Sadece 1 dakika 9 saniye...
İsmailağa'nın tarikat ve tasavvuf anlayışını görmek için bu kadar süre yeter.
Şehit Bayram Hocamız, İsmailağa kürsüsünde, Mahmud Efendi Hazretlerimizin huzurunda konuşuyor.
Buyurun, dinleyelim.
Bugün din adına en büyük tehlike, dini keşif ve keramet pazarına çeviren bezirgân zihniyetidir. insanların imanını ve güvenini sömürmeye çalışan din hırsızı yankesicilerdir.
Sosyal mecralarda, televizyonlarda ve dergilerde boy gösteren din tüccarlarına karşı dikkatli olalım.
Keşif ve kerameti istismar ederek din üzerinden itibar ve nüfuz devşirmeye çalışanlardan; kendimizi de neslimizi de zinhar muhafaza edelim.
Din; keşif ve keramet üzerine değil, Kitap, Sünnet, İcmâ ve Kıyâs üzerine kaimdir.
Ahmed ibn Faris, icâzet kelimesinin kökenini son derece latif bir şekilde açıklar. Ona göre bu kelime, hayvanların ve ekinlerin hayat bulması için ihtiyaç duyduğu suyun, sahibinden izin alınarak kullanılmasını ifade eden "cevâzü'l-mâ" kökünden gelmektedir. [Suyûtî, Tedrîb]
Nasıl ki su, toprağa ve canlılara hayat veren bir nimet olarak sahibinin izniyle akıyorsa; kalplere ve akıllara hayat veren ulûm-i şer'iyye de hocaların izni ve tasdikiyle talebelere intikal eder. İşte bu sebeple hocanın talebesine ilmini rivayet etme yetkisi vermesine icâzet adı verilmiştir. Bu iştikak, ilmin de su gibi hayat veren bir emanet olduğunu zarif bir şekilde hatırlatmaktadır.
İsmailağa Tekâmül ve İhtisas Medresesi talebelerimizin aldıkları icazet hayırlı mübarek olsun. Rabbim yaşadıkları ömür boyunca aldıkları icazetin hakkını veren bir istikameti onlara da bizlere de nasip buyursun.
Tasavvufî gelenekte ekseriyetle, terk-i dünya eylemiş dahi olsa, veli kimsenin bir kısım tasarruflarla yaşayanlara tesiri makul ve meşrudur. Bu tasarruf; teklifi/şeriatı, teklifin zemini olan beşerî iradeyi ve dünya hayatının sebeb-i hikmeti olan imtihanı sâkıt hâle getirmeyecek surette muhtelif şekillerde ve farklı derecelerde tahakkuk edebilir. Tasarrufun sınırından bahsedilecekse eğer, o sınır teklif/şeriat, irade ve imtihan hakikatini ihlal etmeme sınırıdır. İşbu sınıra halel gelmediği müddetçe velinin -Allah’ın izniyle gerçekleştirdiği- tasarruflarından bahsetmek aklen mümkün, naklen de müdafaa edilebilir durumdadır.
Bu itibarla bir velinin mesela “milyon kişinin rüyasına girip onları hayra teşvik etmesi” bir tasarruf olarak muhal değilken; “tek bir kişinin bile iradesini iptal edip onun sevk ü idaresini topyekûn uhdesine alması” muhaldir.
Söz konusu nüansın doğru anlaşılması, velilerin tasarrufu konusunda herhangi bir yanlışa düşmemek veya herhangi bir istismarın mağduru olmamak için elzemdir. Fakat tasarruf konusunda gözetilecek hassasiyet yalnızca bu nüansla sınırlı değil. En az bu kadar önemli olan bir diğer husus da velinin tasarrufunu üzerinde hisseden kişinin mezkûr hissinin epistemolojik değeridir.
Bir velinin tasarrufunu kendi üzerinde hisseden kişi aslında -teknik anlamıyla- bir ilhama muhatap olmuş demektir. Eğer bu ilham avam mertebesinde bir kişinin kalbine gelmiş ise buna “ilham-ı avam” denilir ki, ne o kişi ne de bir başkası için bilgi ifade etmez; itikadî, amelî ve ahlâkî hiçbir bağlayıcılık da taşımaz.
Yok eğer terk-i dünya eylemiş bir velinin tasarrufu, elân yaşamakta olan bir velinin kalbine ilka olmuşsa buna da “ilham-ı evliya” denilir. Şayet velinin kalbinde bu ilhamın sıhhatine ve mânâsına dair bir yakîn oluşmuşsa, bu durumda ancak kendisi için bağlayıcılık ifade eder.
Bu itibarla şayet birisi, bir velinin tasarrufuna muhatap olduğuna kâni olsa dahi bunun umum için hiçbir bağlayıcılığından bahsedemez. Dolayısıyla, bir velinin tasarrufunu haber verdiği düşünülen ilhamlar, zuhuratlar ve keşifler, insanlara ilan edilmemesi ve o ilham istikametinde harekete davet edilmemesi gerekenler cümlesindendir.
Bu vesileyle, Ebubekir Hocamızın ortaya koyduğu yaklaşım, hakiki reddiyenin nasıl yapılması gerektiğine dair önemli bir örnek oldu. Rabbim kendisinden ebeden razı olsun. 🌹 @EbubekirSifil
Bu arada “fitne yapıyorsunuz, ümmet bölünüyor, böyle ulu orta reddiye olur mu, gizliden birbirinizi uyarın” gibi itirazlara binaen - Sahabe de birbiriyle ihtilaf etmiş, hatta maalesef karşı karşıya bile geldiği olmuş, buna rağmen Ehl-i sünnet alimleri, hakkın ortaya çıkması için
Tasavvuf adabı da hakikatin üzerini örtmeyi değil, hakkı hikmet ve güzel üslupla ortaya koymayı gerektirir. Kişileri değil fikirleri merkeze alan, delillerle konuşan ve hakikati hedefleyen bir reddiye anlayışı, ilmî geleneğin tabiî bir parçasıdır.
yapılan ilmî münazaraları ve delile dayalı tenkitleri meşru görmüşlerdir.
Asıl mesele gıybet veya karalama yapmadan, ilme ve usule dayanarak ilmi ölçüleri ortaya koymaktır. reddiyenin üslubu ve yöntemi; adalet, insaf, delil ve edep çerçevesinde hareket edilmesidir.
Bu video TARAFSIZ bir kulakla dinleyen ehli vicdan olan kimseye yeterli olur. 4 senedir konuşulan batıla 35:59 dakikada verilen cevap yeterli olmuştur.
Ebu Bekir Sifil hocanın duruşu üslubu herşeyi özetliyor aslında. Ayrıca ilim ortaya koymuştur. Kafasına göre çıkarımlar yapmadan tamamen ilim ve sağlam kıyaslar ortaya koymuştur.
Rabbim kendisinden razı olsun Rabbim ömrüne bereket versin.🤲
Sırf menfaati için batılın şemsiyesinde gölgelen hocalara da veyl olsun!
🔴 Milli Gazete yazarı Mustafa Kasadar:
Ali Haydar Efendi, büyük bir alim ve veliydi.
Mahmut Efendi, şeyhi hakkında hiçbir aşırılık ifadesi kullanmadı. Çünkü davetini şeyhinin üzerine değil kendi gayreti üzerine inşa etti.
Şuan onu putlaştırmak isteyenlerse Karun gibi yaşayıp Musa gibi görünmek isteyen istismarcılardır.
Allah'ın izniyle kabirden tasarruf vardır caizdir ve mümkündür Ancak bir veliye kabirden cemaat sevk ve idaresi, emir ve talimat verme yetkisi nispet etmek bambaşka bir iddiadır Mesele tasarrufu inkâr etmek değil tasarruf adı altında mürşitlik ve otorite anlayışını reddetmektir👇
🔴 Yazar Fatih Sultan Semiz:
Kabirden seni yöneten kişi sana Müslümanlara hakaret et, onları tekfir et, tehdit et, onların ırzlarını diline dola, onları Ehli Sünnetten aforoz et falan mı diyor?
Kabirden yönetirken “ahirette Mustafa Kemal’i gördüm durumu iyi, sen de dünyada onu öv, ideolojisi öv, ortadan kaldırmaya çalıştığı şeriatı tahrif et, tahrip et” falan mı diyor?
Mahmud Efendi Hazretleri (Kuddise Sirruhu), irşad hayatı boyunca müridlerini ve sevenlerini daima ilme teşvik etmiştir.
Zira cehaletin hakim olduğu yerde istismar, bid’at ve hurafeler üzerinden insanların aldatılması her daim mümkün olmuştur.
Bugün karşı karşıya kaldığımız bazı tablolar, Şeyh Efendi Hazretleri’nin ilmi yaygınlaştırarak hurafe, bid’at ve bâtıl inançların önüne geçme hususundaki gayretinin ne kadar isabetli olduğunu bir kez daha göstermektedir.
Rabbimize hamdolsun ki, İsmailağa Camiası olarak başımızda Şeyhimiz Ahmed Fikri Doğan Hazretleri (kuddise sirruhû) ve kıymetli hocalarımızla birlikte; medreselerimizde ve sohbet meclislerimizde Mahmud Efendi Hazretleri’nin ortaya koyduğu Ehl-i Sünnet menheci üzere yolumuza devam etmekteyiz.
🔴 Gazzeli gazeteci Duhâ Eyyûb es-Sayfî:
Ben, yaralara rağmen susmayan o sesim. Üç evladımı; Rital'i, Nur el-Hak'ı ve Usame'yi koparıp alan o katliamdan kurtulan biriyim.
Ölümden, yaralarla ağırlaşmış bir bedenle kurtuldum. Fakat her anı kırık bir ruhla yaşıyorum. Hafızamda ve vicdanımda çocuklarının izini süren bir anne olarak yaşıyorum.
Artık sadece bir gazeteci olarak değil, savaşın yıktığı bir anne, bir dava taşıyan bir insan ve Filistin acısının dünya vicdanında yaşaması için mücadele eden bir ses olarak yazıyorum.
Bize rakam muamelesi yapmayın. Bizler isimleriz, yüzleriz ve dehşetin gücüyle çalınmış hayalleriz.
Ben şehitlerin annesiyim, şehitlerin kızıyım, şehit kardeşlerin kız kardeşiyim. Ben yaralıyım. Tüm vicdanlar öldüğünde baki kalan o vicdanım.
Benden sabır istemeyin; zira ben zaten sabredenim, mükafatını Allah'tan bekleyenim, Rabbimin kaderine razı olanım.
Ebubekir ahmed bin ali el hatib el bağdadi’nin, Tarih-u Medineti’s-Selam’ında:
“İlim Allah teâlâdan Efendimiz’e sav sonra Ashabına, sonra tabiuna sonra Ebu Hanife’ye sonra da talebelerine intikal etti. Dileyen buna razı olsun, dileyen gücensin. Hakikat değişmez.