İki çiçek arasındaki 10 farkı görüyorsanız bi daha asla @Tazecicek ten alışveriş yapmayın. Niye böyle diyorum efendim doğal ürün büyüklüğü değişir diyorlar. Ben kör müyüm? Yazıklar olsun özel günümüzde rezil ettiniz bizi!
@AbbasGucluTR Evet bu bilgi doğru. Devlet ortaokullarında notlar neyse o. Ve 90-92 ortalama ile mahallesindeki liseye yerleşemeyen onlarca çocuk tanıyorum
@aladagberk Mimarlık sadece parsele bina yerleştirmekten ibaret bir meslek olmadığı için bitemez :) Ancak bu tip araçlar tasarım süresini kısaltarak en optimal yerleşimi bulmaya yardımcı olur. Teknik ressamlık bitebilir ama ona bişey diyemem :)
@tugcesbrain Tuğçe Hn şok içinde yorumları okudum. Ailemizde yaşlılar var. Ciddi hastalıklar için devlet hastanelerindeyiz yıllardır.Bir tane bile hastaya kaba davranan doktor görmedim. Mesafe koyan var ve haklı da poliklinik önünde bekleyenler de bu yorumları yazanların ortalaması genelde.
@tekerleklibavul Aa bu bizim ev. O kadar tanıdık geldi her cümle. Bizde elektrikli ani su ısıtıcı takmıştık onun da “telefonu” ayarsızdı çok sıcak akıyordu kovaya devam ettik. Su tazyiği iyi olursa telefon kullanılabiliyordu. Biliyorsunuz o yıllarda dev su kesintileri olurdu İstanbul’da.
@cansimitus Bu iki kitap bende de var. Radikal gazetesinden kupon biriktirerek almıştım. Yemek kitaplığımın en güzel kitapları. Çok değerli bilgiler ve görseller içeriyor.
@MusicKosesi Çok katıldım yorumunuza. Grubun kurucusu da detaylı açıkladı kendi hesabında. Çok amatör ekipmanlarla başlayıp bir anda kitlelere ulaşmışlar ve bu linçi profesyonel bir PR ekipleri olmadığından yönetemediler. Ben yenilikleri heyecanla izliyorum. Matbaa ya da karşı çıkılmıştı.
@cvdsenturk Mimari müellif statik müellifle birlikte hareket etmeli. Mimari yapıyı etkileyen taşıyıcı sistem çözümleri revize edilir. Diyalog halinde ilerlenir. Böyle yapılmıyorsa çok yazık. Son teslimde ben mimar olarak tüm projeleri çakıştırır sıkıntı varsa ilgili müellife söylerim mutlaka
Virolog hatırlatması: Covid19 insanlar için yeni bir virüstü, Hantavirüs yeni bir virüs değil. Paniğe gerek yok. Hantavirüs salgınlarında izlenmesi gereken bilindik bir yol haritası ve protokol var. Ve en az 30 senedir uygulanıyor.
👉Alttaki videoda açıkladığım gibi: bu yeni bir virüs değil, Hantavirüsün Andes varyantını en az 30 senedir biliyoruz ve hemen hemen her sene Arjantin’de yerel salgınlar oluyor.
İzlenmesi gereken yol:
👉PCR ile (RT-qPCR) Hantavirüs kan numunelerinde en az 10 virüs parçası kadar hassas bir seviyede belirlenebilir, ve evet semptomlardan 2 hafta öncesine kadar belirlenebilir. Bu sayede moleküler seviyede virüsün RNA tespiti yapılır. Standart seroloji ELİSA yöntemi aktif salgınlarda yeterli değil çünkü virüse karşı antikor oluşumuna dayalı, ve bu da zaman alıyor.
👉Andes türünin insandan insana bulaştığını 30 senedir biliyoruz ama yakın temas gerektiriyor, Covid kadar kolay bulaşmıyor.
👉Bu yüzden izlenmesi gereken yol belli:
1️⃣Epidemiyolojik Temas takibi (contact tracing) zinciri oluşturulmalı (kim kiminle ne zaman nerede ne yaptı) ki gemidekiler, gemiden ayrılıp uçanlar, uçaktakiler vb ki bu takip şu an zaten aktif yapılıyor.
2️⃣Yüksek risk gurubundakilere PCR takipli karantina: Gemi 1 Nisanda Ushuaia Arjantina’dan ayrıldı, ve bilgiler şu an ilk 2 vaka çiftin oradaki bir çöp yığınında kuş gözlemi için bulunduklarını gösteriyor (ki büyük ihtimalle burada farelerin artıklarına maruz kaldılar). Dolayısıyla bu süreden itibaren bu çift ile temasta olan zincirdekilere PCR testi takipli karantina uygulamak mantıklı.
3️⃣Süre olarak her ne kadar “kuluçka süresi 8 hafta” kadar uzun olabilir dense de karantina süresinin bu kadar yani 2 ay olması mantıksız. Herkese de bunu uygulamak mantıksız çünkü Covid19 gibi bulaşan bir virüs değil. Anladığımız kadarıyla Gemiden ayrılmış ve dünyanın farklı yerlerine gitmiş 20-40 kişi zaten var. PCR testi ve temas takibi ile standart protokol uygulanır: Vakalarla yakın temasta olanlar PCR negatif ise 2 hafta karantina ve PCR takibi yapılır, bu şekilde yerel mini salgın riski azalır.
👉Bu virüsü biliyoruz ve insandan insana bulaşma riskini de biliyoruz. En son 2018-2019’da Andes Hantavirüs ile bir süper yayıcı (super spreader) salgını oldu ve aynen bu yöntemlerle salgın kontrol altına alındı (ne yazık ki 30+ vakadan 10+ ölümle).
👉Evet keşke bu gemide bu salgın olmasaydı , ama virüsler ve salgınlar hep oldu ve hep olacak. Önemli olan bilimle ilerlemek, önemli olan bu hikayenin parçası olmuş insanları hatırlayarak, onları çok merak eden sevdiklerinin olduklarını da hatırlayarak ilerlemek.
👉Pandemiye sebep olacak bir durum söz konusu olsaydı zaten önceki salgınlarda olurdu. Her seferinde salgın kontrol altına alındı. İzlenmesi gereken yol belli.
👉Evet bu gemideki Hantavirüsü salgınından 3 ölüm oldu ne yazık ki, ama hatırlayalım: her sene Hantavirüsten yüzlerce-binlerce ölüm oluyor. Dahası: Covid bitmedi; her hafta yüzlerce Covid ölümü hala oluyor.
👉Kaynaklar: https://t.co/MEDkNgriog
https://t.co/O5j6UCUyVt
https://t.co/0mcWLwFhpx
@kivilcimgen Benim annem bana “annecim” derdi, çok da mutlu olurdum şimdi ben de çocuklarıma kullanıyorum, bence müthiş bir şefkat ifadesi. İlk defa bu pencereden bakan bir yorum okudum ve mutlu oldum. Orda bir kol kanat germe, güvenli alan hissi var. Annesinin bir tanesinin kısaltılmışı gibi
Ahh yıllardır böyle düşünüyorum. Hislerime tercüman olmuş. Bence şirketlerin bugünkü mevcut personeli yarıya düşse ve kalanlar tam konsantre çalışsa verimlilik bugünden fazla olur. Toplantı=goy goy zamanı
Anaokulundan liseye devlet okulu velisiyim. Veli randevu sistemi çoğu devlet okulunda var. İyi okul idareleri zaten tüm kuralları uygular. Sosyal medyada tek okul adıyla vay be ne kurallar diye paylaşılanlar bizim okullarda hep vardı. Anne baba evde ne yapıyor onu konuşalım!
@aakifavci Obp ile ortaokul mezuniyet notu ile öğrenci almasın liseler. Özel okullar dengeyi bozuyor. Çocuk mahallesindeki okula gidemiyor. 95 ortalama ile öğrenci almış liselerde 9. Sınıf tekrarı yapan öğrenci yüzdelerine bakılsın. 95 lik çocuk sınıfta kalabilir mi?
@AkinUnver Kaleminize sağlık. Çok aydınlatıcı bir akıştı ve sezgisel olarak, kendi ebeveynlik deneyimime dayanan çıkarımlarımı doğruladı. Zaten böyle düşünüyordum, bilimsel kanıtları görünce sevindim.
2 ve 3: "psikolojinin bozuk olması" hali ve nöroçeşitlilik argümanı
Tamam, ruhsal problemler silahlı şiddet vakalarında daha yüksek oranlarda görülüyor. Ama araştırmalar bu konunun aşırı basitleştirildiği ve tam mekanizmayı anlamamızı engelleyecek kadar üstünkörü tartışıldığı yönünde hemfikir. Psikiyatrik tanısı olan insanların büyük çoğunluğu şiddet uygulamıyor. Klinik belirtiler, ancak başka etkenlerle birleştiği durumlarda problem üretiyor ki yine aynı yere geliyoruz: sosyal izolasyon, yoğun stres, travmatik aile veya çevre geçmişi (afet veya savaş sonrası v.b.) ve silaha kolay erişim gibi. Yani tek başına "psikolojisi bozuk" bir açıklayıcı durum değil; belirleyici olan, risk unsurlarının bir araya gelmesi.
Üçüncü argümanda da nöroçeşitlilik (neurodivergence), özellikle de otizm spektrumu, en hassas ve en sık yanlış ele alınan alanlardan biri. Bazı çalışmalarda sosyal olarak izole saldırganlarda otizm tanısının daha sık görüldüğü bulunuyor. Ama burada asıl mesele yine ve yine otizmin kendisi değil. Otistik gençlerin daha fazla zorbalığa uğrayabildiğini, daha kolay dışlanabildiğini ve çoğu zaman yeterli destek görmediğini ve sosyal izolasyona çevresi, arkadaşları, hatta okulları tarafından itildiklerini unutmamak gerek. Bağlantı da burada kopuyor. Yani risk yaratan şey otizmin kendisi değil; destekten yoksun, dışlayıcı bir sosyal çevrenin yarattığı bir sonuç
Peki bu argümanlar kuvvetli değil, daha açıklayıcı şey nedir dersek, bunlardan biri “yaralanmış hak edilmişlik duygusu.” diyebilirim. Kişi kendisine ait olduğunu düşündüğü saygıyı, statüyü ya da gücü kaybettiğine inandığında öfke, kırgınlık ve intikam isteği geliştirebiliyor. Incel ve benzeş ideolojiler de tam burada etkili oluyor. Çünkü zaten var olan bu öfkeye bir çerçeve sunuyor: düşmanı tanımlıyor, benzer öfke taşıyanlara bir topluluk veriyor ve şiddeti bazı durumlarda kahramanlık gibi sunuyor.
Bazı etkenler ise yıllardır abartılıyor, çünkü bilmediğimiz şeyden korkarız. Bunun en bilinen örneği video oyunları. Araştırmalar, şiddet içeren oyunlarla gerçek hayattaki şiddet arasında ikna edici bir bağ bulmuyor. Hatta bazı bulgular, oyunların öfke için bir deşarj (outlet) işlevi görebileceğini düşündürüyor. Burada önemli olan oyunların kendisi değil, oyunun oynandığı sosyal bağlam. Sosyal olarak izole kişiler zaten daha yalnız zaman geçiriyor; dolayısıyla daha fazla oyun oynamaları şaşırtıcı değil. Dahası 11-16 yaş arası çocukların kendi yaş gruplarına göre dizayn edilmiş oyunları değil 21+ yaş için tasarlanan oyunları oynamaması, hangi oyunu ne kadar oynayabileceğinin aile tarafından çoktan belirlenmiş olması gerekir. 11 yaşındaki çocuğun 21+ yaş için tasarlanan oyuna erişebilmesi zaten etrafında davranışlarını tam olarak anlayan ve sistemli bir şekilde onu doğru yöne yönlendiren bir aile sisteminin olmadığını ortaya koyan bir bulgu. Yani oyun neden değil, daha çok bir belirti. Bu örnekte de çocuğa oyun yasaklattığınızda bu sefer uyuşturucu veya başka iptilalara yöneliyor; çözüm de değil zaten.
Aynı şey ruhsal hastalık için de geçerli. Tek başına ele alındığında, güçlü bir öngörü aracı değil. Çünkü toplumda zaten oldukça yaygın ve çoğu ruhsal hastalık profili planlı kitlesel şiddeti kolaylaştırmaktan çok zorlaştırıyor.
Peki o zaman sebep ne?
Kamuoyunda, haber kanallarında, tartışma programlarında insanların en anlamadıkları, en uzak oldukları şeyleri suçladığını görüyorum: bilgisayar oyunları, "sosyal mecralar" (ki bu lafı kullanan insanın konuyu anlamadığının boomer litmus testi gibi) vesaire bu işin görünür olduğu kısımlar. Süreç çocuklar buralara girmeden ve davranışları görünür olup birbirlerini etkilemeye başlamadan çok önce başlıyor. Bu alanların etkisi ikincil, hatta çoğunlukla üçüncül.
Uzmanı olmadığımız bir etkeni sanki ilk sebepmiş gibi suçlamadan önce, okul saldırganları üzerine yapılan araştırmaların neredeyse tamamının ciddi yöntem sorunları taşıdığını görmemiz lazım. Availability bias (erişilebilirlik ön yargısı/yanılsaması), insanların bir olayın olasılığını değerlendirirken, zihinlerine en kolay gelen, en yeni veya en çarpıcı bilgilere aşırı güvenme eğilimidir. Bu bir yanılsamadır.
Temel mesele şu; biz saldırganları inceliyoruz, ama saldırgan olmayanları çoğu zaman incelemiyoruz. Mesela okul saldırganlarının yüzde 60’ı zorbalık mağduruysa, bu ilk bakışta çarpıcı gelebilir. Ama bazı okullarda öğrencilerin yüzde 30 ila 40’ı zaten zorbalığa uğradığını söylüyorsa tek başına zorbalığın bir faktör olmadığını, ve başka eşdeğişkenler ile değerlendirilmesi gerektiğini düşünmemiz gerekir. Burada önemli olan ham oran değil, karşılaştırmalı orandır. Literatürün büyük kısmı da tam burada sınıfta kalıyor, çünkü elinde sağlam bir kontrol grubu yok. Aynı şey bilgisayar oyunları için geçerli; saldırganlar internet forumlarında, bilgisayar oyunlarında v.b. ama aynı oyunu oynayan veya discord'da vakit geçiren kimselerin ezici bir çoğunluğu ne şiddete yöneliyor ne de antisosyal davranış geliştiriyor.
Ekte ekran görüntüsünü koyduğum yeni tarihli bir sistematik literatür taraması, araştırmacıların incelemek istediği özelliklerin yaklaşık yüzde 75’i hakkında literatürde yeterli veri bulunmadığını ortaya koydu. Tamam, bazı ortak temalar tekrar tekrar karşımıza çıkıyor: sosyal izolasyon, travmatik deneyimler, depresyon, narsisizm, empati eksikliği. Ama eldeki bulgular, tek bir fail tipine değil, birbirinden farklı birçok örüntüye işaret ediyor.
Bu anlamaya çalıştığımız, analiz etmek istediğimiz meselenin kendisini değiştiriyor. Çünkü araştırma ne arıyorsa onu buluyor. Ergen erkekler arasında zaten yaygın olan her özellik: sosyal beceri zayıflığı, oyunlara düşkünlük, depresyon, öfke vs. ergen erkek saldırganlar örnekleminde de doğal olarak sık görünecek. Eğer "bilgisayar oyunlarının şiddete yönelime etkisi" araştırması yapıyorsanız ve bu araştırmayı 12-16 yaş grubu üzerine örneklemlendiriyorsanız bu demografinin bilgisayar oyunu oynamaması veya internet forumunda gezmemesi mümkün değil.
Asıl soru hep şu olmalı: Aynı derecede içine kapanık, uzun süre bilgisayar oyunu oynayan, depresif genç erkekler arasında kimseye ateş etmemiş, şiddete başvurmamış olanlarda bu özelliklerin görülme oranı ne. Çünkü örneklemin çoğunluğu bu demografide.
Dijital radikalleşme, bilgisayar oyunları, sosyal medya ve çevrimiçi faktörlerin aşırı ideolojiler, şiddet ve silahlı davranışlara etkisiyle ilgili uzun soluklu bir TÜBİTAK1001 projesini geçen sene bitirmiştik.
Son olaylar hepimizi üzdü; çok sayıda da uzman hocamız kendi alanlarından önemli bulguları burada paylaştı. Ben de üzerinde 8-9 yılı bulan orijinal veri toplayarak ve farklı ülkeleri karşılaştırarak tamamladığımız büyük ölçekli Tübitak projemizden bazı gözlemler paylaşmak isterim, tartışmaya biraz faydası olması açısından.
Bileceksin çocuğun ne oynuyor, ne izliyor, ne düşünüyor. Takip edeceksin. Sonra diğer suçluları konuşabiliriz. Toplum çürümüşlüğünü, şiddet p*rnosunu, online platfomları, oyunları.Zorba çocuk velisi olup rehberlikle işbirliği yapan, öğretmenle işbirliği yapan ebeveyn gördünüz mü?
Ben bambaşka düşünüyorum ekran ve oyun kullanımı hakkında. Ama sınırlar ve kontrol şart. Oyun güzeldir, oyun önemlidir. Yüksek lisans tezim okul oyun alanları ile ilgiliydi. Oyunun önemi büyük. Bu çağın çocuğundan misket oynamasını bekleyemeyiz.+++
Ama yaş sınırlarına uymalı, içerikleri anne baba tarafından kontrol edilmeli. Sağlıklı sınırlarda tek başına zararlı değil hiçbiri. Akran zorbalığı ile mücadele etmiş her bir veli bilir ki böyle çocukların geldiği noktanın en büyük sorumlusu ailesidir. +++