Sabah erkenden ameliyathaneye taşıyorlar; eski İstanbul kâtipleri gibi konuşan bir beyefendi Bülent Bey; “bu uzun bir yoldur” diyor. Uzun koridoru aşıyorsun; ağır ya da hafif ameliyatlara, ne olursa olsun anestezistlere uzanan bir yol… Her zaman için iki derin ihtimalle yüklü. Bu yolu ayrı bir huşuyla geçiyorsun. Hava değişik ve beni karşılayan anestezist Dr. Ergün Mendeş, fenninin yüksekliğinden önce dil ve edebiyatın anestezisiyle beni karşılıyor. Dr. Ergün Beye anestezist hemşireler Dilşad Yavrutürk ve Melikşah Kopya eşlik ediyor, kendilerine müteşekkirim. Böylesini yaşamadım. Aklıma ister istemez üç bin yıl evvelki Mısır tıbbı geliyor; hakikaten anatomiye dayanan bir bilim.
Türk tıbbı büyük; adeta beş dakikalık gibi görünen bir anestezi muamelesinden sonra arada ne olduğunu hiç bilmiyorum ve dikkat edin, yoğun bakımda değil, yukarıdaki odamdayım. Yapılan işlem böbreklerin üzerinde ciddi bir ameliyat.
Büyük teşekkürü hakeden hocalarımız Başhekim Dr. Erdal M. Aksoy, Dr. Özgür Tezcan, Dr. Özgür Gözer, Dr. Devrim Öztemel, Dr. Mahir Topaloğlu, Dr. Lercan Aslan, Dr. Yakup Kordan, Dr. Mehmet Kanbay, Dr. Oğuzhan Deyneli, Dr. Ayşegül Ketenci, Dr. Ersin Köseoğlu, Dr. Barış Hasbal, Dr. Burçin Sağlam Kurt; süpervezirler (supervisor) Elif Gözcü, Mesut Ermiş, Büşra Köse ve Aysel Armuşen.
Şunu bir kez daha anlıyorum; üç bin yıl sonra tıbbın zirvesi Türkiye’de. İnşallah Almanya ve Amerika yollarında ziyan etmeyiz. Bir bakıma Avrupa Birliği’nin Hindistan’la birleşmesi ahmaklığında Allah bize yardım etti.
Yaklaşık bir haftadır lüks bir otelde değilim; ama bir hastanede de sayılmam. Dünyanın en seçkin sağlık personeliyle, en büyük hekimleriyle birlikteyim. Koç Üniversitesi Hastanesi, Türkiye için gerçek bir kazanım ve bu ülkenin tıpta ne kadar ileri bir noktaya geldiğinin açık bir göstergesi. Koç Vakfı’nın ve sevgili Semahat Arsel’in memlekete yaptığı en büyük hizmetlerden biri bu hastaneyi kurmak ve bu nitelikte bir kadroyu yetiştirmektir. Buna sahip çıkmayı öğrenmeliyiz; aksi takdirde bir gün çok ararız. Bu kurumun arkasında iki asırlık bir gelenek, askerî tıbbın disiplini ve dünya çapında eczacılık ile cerrahinin birikimi var.
💥 @OnurHuriTV: Şu an TFF'den bir faks çekilse, "Buraya kara para girdi" diye UEFA'ya mesaj atılsa, Galatasaray Şampiyonlar Ligi'nden çıkarılsa, benim Emenike - Niang'larımın gittiği gibi Osimhen'in gitse, benim Lugano'larımın gittiği gibi Sanchez'in gitse, dava devam ederken sen bunları yaşasan, bana da "Bir dakika, davam devam ediyor" dediğinde "AĞLAMA" desem... O zaman mı anlayacaksın bana yapılan zulmü?
Futbol Drama yayında! 👇
https://t.co/Ja3X2v5BmH
Tayyip Erdoğan’ın BM Genel Kurulunda yaptığı konuşmayı dikkatli bir şekilde dinledim. 23 yıl sonra ilk kez bir konuşmasının tamamını destekliyorum. Gönül ister ki bu konuşmada ifade ettiği konuları muhatabı Trump’ın yüzüne de söyleyebilsin ama söyleyemeyecek acı olan budur!
Türkiye'de iki grup Kürt var. Birincisi; ülkenin temel değerleriyle sorunu olmayan, dini ve manevi değerlerini gözeten, vatansever Kürtler. (Zazaları da unutmadığımı belirtmek isterim.) Aynen diğer etnik kökene sahip vatandaşlar gibi, ne milletin ortak adı ne de bayrağı ile sorunu olmayan, ülkenin asli unsuru olan grup.
İkincisi ise; tek amacı Türkiye'den ayrılıp kendi devletini kurmak isteyen ve hiçbir şekilde Türk milletinin ortak değerlerini paylaşmayan, toplumsal huzuru bozmak ve geçmişteki hataları da kabul ederek kardeşlik süreci başlatmak isteyenleri sürekli yeni taleplerle engellemeye çalışan bölücü militan gruplar. Bu ikinci gruptaki Kürtlere hangi tavizleri verirsen ver, bu davalarından vazgeçmeyecekler; kendinizi kandırmayın. Bu grupla kalıcı barış yapamazsın. Onları suçlamak için de yazmıyorum bunu; durum tespiti yapıyorum. Adamlar böyle düşünüyor yani; sen istediğin kadar birlikte yaşayabiliriz diye kendini kandır, sonuç değişmez.
Bu grupla ortak yaşama sorunumuzu nasıl çözeceğiz, onun üzerinde durmak lazım. İstediğin kadar açılım yap, Öcalan'ı pamuklara sar, Demirtaş'ı omuzlarda taşı, bağımsızlık düşüncesini bu gruptan silemezsin. Bunu kabul edersen, belki bir çözüm bulursun.
‼️“Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği ve bağımsızlık mücadelesi! diyorlar bunjn ardına bizim vazı zerzavatlar düşüp gidiyor!‼️
♦️Peki bu durumda zaten kardeş olan ve zaten bağımsız olan bir yapıda hangi bağımsızlıktan söz edilmektedir, bunu sormuyor!
İlk bakışta halklar arasında barışı savunuyor gibi görünse de, bu sözün alt metni dikkatle okunmalıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, etnik gruplar değil, tek bir millet fikri üzerine kurulmuştur:
🇹🇷🇹🇷Türk Milleti.🇹🇷🇹🇷
Türkiye, emperyalizme karşı zafer kazanmış ve Lozan’da bunu tescillemiş bir devlettir. Yeni bir “bağımsızlık” arayışı, ya yanlış yönlendirilmiştir ya da gizli bir bölünme hayalinin üstünü örtmektedir.
Bence de...
Cumhuriyet'in ne hayrını görmüşüm diyen ve APO'nun ulaklığını yapan Sırrı Süreyya ile işim olmaz!
Ama bu kızın babasıdır o!
Babasına olan karşıtlığın, kinin bu kıza kusulmasını vicdani bulmam!
Hele de baba olanlaradır lafım!
Lütfen!
VATAN HAİNİ NANKÖRLERE SESLENİYORUZ!
Sıtkı Süreyya Önder "Hiç bir hayrını görmediği" Cumhuriyet sayesinde 5 Dönem milletvekili oldu, Meclisi yönetti. Devletin her imkanından imtiyazlı bir şekilde faydalandı.
Sıtkı Süreyya Önder Türkiye Cumhuriyetinin en iyi hastanelerinin birisinde 7 saat olağanüstü bir ameliyatla şimdilik yaşamını sürdürüyor.
Onun siyasi sözcülüğünü yaptığı PKK başta ihanet örgütlerinin kışkırtmaları ile hayatı karartılan vatan evlatları Sıtkı Süreyya Önder'in elde ettiği imkanların yüzde birinden bile faydalanamadı.
Tüm hainlere sesleniyorum..
Yediniz içtiniz semirdikçe semirdiniz.
Türk evlatları iş bile bulamaz katlanılmaz acı ve üzüntülerin içinde yaşarken siz hainler sürüsü en iyi yerlerde oturdunuz en iyi yerlerde yaşadınız.
Nankörsünüz!
Hainlik kılcal damarlarınıza bile işlemiş!
Hiç biriniz bu vatan topraklarında bir lokma ekmeği bile hak etmiyorsunuz!
Bu vatan topraklarında gömülmeyi bile hak etmiyorsunuz!
Karşı çıktığınız Cumhuriyet sayesinde yedikleriniz içtikleriniz zehir zıkkım olsun!
Binlerce defa haram olsun!
TANER ÜNAL
6 Nisan’da oynanacak Fenerbahçe - Trabzonspor müsabakası öncesinde toplumu futbol üzerinden germek isteyenlerin sözde şike iddialarını gündeme taşıdığı görülmektedir. Yasal dayanağı tamamen çökmüş olan bu iddialara ilişkin bir kez daha önemle hatırlatmak isterim ki;
TFF tarafından tescillendiği üzere Süper Lig 2010-2011 Sezonu şampiyonu Fenerbahçe’dir. https://t.co/BlsRmKs4HP
UEFA’nın şike yapan takımlar gibi bir listesi yoktur. Bahsi geçen fotoğraf, UEFA’nın Fenerbahçe’yi UEFA müsabakalarından 1 sezon men etmesine ilişkin Etik, Kontrol ve Disiplin kararını göstermektedir. Bu karara ilişkin 2013 tarihli CAS kararı ve 2014 tarihli İsviçre Federal Mahkemesi kararının 3 temel dayanağı emniyetin hazırladığı fezleke, TFF Etik Kurulu raporu ve bu doğrultuda verilen PFDK kararı ve İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin vermiş olduğu karardır.
Bu delillerden emniyetin hazırladığı fezleke, daha sonra kopyala - yapıştır metodu ile iddianameye dönüştürülmüş ve bu iddianame ile İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesindeki dava açılmıştır. Fezlekede gerçeğe aykırı iddiaların bulunduğu ve daha sonra bu fezlekenin usule aykırı şekilde iddianameye dönüştürüldüğü sabittir. Bu hususta bkz: https://t.co/9z55DH5XVp
TFF Etik Kurulu raporu ve bu doğrultuda verilen PFDK kararı tek taraflı ve acele ile hazırlanmış ve UEFA yanlış yönlendirilmiştir. Nitekim bu hususta Fenerbahçe'nin TFF aleyhine açmış olduğu tazminat davası devam etmektedir. https://t.co/FrNHPNLLM4
İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesi kararı Yargıtay tarafından bozulmuş ve kararı veren hakimler "Futbolda şike kumpası" davasında yargılanmıştır. Aynı zamanda İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan yargılamada Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım ve eski yönetici İlhan Ekşioğlu ile Abdullah Başak ve Ahmet Çelebi'nin beraatlerine karar verilmiştir.
Şike kumpası davasına göre Fenerbahçe hakkında yürütülen şike operasyonunun amacı yargı yoluyla futbol camiasını dizayn etmek ve Fenerbahçe Spor Kulübü'nü ele geçirmektir. Mahkeme, kamuoyunun dikkatini çekmek ve algı yaratmak için soruşturmanın yönünün özellikle Fenerbahçe Spor Kulübüne çevrildiğine kanaat getirmiştir ve operasyonu yürüten emniyet güçlerinin de dahil olduğu 48 sanığa 5 yıl ile 1971 yıl arasında değişen hapis cezası vermiştir.
Kararda, spor kamuoyunu ve özellikle milyonlarca taraftarı bulunan camiaları karşı karşıya getirmek ve kaos ortamından faydalanmak isteyen örgütün harekete geçirdiği kumpas organizasyonu ile tek bir hamle ile birden fazla çıkar sağlamayı amaç edindiği belirtilmektedir.
Böylelikle toplumsal kutuplaşma ve huzursuzluk ortamı yaratarak devleti ve hükumeti bu kaotik ortamdan sorumlu göstermeyi amaçlayan örgütün, kulübün yönetimini ele geçirmeye çalışarak taraftar kitlesinden ve finansal gelirden nemalanmaya çalışmayı hedeflediği belirtilmiştir.
Görüleceği üzere 3 Temmuz Operasyonunun tüm yasal dayanağı çökmüş vaziyettedir. Hal böyleyken, bu yasa dışı operasyon üzerine oturtulan bir yargılama neticesinde hiçbir sportif, cezai ve idari sonucun geçerliliği yoktur.
Son olarak belirtmek gerekir ki, rakip takım taraftarları bu tweet dizisini okumadan tapelere atıf yapacaklardır. Hukuk kişilerin isteği doğrultusunda eğilip bükülemez. İddiaya konu tapelerin içerikleri hiçbir suça delil teşkil etmediği gibi bu tapeler usule aykırı şekilde elde edilmiştir.
"Zehirli ağacın meyvesi de zehirli olur", prensibi uyarınca ceza muhakemesi hukukunda hukuka aykırı yolla elde edilen delillerin hukuka aykırı kabul edilmesi ve dolayısıyla da hükme esas alınmaması gerektiği gerek AİHM ve AYM gerekse Yargıtay kararlarında ifade edilmektedir.
Tüm bu nedenlerle 3 Temmuz sürecinin Fenerbahçe'ye düzenlenmiş bir operasyon olduğu ve tüm bu hususların Futbolda Şike Kumpası davası ile sabit hale geldiği açıktır.
Tüm bunlara rağmen Fenerbahçe hakkında şike iddialarında bulunanlar hakkında 6222 s. Kanun uyarınca şikayette bulunulmakta ve netice olarak bu kişilere cezai yaptırım uygulanmaktadır.
Atilla İlhan: “İlk Türkçüler solcuydu ilk solcular da Türkçü” der.
-Sonra, “eski solcu yeni liberaller” türedi. “Yetmez ama Evet”e dönüştü.
Ve Türkiye’de “sözde aydınlar” mantar gibi çoğaldı.
-Atatürk’ün özellikle; Milliyetçilik, Laiklik ve Devletçilik ilkelerini ellerinin tersiyle ittiler.
-Ve Türkiye’yi bugünlere taşıdılar.
Attila İlhan bunlara cahil der. Bence cahil sözcüğü hafif kalır.
-Bunlar çıkarcı, cehaleti tercih eden ve emperyalist hedeflere hizmet eden çeyrek eğitimliler.
-İşte Türkiye’nin en büyük problemi bunlar. Her ülkeyi severler ama Türkiye’yle hep çatışırlar.
Sen Kürt değilsin, Mansur Yavaş'a oy vermeyeceğini söylüyorsun.
Ben Kürtüm ve oyum @mansuryavas06'a.
Demek ki Kürtler değil Pkklılar sayın Yavaş'a oy vermez.