Bakan Yusuf Tekin ve AKP’nin milli eğitim sisteminin tüm değerlerine yönelik açık saldırısı devam ediyor. 90 binden fazla öğretmen ve okul yöneticilerinin liyakat değil, partizanlık ve yandaşlık üzerinden doğrudan Bakan tarafından atandığı proje okullarda sıra öğrencilere gelmiş bulunuyor.
Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında yapılan yönetmelik değişikliğiyle birlikte Türkiye’nin sınavla girilen başarılı okullarında öğretmen ve okul yöneticilerinin atamasında olduğu gibi aynı kayırmacı ve denetimsiz yapı, öğrenciler için de kurulmak isteniyor.
Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu yönetmeliğin iptali için Danıştay'da yürütmeyi durdurma ve iptal davası açtık. Çünkü bu yönetmelikle özel program uygulayan proje okullarının kendi sınavlarını yapması öngörülüyor. Buna göre merkezi sınavla okul tercihi yapma hakkı kazanan %1’lik dilimdeki öğrenciler bu okullarda ikinci kez onay sürecine sokulacak. Öğrencinin okul tercihi ve yerleştirmesi başarısına değil, okul yönetiminin ve hami adı altında bu okullara sokulmak istenen cemaat benzeri yapıların, ticari ve siyasi mekanizmaların etkisi altına girecek.
Doğal olarak bu yapılacak sınavların güvenilirliği tartışmalı. Okulların yazılı ya da sözlü yapabileceği söylenen bu sınavların geçerliği ve güvenilirliği nasıl sağlanacak? Aynı adaletsizliği öğretmen atamalarında yıllardır yaşıyoruz. Mülakat mağduru binlerce öğretmen, yüksek puan almasına rağmen elendi, hakkı gasp edildi. Proje okullarda görev yapan öğretmenler yalnızca Bakan onayıyla sürgün edildi. Yerine yeni öğretmen ve yöneticiler hiçbir somut ve objektif kriter olmadan atandı.
Bu uygulama, aynı zamanda yoksul ailelerin çocuklarının bu okullara girmesinde yeni bir baraj da oluşturacak. Böyle bir uygulamayla, parası olanın, çevresi olanın avantajlı olduğu; yoksul ailelerin çocuklarının ise daha baştan elendiği bir düzen ortaya çıkacak. Yoksul ailelerin çocukları, tercih etmek istediği her okulun sınavına girebilmek için okul okul, şehir şehir dolaşmak zorunda kaldığında içinde bulunduğu koşullar nedeniyle baştan sürecin dışında kalacak. Dezavantajlı ailelerin çocukları, ulaşım, konaklama, okulların sınav sistemlerine dahil olmada limitli bilgi ve kaynaklara sahip olma gibi engeller nedeniyle sistem dışında kalacak. İstediği tüm okulların sınavına giremeyeceği için, bu durum Türkiye'de fırsat eşitliğinin ihlali haline gelecek.
AKP iktidarı döneminde eğitimde kayırmacılık ve siyasal sadakat temel ölçüt haline getirildi. Ancak eğitim, bir ayrıcalık ve torpil alanı değil; herkes için eşit, adil ve kamusal bir haktır. Öğrencilerin kaderi Bakanlık onaylarına, okul yöneticilerinin takdirine ve siyaset-cemaat ilişkilerine bırakılamaz. Çocuklarımızın geleceği torpile değil, emeğe ve başarıya dayanmalıdır.
#ProjeOkullar
Bir hafta önce sahte diploma skandalı yaşanmış bir ülke gibi değiliz.
Bir ay önce LGS skandalı yaşanmış bir ülke gibi değiliz.
Bir yıl önce yenidoğan çetesi skandalı yaşanmış bir ülke gibi değiliz.
Beş ay önce Bolu otel yangını skandalı yaşanmış bir ülke gibi değiliz.
Bir yıl önce 3 milletvekilinin altın kaçakçılığı skandalı yaşanmış bir ülke gibi değiliz.
Dört yıl önce ticaret bakanının kendi şirketinden bakanlığa dezenfektan satması skandalı yaşanmış bir ülke gibi değiliz.
İki yıl önce Kızılay'ın depremzedelere çadır satması skandalı yaşanmış bir ülke gibi değiliz.
🚨 SAHTE DİPLOMA SİSTEMİ YILLARCA NASIL GÖRMEZDEN GELİNDİ?
2022'de sahte diploma skandalları için meclis araştırması önergesi verdim. Ne oldu peki? Meclisin tozlu raflarında bekliyor!
O dönemlerde Hamza Yerlikaya’nın sahte diplomayla Cumhurbaşkanı başdanışmanlığı, milletvekilliği, bakan yardımcılığı, Vakıfbank YK Üyeliği yaptığı ortaya çıkmıştı.
Şimdi ortaya çıkanlar:
✓ Sahte diploma ile kamu görevi yapanlar
✓ Sistem boşluklarından yararlanan organize suç örgütü
3.5 yıl önceki uyarılarımız dikkate alınsaydı, bugün yaşanan bu büyük skandal engellenebilirdi.
Liyakat sistemi çökmüş, devletin üst kademelerine sahte belgelerle girenler var. Bu ülkenin gerçek mezunları işsizken, sahtekârlar en üst makamlarda!
Sorumlular hesap vermeli!
#sahtediploma
#SahteDiplomalılarıAçıklayın
@AydinAski Günlerdir süren su kesintileri ile ilgili bir açıklama tahmini olarak ne zaman yapılır? Planlı da plansız da olsa iletişiminin sağlanması gerekmez mi?
🥊 2024, ağır siklette Usyk-Fury kapışmasını iki kez izlediğimiz ve şimdilik tartışmalara noktayı koyanın Usyk olduğu bir sene olarak geride kaldı.
@Feyman_O , Usyk’in dominasyonunu Usyk-Fury mücadelesi üzerinden kaleme aldı.
https://t.co/iPXrVFUxmw
Yargıtay 3. Ceza Dairesi, bir yüksek mahkeme olmakla beraber, Anayasa Mahkemesi karşısındaki konumu herhangi bir mahkemeninkine denk bir mahkemedir. Yargıtay'ın AYM kararına direnmesiyle Sulh Ceza Mahkemesinin AYM kararına kafa tutması arasında fark yoktur. Anayasa Mahkemesi, ülkemizin, kararları istisnasız tüm mahkemeleri bağlayan yegane ve en üst yargı merciidir.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin görevlerinin ifası çerçevesinde kullandıkları oy sebebiyle Yargıtay eliyle suç duyurusuna muhatap olmaları, olsa olsa ceza hukuku alanında Yargıtay'dan adalet ve hakkaniyet tesisine dair bir rol bekleyen toplumu yaralar.
Bu tür, eskalasyon odaklı ve "inceldiği yerden kopsun" tavırlı kararlar, hukuk tekniği içerisinde değerlendirilemezler. "Kime ne mesaj verilmeye gayret ediliyor", sorusunun sorulmasını kaçınılmaz kılan, "bu cesaret nereden alınıyor" sorusunun cevabını "hukuktan" kelimesiyle verememe halidir.
Bu karara imza atan Yargıtay 3. Ceza Dairesi hakimlerinden herhangi birinin "sizce Anayasa Mahkemesi ne işe yarar, görevi nedir ve bu görevi nasıl ifa eder" sorusuna Anayasal çerçevesi içerisinde doğru cevap verip de imza attıkları bu kararla da o verdikleri cevapla tutarlı kalmaları mümkün değildir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi bu kararının Anayasa Mahkemesini tatil etmeye yönelik sonuçlarını umursamama lüksüne sahipse, bunun bedelini, hukukun üstünlüğüne saygı beklentisi olan, bir hukuk devletinde yaşama arzusu olan tüm toplum öder.
TRT'ye açık çağrımdır:
Bugün cumhurbaşkanının "Ama montaj, ama şu ama bu" ifadelerinden sonra @kilicdarogluk'na açık bir söz hakkı doğmuştur. Osman Öcalan'ı bile ekranlarınıza çıkarmaya utanmayan sizler, unutmayın ki bu ülkenin vatandaşlarının vergileriyle oradasınız.
Kemal Kılıçdaroğlu'na söz hakkı vermek zorundasınız @trthaber@trt1 #KilicdarogluTRTye
Artık Cumhurbaşkanı adayımız konusu da netleştiğine göre, parmak boyası mutlaka getirilmelidir. Hele deprem felaketinden sonra 180.000 telefondan sinyal alınmadığının, 300.000 banka hesabında hareketin olmadığının tespitinden sonra bu durum çok daha önemli hale gelmiştir. Gerçekte kaç yurttaşımızın öldüğünü bile bilmiyoruz.
İktidarın oy hırsızlığı yapacağı gün gibi aşikardır, geçmişte yapmışlardır ve yine yapacaklardır çünkü çok iyi biliyorlar ki, iktidar gidince yıllardır bekletilen dosyalar savcılıklara ulaştırılacak ve mahkeme süreçleri başlatılacaktır.
Gerçek demokrasinin işletilebilmesinden sorumlu kurum olan Yüksek Seçim Kurulu, halkın büyük çoğunluğunun talebi olan parmak boyasını getirmek zorundadır. Aksi takdirde oy çalmak isteyen iktidarla işbirliği içinde olduğu düşünülür ve 16 Nisan reziliği gibi gelecekte bunun da hesabı sorulur.
Sezgin Baran Korkmaz, köşe yazımda “suç var” diye savcılığa şikayet etti. Savcılık da SBK’nın şikayetini haklı bulup, “10 mağdurlu” dava açtı. İlk duruşma bugün…
SBK’nın sayesinde “mağdurlukları” giderileceklerin listesine bakın 👇🏼
Öğrencilerimiz pandemide yaşadıkları psikolojik çöküntüyü ve akademik gelişimlerindeki yavaşlamayı daha yeni telafi ediyor. Ayrıca bu dönemde etkileşime ve paylaşıma her zamankinden çok ihtiyaçları var Lütfen üniversiteleri yüzyüze eğitime kapatma kararı yeniden değerlendirilsin.
2 gundur enkaz altindalar. Lutfen artik sesimizi duyun!!!!! Gelen ekipler de gidiyor. Sadece kepce ve donanimsiz insanlar var. DESTEKKKKK!!! SESİMİZİ DUYURUN!Deniz seviyesinde de yukselme var!!
Cay Mah. Ataturk Bulvari, Erenler Apt. No:17 @Alkolikyorumlar