Ulu mahşer günü olur divan kurulur
Suçlu, suçsuz gelir orada dirilir!
1 yıl 8 ay boyunca onlarca iftiraya, aileme, sevdiklerime edilen zulme karşı, inandığım yoldan bir milim ayrılmadan, haksız hukuksuz biçimde Silivri Zindanı’nda tutsak edildiğim hücremde, karar gününün gelmesini bekledim.
Nihayet karar günü geldi çattı.
Dile kolay 584 gün boyunca, yalan ve riyaya, medya operasyonlarına karşı, ağır koşullarda savunmamı yaptım, hakkı ve hakikati haykırdım.
Hem halkın hakkını gözeten bir kamu görevlisi hem de ülkemin geleceği için çalışan bir siyasetçi olarak, hesabını veremediğim tek bir kuruş olmadığını herkes gördü.
20 aydır, benden desteğini esirgemeyen, bana güvenen tüm yol arkadaşlarıma, rekor bir oyla beni seçen ve daima yanımda duran Beşiktaşlı komşularıma, aileme ve sevdiklerime teşekkür ediyorum.
Yarın mahkemeden çıkacak karar ne olursa olsun, vicdanım rahat, alnım aktır.
Dün masumdum, bugün masumum, yarın da masum ve onurlu bir insan olarak Türkiye’nin demokratik, adil ve güvenli geleceği için mücadele edeceğim.
Mahkemenin hakkımda kaç yüzyıl ceza istediğinin bir değeri yok. Halkımız ve vatanımız için ödenmesi gereken bedel neyse ödemeye hazırım.
Asıl divan ulu mahşerde kurulandır.
Ben o divana tertemiz varacağım.
Rıza Akpolat
Silivri Zindanı
Bir ay F Tipi cezaevinde çalıştım. Doktordum.
Yirmi dört saatlik nöbetlerden sonra kapı benim için açılıyordu.
Ben çıkıyordum, onlar kalıyordu.
Mahpusluğu bilmiyorum. Ama insanın hayatından alınan bir günün, takvimden koparılan sıradan bir yaprak olmadığını anlayacak kadar yaşlandım.
Ben bu ülkeye, bu ülkenin insanına ve bütün kırgınlıklarımıza rağmen ortak bir vicdanımız olduğuna hep inandım. Bugün de inanıyorum.
Sadece konuştuğu için ceza çeken bir insanı serbest bırakmak, ona özgürlüğünü; bize de vicdanımızı geri verecek.
Serbest bırakın onu.
Yarın, Deniz Göktaş'ın hayatından alınan bir gün daha değil, ona geri verilen ilk gün olsun.
Biz buradayız…
İzmitlilerin nefes aldığı her yerde, bir çocuğun gülüşünde, bir annenin sofrasında, bir öğrencinin umudunda, bir yaşlının duasında buradayız.
Hiçbir yere gitmedik.
Gitmeyeceğiz de.
Çünkü biz bir makamda değil, İzmit’in kalbindeyiz...❤️
SON DAKİKA | İspanya Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez’den YENİ Parti’ye tebrik ve destek mesajı:
“Sevgili Özgür,
Sosyalist Enternasyonal olarak, demokrasi, insan haklarına saygı ve hukukun üstünlüğü mücadelenizi her adımda aktif dayanışmayla yakından takip ettik.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması, partiniz tarafından seçilen birçok diğer belediye başkanının gözaltına alınması ve nihayet önceki Kongrelerin tüm demokratik kararlarını geçersiz kılan “mutlak butlan” ile birlikte büyük zorluklarla yüzleşmek zorunda kaldınız.
Tüm bu zor anlarla cesaretle yüzleştiniz ve her zaman kişisel çıkarların üstünde kolektif çıkarları ön planda tuttunuz.
Mücadeleye devam etme kararını yalnızca meşru seçilmiş temsilcileriniz tarafından değil, aynı zamanda taban tarafından da talep edilen Yeni Parti’nin kuruluşu yoluyla almanın ne kadar zor olduğunu anlıyoruz. Güçlü bir lider olarak, temel ilkeler ihlal edildiği için artık bir atılım yapma zamanının geldiğini hissettiniz.
Kuşkusuz bu cesur karar, ortak değerlerimiz için mücadele eden tüm insanlara umut veriyor ve onları harekete geçiriyor.
Biz örgüt olarak daha önce kararlaştırdığımız gibi, bu yeni umut verici çabada sizinle yakından çalışmaya devam edeceğiz.
Yeni Parti’ye büyük başarılar dileriz.”
Farklılıklarımız zenginliğimiz, ortak yarınlarımız ise en büyük gücümüzdür.
Bizi ayrıştıran her cümlenin karşısına kucaklaşmayı, karamsarlığın karşısına sarsılmaz bir umudu koyuyoruz. Her bir yurttaşımızın kendini güvende ve değerli hissettiği adil bir geleceği hep birlikte kuracağız.
#yeniparti
@eczozgurozel
@ypgenelmerkez
80 yaşıma kadar muhalefet koltuğunda oturacağıma, yarın sabah bırakır, iktidar koltuğu için yola çıkarım.
Size söz veriyorum…
Ne emekliyi, ne çiftçiyi, ne emekçiyi, ne esnafı…
Kimseyi çaresiz bırakmayacağız.
Babalar ve Evlatları
Her çocuk biraz babasının hayatını yaşar.
İkinci Babalar Günü’nde evladımdan uzaktayım. Bu tip günlere anlamlar yükleyen biri değilim aslında. Ama uzak olunca, bir de kız babası olunca “güne” takılıyorsunuz tabii.
Onca kaos, ülkenin hali, yaşadığımız ve devam eden hukuksuzluklar, mücadelemiz, konular, konular… Hiçbiri son açık görüşte kızımla oynadığım “zamanda yolculuk”
oyununun yanına yanaşacak kadar önemli değiller.
Dört sandalye dizdirdi bana. Her biriyle seçtiğimiz belli zamanlara götürdü beni. O zamanların içinde kâh peri olduk, kâh kaplumbağa üstünde gezdik, kâh kumsalda kum aldık bugüne getirmek için…
Gözlerimiz bir taraftan da saatte, bitmesin zaman
diye…
“Evlat babasının hayatını yaşıyor işte” dedim içimden.
Sonra kendi babam geldi aklıma.
Çocukluğunda babasını az görebilmenin hayıflanmasını yer yer aile ortamlarınd dalga ile karışık çok yapardım. Sanatçı, ozan bir babanız varsa sürekli ya konserdedir ya da turnede. Ama hayatım boyunca girdiğim pek çok sosyal ortam ve çevrede “Sen Talip’in oğluymuşsun canım”ı duymak ezber olmuştu. Sevilen, bilinen, kendi döneminde de dinlenen biriydi.
Belediye başkanı oldum, tutuklandım, siyasi bir mücadele içinde Silivri’de ayakta durmaya, üretmeye çalışıyoruz. Bir gün avukat görüşünde yine son dönem tutuklanan ama siyasi görüşü, hayata bakışı benden farklı olan biri uzaktan “Talip abinin oğluymuşsun, saygılar Başkanım” diye bağırdı. İçimden burada da çıkamadık Talip’in oğlu olmaktan dedim.
Şikâyetçi değilim.
Bu durumun hayatın her alanında benimle olmasının çok farkındayım.
Babam bana miras olarak kendi geçmişini, sosyal çevresini, sevilmesini, siyasi mücadelesini ve “Talip’in oğlu olmayı” vermişti tozlu sandıkta. Ben de kızıma üstüne ekleye ekleye götürmek için mücadele ediyordum bu zamanda…
Ne mal ne mülk, ne yat ne kat; hiçbir şey bu sandıktakine değer biçemez. Sebep o imiş; ne babamın ne de benim böyle bir derdimiz olmamasında. Şimdi içinde olduğum zamanın, mücadelemizin de temeli “evlat” geleceği idi.
Tüm evlatlar hem de…
Kızımın zamanında yolculuk oyunundaki dört sandalyeden biri gelecek sandalyesi olsa ve binsek. Bugünlerde sandıkta mücadele biriktiren babalar olarak evlatların güzel yarınlarına uzaktan bir baksak…
Söz verdik evlatlarımıza; başaracağız, hiç şüpheniz olmasın.
Babalar Günün kutlu olsun babacığım.
Babalar Günün kutlu olsun güzel kızım.
Babalar Gününüz kutlu olsun “sandıkta taşmış babalar” ve niceleri…
Babamdan kalan bir eserle:
Çocuktan aldım haberi yakın diyor, güzel diyor
İştecik şuracıkta
İştecik yolu diyor
Çocuktan aldım haberi iyi diyor, açık diyor
Kurtuluş diyor, koş diyor, biraz daha koş diyor
Çocuktan aldım haberi tatlı diyor, oh diyor
İştecik şuracıkta, biraz daha dayan diyor
Dayan ha dayan, dayan ha dayan
Koştuk, direndik, yorulduk.
Düştük anılar ırmağına ey çocuk
Bak işte kan içinde yumruklarımız
Belki senin hakkındır mutluluk,
Hakkındır, hakkındır senin
Hakkındır senin ey çocuk...
Dayan ha, dayan ha
Özgür Özel, Denizli’de pazar ziyaretine çıktı.
İl fark etmeksizin ayak bastığı her yerde vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaşıyor. Sokaklar da çoktan tarafını seçti.
Ruhunu kaça sattın?
Yıllar önce bir akşam yemeğinde, iflasın eşiğindeki bir arkadaşım milyonluk bir teklifi sırf prensiplerine ters geldiği için tek cümleyle reddetti:
“Ben başımı sokacağım bir ev, beni eve götürecek bir araba ve bir dostla iki tas yemek için ruhumu satıyorum. Şu anda üçüne de sahibim. Daha fazlası için ruhumu satamam.”
Kalktı, gitti. Teklifi yapan iş insanı boş sandalyeye uzun uzun baktı: “Böylesini ilk kez görüyorum.”
Klaus Mann’ın Mefisto’sundaki kahraman ise tersini yapar. Onu kimse tehdit etmez, silah dayamaz, pazarlık bile etmez. Adam ruhunu sırf başrol oynamak, biraz daha alkış almak, sıradan bir koltuk kapmak için teslim eder. Tek cümleyle: “Ben sadece bana verilen görevi yapıyorum.”
Mann’ın asıl dehası şurada: Ahlaksızlığı sıradanlaştıran bir sistem kurulduğunda, insanın ruhunu satması için bir şeytana bile ihtiyaç kalmıyor.
Milgram’ın itaat deneyini hepimiz biliriz: Katılımcıların üçte ikisi, beyaz önlüklü biri “devam et” dediği için tanımadığı bir insana en yüksek voltajda elektrik şoku verdi. Yıllarca “insan otoriteye boyun eğer” diye okundu.
Ama bir de tersinden okuyun:
Aynı oda. Aynı baskı. Aynı otorite. Ve her üç kişiden biri “hayır” dedi.
Sistem insanı çürütür, evet. Ama bireysel sorumluluğu sıfırlamaz. En çürük zeminde bile insan kalmanın bir yolu var — ve onu arayıp bulanlar insanlık tarihinin en onurlu sayfalarını yazıyor.
O akşam arkadaşım geride boş bir sandalye bıraktı. Yıllardır düşünürüm: O sandalye masadaki her şeyden çok yer kaplıyordu.
Çünkü bazı insanlar koltuğa oturarak değil, koltuktan kalkarak yükselir.
Sen ruhunu kaça satarsın?
Yazının tamamı bu haftaki @GazeteOksijen ‘de…
YSK, istinaftan gelen mutlak butlan kararını hiç işleme koymadan geri göndermiştir.
Yani, istinafın kararını esas alarak Özgür Özel'i CHP genel başkanlığından uzaklaştırmamıştır.
Bu sebeple, Özgür Özel halen CHP genel başkanıdır.
@herkesicinCHP@eczozgurozel
Canım oğlum, canım başkanım Özgür Özel, mitinglerde cumhuriyeti kurtarmanın kolay olmayacağını kaç kez söyledi. Tarih onu ve yol arkadaşlarını Mustafa Kemal'in, Kuvacıların yanına yazdı, kolay olmayacak, başaracağız!
Baba ocağımız Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi'ne yönelik bu sabaha karşı girişilen eşkıyalık, sadece bir zorbalık değil; partimizi yargı oyunları ve mafyavari gruplar eliyle dizayn etme çabasından başka birşey değildir.
Kişisel koltuk hırsları uğruna partinin kapısına dayanacak kadar gözü dönmüş olanlara ve onlara bu cesareti verenlere sesleniyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi'ni, sokağa dökülen kiralık gruplarla teslim alamazsınız. Biz, gücümüzü kapalı kapılar ardındaki kirli pazarlıklardan değil, halkın değişim iradesinden alıyoruz.
CHP mahkeme kararları ile yönetilemez!
CHP Butlan ile kayyum ile yönetilemez!
CHP savaş meydanlarında kurulmuştur.Korku yaratarak ne CHP’yi ne de Chp’lileri esir alabilirsiniz!
Kendileriyle sıcak ilişkilerimiz olmasa da Özgür Özel CHP genel başkanıdır. Ve benim genel başkanımdır
Dün sokaklarda, pazarlarda sevgi ve destekleriyle bizlere güç veren Bağcılar halkına çok teşekkür ediyorum.
Hep birlikte Türkiye’mizi ayağa kaldıracağız!
Bugün 45 yaşıma giriyorum ve bu, Silivri’de geçirdiğim 5. doğum günüm.
İnsan gençliğinde her şeyi düşünüyormuş da hayatının en orta yerindeki yılları bir hücrede, yapayalnız geçireceğini hiç düşünmüyormuş.
Beş yıl bir tohuma verildiğinde kök salar, toprağı değiştirir. Beş yıl bir çocuğa verildiğinde aklı, hayalleri büyür. Beş yılda ben de değiştim; sabrı, özlemi, umudu daha derinden öğrendim.
Ve bugün hâlâ tüm öğrendiklerimle beraber, bir gün yeniden sevdiklerimle yan yana olacağıma inanıyorum.
Adalete olan inancımla, destek ve dayanışmasını eksik etmeyen herkese sevgilerimle...