Kıymetli hocam vefat edeli 10 yıl olmuş, rahmet olsun. Gelin size hocayla ilgili bir hatıramı anlatayım.
2006 yılı, telefonum çaldı. Halil hoca bir etkinlik için İstanbul'a gelecek, 2 gün hocaya sen refakat edeceksin dediler. Heyecan yaptım. Hocanın asistanını aradım, ulaşım, konaklama işlerini halledeceğim. Direkt hocaya bağladılar telefonu. Hocaya ne zaman uçak biletinizi alayım diye sordum. Ben uçakla gelmeyeceğim, X firmasından otobüs bileti alırsın dedi. Ve son durak Kasımpaşa'da ineceğim dedi. Hocaya İstanbul'un en iyi otellerinin birinde rezervasyon yaptıracağımızı söyledim. Ben orada kalamam, Taksim'de daha düşük bir bütçeli X otelde oda istedi. Şaşırdım tabii ki ama hoca isteyince akan sular duruyor.
Telefonu kapattıktan sonra hemen oteli aradım, otel ısrarla yer yok diyor. Çok önemli bir misafiri ağırlayacağız bir kolaylık sağlayın diye yalvarıyorum. Otel görevlisi misafir kim dedi? Halil İnalcık deyince, beyefendi keşke önceden söyleseydiniz dedi. Hiç unutmam hemen 34 nolu odayı rezerve ettiler.
Hoca İstanbul'a geldi, Kasımpaşa'dan dediği yerden aldım hocayı. Otobüsten iner inmez, Umut beyciğim sizi yordum kusura bakmayın dedi. Ben utanarak estağfirullah dedim.
Umut bey bir isteğim olacak, tarihi yarımada güzergâhından gidebilir miyiz dedi. Elbette hocam dedim. Taksim'e kadar ağır ağır geldik, hocanın amacı yarımadayı görmek, bazı yerlerde yavaşlamamız için rica etti. Gördüğü her yapıyı, her taşı, her çeşmeyi şeceresiyle anlatıyor, ben hayranlıkla hocayı dinliyorum. Umut beyciğim lâyıkıyla muhafaza edemedik buraları dedi.
Otele vardık, hocayı odasına çıkardım. Ertesi sabah gelip hocayı aldım, planladığı görüşmeleri yaptı.
Yolda araçla devam ederken hoca bir anda durdu ve Umut bey arabalardan anlar mısınız diye sordu. Hocam hiç anlamam dedim. Hemen akabinde, ABD'de yaşayan bir torunu olduğu, o buraya gelme planları yapıyor ona bir araba alma planının olduğunu anlattı.
Akşam oldu, hocayı ödül alacağı mekâna götürdüm. Sanırım biraz yorgundu, Umut bey siz de benim yanımda oturur musunuz dedi. Masaya geçtik, hocanın yanına oturdum, bizim masa türbe gibi oldu. Tüm devlet erkânı, bürokratlar, akademisyenler hocanın elini öpmek için sıraya girdiler. Bakanlar, dönemin valisi Efgan Ala, TİKA Başkanı Hakan Fidan. Ödül töreni bitti, hoca çok yoruldum dedi. Hemen oteline bıraktım. Sabah erken gelebilir misin Umut bey dedi.
Ertesi gün sabah erkenden hocayı aldım, birkaç ziyaret daha gerçekleştirdi. Akşam otobüsü var, Ankara'ya geri dönecek, tekrar otele döndük ve hoca odasına çağırdı. Umut bey kabul ederseniz sizin için bazı kitaplarımı imzaladım, size takdim etmek isterim dedi. Hepsine Umut beyciğim diye hitap ederek yazmış, imzalamış. Gözlerim doldu, böylesine müstesna ve büyük bir tarihçinin bu kadar kibar, düşünceli ve mütevazı duruşu karşısında adeta nutkum tutuldu. Hocayı Kasımpaşa'ya otobüsüne götürürken, Umut bey beni çok iyi ağırladınız teşekkür ederim dedi. Ankara'ya gelirsem mutlaka kendisine uğramamı söyledi.
Hocam, sadece tarihçiliği ile değil nev-i şahsına münhasır kişiliği ile de fevkalade müstesna bir insandı.
Rahmet olsun..
#halilinalcik
Kader, Yarım Kalan Bir Hikayeyi Sevdi
2010 yılında İtalya'da doktora kabulü almıştım. Önümde açılan bu kapı, yıllarca emek verdiğim bir hayalin gerçek olma anıydı. Ama hayat, hiç hesapta olmayan bir sınav hazırlamıştı bana: kızımın ciddi bir hastalığı. O gün her şeyi bırakıp geri döndüm; kabul mektubunu, hayali, geleceğe dair tüm planları geride bırakarak. O an, İtalya benim için yarım kalmış, üzerine konuşmaya bile kıyamadığım bir hikayeye dönüştü.
Sonraki yıllar mücadeleyle geçti. Kızım adım adım iyileşti, büyüdü, güçlendi; liseyi bitirdi, sınavlara girdi ve başardı. Ben de içimde hep bir yerde taşıdığım o yarım kalmışlık hissiyle yaşamayı öğrendim. Ta ki 2024 yılına kadar; hiç ummadığım, hayal bile edemediğim bir şekilde Napoli Federico II'de araştırmacı olarak çalışmaya başladım. On dört yıl önce kurdugum hayal, bambaşka bir kapıdan, sessizce hayatıma geri döndü.
Ve dün, bu uzun hikayenin belki de en güzel cümlesi yazıldı: kızım İtalya'nın en önemli moda okullarından birine kabul aldı.
Bir zamanlar kızım için geride bıraktığım topraklar, bugün ikimizin yeniden filiz verdiği yer oldu. Demek ki bazı hikayeler yarım kalmıyor, sadece beklemeyi biliyormuş.
Bu süreçte bana çok destek olan İtalyan dostlarıma çok teşekkür ediyorum.
Bu dünyadan ilmiyle, edebiyle, vicdanıyla, cesaretiyle, merhametiyle ve ismi gibi Muhterem ve münevver bir hekim, bir subay, bir öğretmen geçti.
Rabbim merhametiyle muamele etsin,
Mekanın cennet olsun Muhterem amcam, kıymetli hocam.
#MuhteremErcan
Suhan Lalettayn’ın yönettiği, yapımcılığını Serdar Kökçeoğlu’nun yaptığı “Muslimgauze- Elektronik İntifada” belgeseline;
menajeri Geert-Jan Hobijn, müzisyen Ekin Fil ve ben Şule Demirtaş ses verdik.
İzleyeni bol olsun, onu herkes tanısın ♥️
https://t.co/eIuhtBPN0h
Today we concluded the 2nd General Meeting of the AGE-IT Partnership – “Ageing Well in an Ageing Society.”
It was a pleasure to join inspiring colleagues from all over Italy and beyond, discussing the progress and future directions of our shared mission.
As a member of Spoke 4, I’m proud to contribute to advancing research on the social, behavioral, and psychological dimensions of ageing — working toward a more inclusive, participatory, and resilient society for all generations.
AGE-IT continues to demonstrate how collaboration, science, and innovation can together shape the future of healthy and active ageing.
#AGEIT #Spoke4 #HealthyAgeing #ActiveAgeing #SocialInnovation #DigitalHealth #PNRR #Collaboration #Research
Siyasal İslamcılığın çürümüşlüğünü bir avuç, Allah korkusu olan Müslüman olarak faş edeceğiz.
Türkiye’nin önünde duran en büyük mesele, İslam’la değil, İslamcılığın kendi tarafına doğru sekülerleşmiş, çıkar odaklı versiyonuyla hesaplaşmaktır. Dindarlığın vicdanla, siyasetin yeniden hakikatle buluşmadığı bir yerde kurtuluş imanla gelmeyeceği gibi inkarla da gelemez.
Gerçek kurtuluş, ahlakın ve adaletin siyaseti yeniden terbiye etmesindedir.
Bugün siyasi rakibine bu Ali Cengiz oyunlarını layık görenler, yarın Allah’ın huzuruna çıktığında nötronlarından sıyrılmış atom gibi çırılçıplak kalacağını unuttu diye bizler de unutacak değiliz.
Bu ülkeye refah kendisini dindar sananların elleriyle gelmedi fakat; gerçekten dindar kalmaya çalışan iman sahipleriyle o unuttuğumuz hakikat herkesin yüzüne çarpılacak.
Sizler düşmanınızın sahteliklerini görüyorsunuz, bizler bağrımızdan çıkanların…
Bu aydınlanmanın farkını herkes bilmeyebilir, onu da anlatacağız. Trac Trac.
Dostlar aşağıdaki mutfak aletinin ismi KEVGİR. Güzel Türkçemizde bu alet üzerinden KEVGİRE DÖNMEK deyimi üretilmiştir. Yani delik deşik olmuş, neresinden tutsan elinde kalır anlamlarını muhteva eder.
KEVGİRE DÖNMÜŞ !
DELİK DEŞİK OLMUŞ !