç, 2019’da İstanbul seçimlerinin iptaliyle devam etti. Bugün ise artık muhalefetin doğrudan devlet gücüyle yeniden dizayn edilmeye çalışıldığı bir aşamaya geçildi. Her darbe daha ağır uygulamaları önümüze koymaktadır.
O yüzden ben bunun CHP içi bir tartışma olduğu fikrini reddediyorum. Bu mesele, Türkiye’de milletin sandık yoluyla iktidarı değiştirme hakkının korunup korunamayacağı meselesidir.
CHP içi tartışma yoktur. Saray darbesi ve sarayın kuklaları vardır."
Erdoğan Türkiye'yi nasıl yönetiyorsa(?) Kılıçdaroğlu da CHP'yi tamamen aynı usulle yönetmeye çalışıyor.
Bu ajandanın tek elden çıktığı belli. Bu adam aptal değil, her şeyin tamamen farkında olan bir vatan haini.
Bu sebeple bunu kamuoyu baskısıyla yıldırmanın imkanı yok.
2017’de yapılan anayasa referandumunda, iki buçuk milyon mühürsüz, dolayısıyla geçersiz oyu geçerli sayanlar ve bunu içine sindirenler, en önemlisi de muhalefet olup bu hukuksuzluğa sessiz kalanlar;bugün yaşadıklarımız sizlerin eseridir.
Bugün içinde bulunduğumuz bu kara günlerin fermanını hep beraber yazdınız.
Dünyada yapayalnız tek başıma kalsam da bir kelebek kolaylığıyla ölsem de, ipe çekilmeyip zindana atılsam da, ne sizin hukukunuza ne sizin adaletinize, ne sizin dürüstlüğünüze, ne de sizin sevginize inanmadım, yaşadığım sürece inanmayacağım.
Dolayısıyla bugün guguk kuşu gibi hukuktan bahsedenler, siz kimi kandırıyorsunuz?
#kuzeyinoğlu #volkankonak
CHP'de Kılıçdaroğlu destekçisi vekil sayısının 7-8 civarına düştüğünden söz edilirken buna gülüyor, Erdoğan'ın yeni anayasa için vekil sorunu olmadığını iddia ediyordum. Kılıçdaroğlu'nun açıklamasını paylaşan vekil sayısı 20. Buna eklemeler olacak gün içinde. Hatta Semra Dinçer, Rahmi Aşkın Türeli ve Ali Fazıl Kasap gibi eklemeler oldu bile.
Sanılanın aksine operasyonlar CHP yönetimini güçlendirmiyor. AKP'ye geçiş yapan fırıldakların transferi kalanlara yol açıyor. Rt yapan her vekil bir sonrakine motivasyon aşılıyor. Millet her güne böyle başlamaktan sıkılıyor, yoruluyor.
CHP yönetiminin disiplin süreçlerini işletmediği her dakika 2023 seçimlerinde vekil olmuş, ideolojisiz siyaset esnaflarına cesaret veriyor.
Bu da Kılıçdaroğlu destekçisi vekil sayısını artırıyor. Artık metaforları, manidar anlatımları bırakmak gerekir.
CHP yönetimi ve Özel bir karar vermek durumundadır. Düşmanın varlığı kabul edilip hamle yapılmazsa o düşman mührü eline alıp sizi/bizi partiden değil Türkiye siyasetinden arındıracaktır.
İlgilisine naçizane uyarımdır.
Şunlara artık sövmeden durmak çok zor. Devletin siyasi iktidar bağlantılı bir kanadının CHP'nin iktidara gelmesini engellemek için sabah akşam operasyon yaptığı ortamda hâlâ "CHP şöyle mi yapacak böyle mi yapacak". Sizin CHP/Kemalizm saplantınız artık patolojik boyuta gelmiş, gidin tedavi olun.
Post-Kemalizm, tezlerinin siyasi gelişmeler ışığında birer birer çökmesiyle yaklaşık 10 yıl önce fikren ölmüştü. Ama sanırım son “süreç” ile birlikte ikinci dalga post-Kemalistler, adeta zombi gibi yeniden aramıza karıştı. Bu isimler, sanki hâlâ 1990’larda yaşıyormuş gibi, ülkedeki otoriterleşmeye dair tek satır yorum yapmadan, tarihi referanslarla süsledikleri yazılar kaleme alıyorlar.
Ana muhalefet partisinin cumhurbaşkanı adayı hapse atılmış. Neredeyse her hafta CHP'li belediyelere ayrı bir operasyon yapılıyor. YRP’sinden DEM’ine müdahale edilmeyen muhalif belediye kalmamış. Ama yine de 1990’lardan esen rüzgarla HBK yazısında hepimize soruyor: Acaba CHP devletten mi, milletten mi yana parti olacakmış?
Hmmm, acaba hangisini seçecek?
14 Haziran 2025'te medyada bazı isimler 'İtirafçı oldu' diyerek Fatih Keleş'e iftira attılar. Avukatları bu iddiaları yalanladıktan sonra avukatlarını bile hedef gösteren 'yorumcular' oldu. Günler sonra Fatih Keleş'in oğlu Mustafa Keleş tutuklandı ve yaklaşık 11 aydır hapiste. Bugün Ekrem İmamoğlu ve tüm salonun döktüğü gözyaşını yorumlarken bu iftiraları da tekrardan hatırlatmak istedim.
Ya ne diyorsun Allah aşkına, ne sıktınız be, ne laflar bunlar, hiçbiriniz sıradan vatandaştan değerli değilsiniz, sokaktan rastgele ortalama vatandaş çevirsek bin kat daha sağduyulu konuşur, böyle konuşmayı kendinize nasıl hak görüyorsunuz ülkenin sahibi gibi, ne rahatlık bu ya
Ben Meltem Gökhanoğlu.
Silivri Duruşma Salonu'nda özenle takip ettiğim İBB davasına, görevli asker tarafından "mahkeme başkanının kesin talimatı" olduğu söylenerek alınmayacağım bildirildi. Yazılı hiçbir gerekçe yok.
Buradan İBB davasının mahkeme başkanına ve yargı heyetine sesleniyorum:
Bir vatandaş olarak kamuya açık bir mahkemeyi takip etmek anayasal hakkım değil midir? Eğer öyleyse, bu hakkımı daha ne kadar süreyle ve hangi somut gerekçeyle engelleyeceksiniz?
Ben her gün buraya gelip hiçbir taşkınlık yapmadan, duruşmayı sakince takip eden bir yurttaşım. Buna rağmen duruşma salonuna, "mahkeme başkanının hakkınızda kesin talimatı var" denilerek alınmıyorum. Tekrar ediyorum; tarafıma sunulmuş yazılı bir karar yok.
Sayın Mahkeme Başkanı,
Değil benimle görüşmek, size yazdığım dilekçeyi bile kabul etmemişsiniz. Çok üzgünüm. Benim Ferhat Murat'tan neyim eksik?
Duruşmaları takip edebilmek için hayatımdan, işimden, düzenimden feragat etmişken; özel araçlarla ve polis korumasıyla değil de İETT otobüsüyle gidip geldiğim için mi bu muameleye maruz kalıyorum?
Sizin koridorunuza girme gafletinde bulunmadığım için mi? Duruşma çıkışında salondaki çöpleri bile tek tek topladığım için, görevli askere en ufak bir nezaketsizlikte bulunmadığım için mi bana bunu reva görüyorsunuz?
Adalet, kişiye ve imkana göre değişmez. Mahkeme salonları ayrıcalıklı kişilere değil, halka açıktır.
Ben her gün o salonun kapısında olmaya, size dilekçe sunmaya, şahsınızla görüşme talep etmeye/anayasal hakkımı düzenli olarak talep etmeye devam edeceğim.
Bir şekilde mücadelenin parçası olan, mücadeleyi göğüsleyen herkesi bu gibi gayri ahlaki yöntemlerle, hukuksuz uygulamalarla sindirmeye çalışıyorlar.
Çünkü biliyorlar ki birileri susmazsa, birileri konuşmaya devam ederse daha fazla insan konuşur, daha fazla insan cesaret bulur.
Duruşmada çekilen bir fotoğraftan, paylaşılan bir cümleden korkan acizler sürüsü. Ne denebilir ki?
Sayın savcı eminim görevini en iyi şekilde yapıyordur ama Türkiye'nin bugünkü siyaset ve hukuk düzeninde bir valinin dahlinin olduğu bir cinayetin altı yıl sonra salt idealist ve kararlı bir savcının girişimleri sonucu aydınlatıldığına inanmak pek mümkün değil.
Hep söylüyorum, bu kadına, her hafta aynı gün ve saatte, okul servisinin arka dörtlüsündeki "şşşt..şşşt...deyince bakmak mı lazım kel kazım sana benimki lazım zuhahaha" tarzı muhabbetlere 3-4 saat sabrettiği için ödül falan verilmeli. Keyiflenmelere bak 5. sınıf aforizmalara.