Gökçek dosyasını anlattığın için değil anlatmadığın için hedeftesin.
Kamera önünde “hırsız” deyip savcılıkta “sus pus” olduğun için hedeftesin.
“Neden sessiz kaldın” diyenlere cevap vermek yerine hakaret ettiğin için hedeftesin.
Melih Gökçek adliye giderken oğlu Osman Gökçek’i arayıp pazarlık yapmak istediğin için hedeftesin.
Almanya’daki bilgileri bir internet sitesinden aldığın iddiası yalan çıktığı için hedeftesin.
Ve Haluk Levent’in saadet zincirine halka olduğun için hedeftesin.
Ve diğer yalanların.
(Hedeften kasıt eleştiri)
06.06.2026 Cumartesi günü Niğde’de hizmet veren 51 Nirvana Restoran’a, camda ve duvarda gördüğümüz “aile menüsü” ilanına güvenerek eşim ve üç çocuğumla birlikte girdik. Özellikle beş kişilik karışık aile menüsü istedik, yanına da iki küçük su ve beş küçük ayran söyledik. Önüm��ze gelen tabakta bir adet kebap, ciğer şiş, et şiş ve tavuk vardı.
Hesap ödeme aşamasına geldiğimizde önümüze 4.650 TL tutarında bir hesap getirildi. Asgari ücretle çalışan biri olarak bu rakam karşısında açıkçası şok oldum. Dışarıda ilan edilen aile menüsüne istinaden sipariş verdiğimizi özellikle belirtmeme rağmen, siparişi alırken menünün fiyatı konusunda hiçbir bilgilendirme yapılmadı. Yalnızca içeride bir liste getirildi, ancak dışarıdaki aile menüsü ilanının fiyatıyla ilgili net bir açıklama yapılmadı.
Ne yediğimizi detaylı göstermeyen ancak ödediğim tutarı içeren fişim elimde mevcut. Çocuklarım üzülmesin, mahcup olmayalım diye itiraz etmeme rağmen mecburen ödemeyi yaptım. Hem ilan edilen aile menüsü ile içeride çıkarılan hesabın uyumsuzluğu hem de bu fiyata dair hiçbir ön bilgilendirme yapılmaması nedeniyle mağdur edildiğimi düşünüyorum.
Ödediğim ücretin, özellikle fazla alındığını düşündüğüm kısmının tarafıma iade edilmesini ve bu konuda gerekli incelemenin yapılarak benzer mağduriyetlerin yaşanmaması için restoranın fiyat ve bilgilendirme uygulamalarının gözden geçirilmesini talep ediyorum.
#şikayetvar dan alıntı.
Etyen Mahçupyan:
(Terörsüz Türkiye süreci) Bu Atatürkçüler'de "ben yaparsam doğrudur, öteki yaparsa doğru olmaz." gibi bir ego var.
Bu insanlar çünkü iyi eğitilmişler, birkaç dil biliyorlar, birkaç ülke gezmişler. Ordan burdan referanslarla konuşabilirler. Derinlikleri yok ama Türkiye'nin popüler hayatında kendilerine bir anlam atfetme şansları var.
"Bana niye sormadılar" gibi bir olay var. Özellikle daha genç akademisyen türü var. O tür aslında keşfedilmeyi bekleyen büyük "genius" tiplermiş gibi kendilerini algılıyorlar.
🚨“DAVA ÇÖKTÜ” DİYENLER SİLİVRİ’DE ASIL NEYİN ÇÖKTÜĞÜNE BAKSIN⬇️
Size bir gerçekten bahsetmek istiyorum…
Silivri'deki ruh halini anlamak için dikkatlice okuyun lütfen.
Dün Silivri’de, Ekrem İmamoğlu çıkar amaçlı suç örgütü davasının en kritik savunmalarından biri vardı.
Ertan Yıldız kürsüdeydi.
Soruşturmanın seyrini değiştiren isimlerden biri. Adalet Bakanı Akın Gürlek’in de daha önce ifade ettiği gibi, soruşturmanın seyrini değiştiren itiraflardan biri Ertan Yıldız’dan gelmişti.
Bu nedenle dün çok daha büyük bir kalabalık bekliyordum.
Ancak aylardır Silivri’de bu süreci takip eden biri olarak ilk kez şunu bu kadar net gördüm:
İmamoğlu hiç olmadığı kadar yalnızdı.
İlk günleri hatırlıyorum. Silivri’ye geldiğimizde otoparkta yer bulmakta zorlanırdık. Basın otoparkı bile dolardı. Otobüslerle destekçiler gelir, salonun içi ve dışı kalabalık olurdu.
Dün basın otoparkı bile neredeyse boştu.
Değişim güvenlik önlemlerine de yansımıştı. İlk dönemlerde kalabalık nedeniyle 150-200 civarında jandarma görevlendirilirken dün gözlemlediğim kadarıyla sayı 100 civarına kadar düşmüştü.
Salonda ise sadece 85 izleyici vardı.
Üstelik Özgür Özel yoktu. Milletvekilleri yoktu. İlk dönemlerde çok daha az kritik savunmalarda Silivri’ye gelen siyasi isimler, dosyanın en kritik isimlerinden Ertan Yıldız savunma yaparken ortada görünmüyordu.
Duruşmalarda söz aldığında uzun konuşmaları, çıkışları ve söylemleriyle dikkat çeken İmamoğlu, kendisini bugün sanık sandalyesinde bırakan sürecin en kritik isimlerinden Ertan Yıldız karşısında aynı görüntüyü vermedi.
Yıldız’a soru dahi soramadı.
İmamoğlu’nun yanı sıra Murat Ongun ve Aykut Erdoğdu’nun da, dosyanın en kritik noktalarından birinde Ertan Yıldız karşısında etkisiz kaldığını gözlemledim.
Çünkü Ertan Yıldız, kendisine yöneltilen sorulara tereddüt etmeden, oldukça güçlü ve net yanıtlar verdi. Salondaki tartışmalarda geri adım atmadı, önceki beyanlarının arkasında durdu.
Bir de küçük ama yaşanan değişimi çok iyi anlatan bir ayrıntı vardı:
Duruşmayı takip edenler için 10'ar kutu dolusu döner ve meyve suyu getirilmişti.
İlk günlerde yetmediğini hatırlıyorum.
Dün bitmedi.
Saat 22.00 civarında alandan ayrılırken hâlâ 2-3 kutu olduğu yerde duruyordu.
Dolu otoparklardan boş otoparka, otobüslerle gelen kalabalıklardan 85 kişilik izleyiciye, yetmeyen yemeklerden geride kalan kutulara…
Üstelik bütün bunlar sıradan bir duruşma gününde değil, Ertan Yıldız’ın savunmasının yapıldığı gün yaşandı.
Aylardır “Dava çöktü” diyenlerin artık Silivri’deki bu fotoğrafa da bakması gerekiyor.
Davanın çöküp çökmediğine mahkeme karar verecek. Ancak dün gördüğüm bir şey var: İmamoğlu’na verilen desteğin ciddi biçimde çözüldüğü artık gözle görülüyor.
@Dilek_Karafazli@berkesen Türk milletine mi? Siz bu milleti her defasında tanımadığınızı nasıl da belli ediyorsunuz. Cüneyt bey az bile söylemiş. Yavvvşak
Şu anda ana muhalefet diye bildiğimiz türün de nesli tükendi.
İkiye bölündü; ikisinin de ne yaptığı, ne işe yaradığı, neyi temsil ettiği giderek daha az anlaşılıyor.
Bir yerde iyi de oldu. Çünkü Türkiye’ye katkılarından çok verdikleri zararlarla gündeme geliyorlar.
Son olarak, Cumhurbaşkanı adayı olan ve çok ciddi yolsuzluk suçlamalarıyla tutuklu yargılanan bir belediye başkanının eşinin, Türkiye’nin en pahalı tatil bölgelerinden birinde tatil yaparken görüntülenmesi tartışılıyor.
Mesele, ortaya çıkan tablonun hem maddi hem manevi açıdan düşündürdükleridir.
Sıradan bir Türk ailesini düşünelim.
Ailenin reisi tutuklansa, üstelik çok ağır suçlamalarla karşı karşıya kalsa, o evde yalnızca hukuki bir sarsıntı yaşanmaz. Ailede adeta yas havası oluşur; herkes birbirine kenetlenir. Bir yandan da “Bundan sonra nasıl geçineceğiz, hayatımızı nasıl sürdüreceğiz?” telaşı başlar.
Burada ise kamuoyunun gördüğü bambaşka bir tablo:
Eş tutuklu, suçlamaların merkezinde çok büyük miktarlarda para ve kamu kaynakları var;
fakat ailenin hayat standardı sanki hiçbir şey olmamış gibi devam ediyor.
Bu görüntü insanın aklına iki soru getiriyor:
Birincisi, böylesine ağır yolsuzluk suçlamaları ve uzun bir tutukluluk sürecinin ortasında, kamuoyuna yansıyan bu kaygısızlık ve mutluluk tablosu nasıl açıklanmalıdır?
İkincisi ve devletin cevaplaması gereken asıl soru:
Bu ekonomik rahatlığın kaynağı nedir?
Aile yapısının ve aile dayanışmasının özellikle vurgulandığı bir dönemde, böylesine ağır bir süreçte sergilenen bu hayat tarzının manevi tarafını da konuşmak gerekir.
Ama maddi tarafı konuşmakla yetinmemek, araştırmak gerekir.
Çünkü ortada yalnızca bir tutukluluk değil; kamu kaynaklarının kullanımı ve çok büyük miktarlarda para üzerinden yürüyen ciddi bir yargılama var.
Gerçi onlara göre 1483’te fethedilen İstanbul’da deniz olduğundan da haberleri yoktur belki.
Kimin denize girdiğini tartışmak kolay.
Asıl mesele, o hayatın hangi kaynaklarla hiç değişmeden devam edebildiğidir.
Onu da magazin sayfalarının değil, devletin ilgili kurumlarının araştırmasını beklemek herhâlde vatandaşın hakkıdır.
İslam Memişoğlu.
İstanbul’da kuyumcu ama “finans uzmanı” sıfatıyla TV ekranlarında kehanetleriyle tanınıyor.
Aylar önce altının gramının 8 bin liraya çıkacağını, hatta 10 bin liraya kadar yolu olduğunu söyledi.
Binlerce küçük yatırımcı hayal kırıklığına uğradı, altın çakıldı, Haziran başında gramı 6 bin liraya kadar düştü.
Arkadaşlar olup biteni sormak üzere 12 Haziran’da TGRT’deki Medya Kritik’e davet ettiler.
Hani o meşhur kavgalı görüntülere yol açan program.
Memişoğlu ilginç şekilde 12 Haziran akşamı da “Ağustos’ta altın 8 bin lira olacak” diyerek kehanetini yineledi.
Kavga da öyle başladı zaten.
Aha Ağustos bitmek üzere, altının gramı 6 bin 800 lira civarında.
Bir uzman aylar sonrasına ilişkin ihtimalleri sıralamıyor, kesin hüküm veriyorsa, ya birkaç çivi eksik ya spekülatör.
İlk seçenek doğruysa tedavi olmalı, ikinci seçenek doğruysa adli takibe alınmalı.
25 yılda asırlık eser ve hizmetleri ülkemize kazandırdık. Ancak #BuDahaBaşlangıç.
Milletimiz için, Türkiye için daha nice eseri hayata geçirecek, yapılamaz denilenleri gerçeğe dönüştüreceğiz. 🇹🇷