Türkiye’nin yıllardır taşıdığı sorunların demokratik yollarla çözülmesini; silahların tamamen sustuğu, insanların kimlikleri ve düşünceleri nedeniyle ayrıştırılmadığı, herkesin kendisini eşit yurttaş hissettiği bir ülkeyi kim istemez ki?
Barışa kim karşı çıkabilir?
Kardeşliğe huzura özgürlüğe kim itiraz edebilir?
Ancak gerçek barış yalnızca bir kanun çıkarmakla kurulmaz. Barışın temeli adalettir, hukuktur, güvendir ve toplumsal mutabakattır.
Bugün Türkiye’nin en büyük meselesi, vatandaşın devlete ve adalete duyduğu güvenin ağır biçimde zedelenmiş olmasıdır.
CHP’li belediyelere ve başkanlarına yönelik operasyonların gerçekleştirildiği; henüz yargılama süreçleri dahi tamamlanmadan seçilmiş belediye başkanlarının suçlu muamelesine maruz bırakıldığı bir dönemdeyiz.
Üstelik bununla da yetinilmiyor; belediye başkanları görev yaptıkları ve ailelerinin yaşadığı şehirlerden yüzlerce kilometre uzağa, ağır tecrit koşullarıyla anılan kuyu tipi cezaevlerine gönderiliyor. Adeta zulmeder gibi bir muameleye maruz bırakılmaları ise ayrıca sorgulanması gereken bir durumdur.
AYM kararlarının tartışıldığı, AİHM kararlarının uygulanmadığı, seçilmişlerin iradesinin yargı kararları ve kayyum uygulamalarıyla ortadan kaldırıldığı, insanların söyledikleri bir söz nedeniyle soruşturulma endişesi taşıdığı bir ortamda demokratikleşmeyi yalnızca belirli bir mesele üzerinden konuşamayız.
Böyle bir ortamda demokratikleşmeden söz ediyorsak önce şu temel gerçeği kabul etmek zorundayız:
Demokrasi herkes içindir ya da demokrasi değildir.
Hukuk herkes içindir ya da hukuk değildir.
Özgürlük herkes içindir ya da özgürlük değildir.
Bir taraftan demokratikleşmeden söz ederken diğer taraftan siyasi rakipleri yargı yoluyla tasfiye etmeye çalışmak, toplumun bir kesimine hukuk vaat ederken başka bir kesimini hukuksuzluğa mahkûm etmek gerçek bir huzur getirmez.
Kaldı ki TBMM’ye sunulan Çerçeve Yasa konusunda hukukçular tarafından son derece ciddi hukuki ve anayasal itirazlar dile getirilmektedir.
Hukukçuların Anayasa ve evrensel hukuk ilkeleri açısından ciddi sakıncalar gördüğü bir düzenlemenin, yeterince tartışılmadan ve toplumun bütün kesimlerinin kaygıları giderilmeden yasalaştırılması yeni sorunlar doğurur. Millet bilmeden, toplum tartışmadan, farklı kesimlerin kaygıları giderilmeden yapılan siyasi mutabakatlar, toplumsal mutabakatın yerine geçmez.
Benim demokrasi anlayışımda millet, sonucu kendisine açıklanan bir sürecin seyircisi değildir.
Millet bu ülkenin sahibidir.
Bu nedenle yapılması gereken bellidir:
Anayasa ve mahkeme kararlarını eksiksiz uygulamak, yargının bağımsızlığına ilişkin toplumdaki şüpheleri ortadan kaldırmak.
Seçilmişlerin iradesini güvence altına almak ve düşüncesini açıklayan hiç kimsenin korkmadığı bir ülke olmak. Tüm bunlar sağlandıktan sonra da milletin önüne hiçbir soru işaretine mahal vermeden çıkmak en doğru seçenek olacaktır.
Türkiye’nin Kürt meselesi dâhil hiçbir meselesi çözümsüz değildir.
Ancak Kürt meselesinin çözümünü bir dönem daha iktidarda kalmanın, bir seçim daha kazanmanın hesabına endekslerseniz; yıllarca cezaevinde tuttuğunuz siyasetçileri ve milletvekillerini seçim hesaplarının bir parçası hâline getirdiğiniz izlenimini güçlendirecek adımlar atarsanız, toplumun sürecin samimiyetini ve gerçek niyetini sorgulamasının önüne geçemezsiniz.
Türkiye’nin ihtiyacı kapalı kapılar ardındaki mutabakatlar değil, milletin önünde kurulmuş büyük bir toplumsal mutabakattır.
Ve milletin bu konuda vereceği yetki doğrultusunda da gerekli demokratik düzenlemeler, açık ve şeffaf bir biçimde, millet iradesinin tecelligâhı olan TBMM çatısı altında hayata geçirilmelidir.
Son cümle olarak şunu söylemek isterim:
Unutmamak üzere isimlerini köprülerimize, alt ve üst geçitlerimize kazıdığımız şehitlerimizin aziz hatıralarına haksızlık edildiği duygusuyla vicdanlarımızın sızlamasına izin vermemek, bu ülkenin vatandaşları olarak hepimizin en önemli sorumluluklarından biridir.
FIVB Voleybol Milletler Ligi’nde Şampiyon olarak büyük bir başarıya imza atan Filenin Sultanları’nı tebrik ederiz. 🇹🇷
Sizinle gurur duyuyoruz. 💪🏻
#FileninSultanları 🥇
Birgün Gazetesi'nden Ebru Çelik bir 'siyasal sahtekarlığı'yerle bir etti.
Bunu da hiç öyle bağırıp çağırmadan, aşırı yorumlara, fazla söze gerek duymadan, bizzat olay yerine gidip izleyerek, fotoğraflarla, sadece olan biteni aktararak yaptı.
Tertemiz gazetecilik! Tebrikler....
24 Temmuz…
Bugün Lozan’ın yıl dönümü.
Bu toprakların bağımsızlığını sadece cephede değil, diplomasi masasında da savunanları; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve İsmet İnönü olmak üzere emeği geçen herkesi saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.
Düşünsenize, yıllar sonra gazete arsivlerine bakan biri,
"Kurtuluş Savaşı demiyoruz, neyden kurtulduk ki?" diyen Milli Eğitim Bakanı haberi ile ABD'nin kurtuluş gününde FSM Köprüsünün ABD bayrağı renkleriyle ışıklandırılmasını ayni sayfada okuyacak.
Gel de anlat!
2 Temmuz 1993…
Tarihimize kara bir leke, ortak vicdanımıza hiç dinmeyecek bir acı olarak kazınan Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz canlarımızı rahmetle anıyorum.
#UnutMADIMAKlımda
Sınırsız Matemler Ülkesi
İnsan, hangi acıya bakacağını, hangisini dile getireceğini şaşırıyor. Dramlar öyle çok, öyle üst üste ki birinin yarası kapanmadan ötekisi açılıyor; bir feryat dinmeden bir başkası yükseliyor. Nereye baksak orada bir matem var; gözümüzü hangi yöne çevirsek bir başka gözyaşı karşımıza çıkıyor…
.
#zülfülivaneli #şiddet #şiddetkültürü #aybükeöğretmen #ırmakayşeöğretmen #sınırsızmatemlerülkesi
Tutanak 17.04.2026 tarihli... Aradan iki ay geçmiş. Bu tutanakla ilgili hangi işlem yapıldı? Tanık olarak imza atanlardan beyan alındı mı? İtham edilen kişiden savunma alındı mı? Tahkikat başlatıldı mı?
Eğer hiçbir işlem yapılmadıysa vay hallerine.
Bir öğretmen intihar ediyor. Darp edildiğine dair tutanak mevcut. Arkasında kimsenin durmadığını ifade eden mesaj kayıtları mevcut.
Okul müdürü, il milli eğitim müdürü, kaymakamlık, sendika... Bunca aktör varken bir öğretmenin sesini duyurması için intihar etmesi mi gerekirdi?
Ağrı’da görev yaparken şüpheli şekilde hayatını kaybeden İzmirli öğretmen Irmak Ayşe Koparan’ın, Ramazan ayında ihtiyaç sahiplerine yardım götürdüğü görüntüler ortaya çıktı.
Bazı yoklukların yerine hiçbir şey konmuyor.
Yük ağırlaştığında,
omuz verecek bir dost aradığında,
dönüp bakınca eksikliğini hissettiğinde…
Birlikte yürüdüğümüz yollar burada. O yollardan çok daha fazlasını yine seni yanımızda hissederek aşacağız.
Hatıran da hayallerin de bize emanet…
Henüz 22 yaşında gencecik bir öğretmendi Şenay Aybüke Yalçın…
PKK’lı hain teröristler tarafından şehit edildi.
Biz onu asla unutmayacağız. Ruhu şad, mekanı cennet olsun.