Dokunulmazlıkların kaldırılması süreci, verdiğimiz hukuk mücadelesi ve yalan bilgilerle çarpıtılmak istenen gerçekler;
Son dönemde geçmişteki milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması süreci üzerinden yapılan haksız eleştiriler ve oluşturulmaya çalışılan algılar karşısında, gerçekleri ilk günkü netliğiyle halkımızla paylaşmak bir zorunluluk hâline gelmiştir.
Şu anda hiçbir dokunulmazlığı olmayan ve Erdoğan’ın açtığı birçok davada onlarca yıl hapis cezasıyla yargılanan, bir kısmından da ceza almış bir siyasetçi olarak tekrar söylüyorum; kürsü dokunulmazlığı dışında hiçbir dokunulmazlığı doğru bulmuyorum.
22. Dönem milletvekillerimizin ve aday adaylarımızın noter huzurunda, kendilerine tanınan dokunulmazlık ayrıcalığından faydalanmayacaklarını beyan etmeleri de bizim konuya bakışımızın göstergesidir.
2016 yılındaki dokunulmazlıkların kaldırılma sürecinde AKP, anayasa değişikliklerini referanduma götürerek yapmak istedi. Bu, ülkenin üzerine bir karabasan çöktürme niyetiydi. Bağrımıza taş bastık, risk aldık; bu karabasanı ve ülkenin tehlikeli bir biçimde kutuplaşmasını engelledik.
Sayısal çoğunluğumuz ancak buna imkân verdi. Dönemin milletvekili arkadaşlarımız her adımına şahittir.
Biz, iktidarın bu algı operasyonunu ve kurduğu siyasi tuzağı bozmak, bütün milletvekillerinin hiçbir suçtan korkusu olmadığını göstermek adına o dönem “Evet” dedik.
Bu karar, iddia edilenin aksine, siyasi bir günah veya teslimiyet değil; iktidarın elindeki en büyük propaganda silahını elinden alma hamlesiydi.
Üstelik o günkü anayasal ve yasal sürece göre, dokunulmazlığı kalkan bir siyasetçinin tutuksuz yargılanması, yargılama bittikten sonra eğer bir ceza kesinleşirse gereğinin yapılması gerekiyordu. Ancak iktidar, yargıyı sopa gibi kullanarak yasal süreci ve evrensel hukuk ilkelerini çiğnedi; milletvekillerini apar topar gözaltına alıp tutukladı.
Burada suçlanması gereken muhalefet değil, hukuku katleden Saray rejimidir.
Bu sürecin perde arkasını, hukuki boyutunu ve o günkü siyasi iklimi en iyi bilen kişilerden biri de Sayın Selahattin Demirtaş’tır. Biz, Sayın Demirtaş’ın ve tüm siyasi tutsakların haksız, hukuksuz bir şekilde cezaevinde tutulmasına karşı ilk günden beri en gür sesi çıkardık; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması ve Demirtaş’ın özgürlüğü için meydanlarda, Meclis kürsülerinde ve Adalet Yürüyüşü’nde her zaman en ön safta mücadele ettik.
Hal böyleyken, bugün gelinen noktada hem bu büyük hukuk mücadelesini görmezden gelen hem de el altından Erdoğan yönetimiyle pazarlık masasına oturan ve sözüm ona Sayın Demirtaş’ın yol arkadaşı olduğunu iddia eden bazı kişilerin tavırları tam bir tutarsızlıktır.
Biz geçmişte kurulan tuzakları bozarak hukuk zemininde kalırken, bugün Erdoğan’ın muhalefeti bölme oyunlarından biri olan dokunulmazlık meselesini yalan ve yanlış bilgilerle kamuoyunda işleyen siyasetçi ve gazeteciler, bilerek ya da farkında olmadan iktidara hizmet etmektedir.
Bizim ne halkımıza karşı bir günahımız ne de Adalet Yürüyüşü’müzden bir milim sapmamız vardır! Dün olduğu gibi bugün de ilkeli duruşumuzdan taviz vermeden; hem Saray rejimiyle hem de onunla iş birliği yaparak demokratik muhalefeti zayıflatmaya çalışanlarla mücadele etmeye kararlıyız.
Buradan bir kez daha ilan ediyorum:
Sayın Demirtaş’ın, Selçuk Kozağaçlı’nın, Can Atalay’ın, Gezi tutuklularının, haksız yere tutuklu bulunan bütün belediye başkanlarımızın ve bu milletin her bir üyesinin hakkını sonuna kadar arayacağımı bilmenizi isterim.
Bu ülkede tek bir adaletsizlik, tek bir mazlum kalmayana dek; herkes için adalet, herkes için hukuk demeye inatla ve kararlılıkla devam edeceğiz!
Oggi l’Italia ha ottenuto un grande successo: il Parlamento europeo ha approvato il nuovo Regolamento europeo sui rimpatri. Un provvedimento storico che consente di rimpatriare velocemente chi non ha titolo a stare nell’Unione europea.
1978-81 dönemi İran-Fransa ilişkileri incelense doktora tezi olur
-Şah'ın son başbakanı Bahtiyar'ın eşi Fransız, oğlu Fransız subayı
-Humeyni Ekim 1978'de Paris'e sürgüne gitti, Şubat 79'da Air France uçağıyla Paris'ten döndü
-Humeyni'nin danışmanı ve Devrim'in ilk cumhurbaşkanı Beni Sadr Paris Üniversitesi eğitimli, 1981'de görevden alınıp ülkeden kaçınca ölene kadar 30 yıl Paris'te yaşadı
-Devrim'in ilk başbakanı Mehdi Bâzergân Paris'te mühendislik okudu
-Devrim'e giden yolun ideologlarından Ali Şerîatî de Paris'te doktorasını bitirdi
Böyle o kadar fazla geçiş ve bağlantı var ki, hem Şah dönemi hem Devrim önderleri (ve muhalifler) arasında Fransa en önemli lojistik ve etkilenme sahası
Dolar kurundaki artış yüzde 38'in ne kadar altında kalırsa TL mevduat yapanlar, TL tahvil ve bono alanlar, TL para piyasası fonlarına para yatıranlar o kadar kazançlı çıkarlar. Buradaki risk kurun yüzde 38'den fazla artmasıdır:
https://t.co/h1hOpj7XnI
İran'la ateskes uzasa hiçbir şey çözülmüş olmayacak, çünkü asıl sorun ABD ile İran arasında değil
İsrail kaynaklı ciddi bir bölgesel kaos ihtimali her geçen gün tırmanıyor ve İsrail'i ABD bile dizginleyemeyebilir
Bir anlaşma çok zor, ateşkes bile zor, her an savaşa geçilebilir
Savaşla birlikte beklenenin tersine ihracat ivmelendi. Türkiye değişen küresel paradigmalar karşısında dayanıklı bir ülke. Bir de kendi bacağımıza sıkmayı bırakabilsek..
SEÇİM SONUÇLARINI İYİ OKUYUN
Sn @herkesicinCHP'liler,
Ben sizleri çok seviyorum.
Sizdenim.
Ancak sizi CHP'li geçinen sözde aydınlar ve yoldaş tv'ler çok yanıltıyor.
Kavgadan besleniyorlar.
Bakın Sn Özgür Özel Tokat, Reşadiye, Çevrecik seçimi için bizzat gitti, çalıştı.
Ancak daha önce CHP Çevrecik'te %90 oyunun yarısını kaybederek ancak 78 oyla kazanırken, AKP oyunu 5 kat arttırdı.
Özgür Bey Ürgüp Mustafapaşa'ya da gitti.
Beni seven CHP'ye oy versin, dedi.
Kendini ortaya koydu.
Ama Cumhur İttifakı kazandı.
Tokat Reşadiye Yolüstü'nde 1500 kişilik miting yaptı.
Yazık ki 2 oy aldı.
Bunlar iyiye alâmet değil.
Bu kavgayı siz bitirirsiniz.
Demokrasi esasen gelenekler rejimidir.
Eski Genel Başkanı'nı Atatürk'ün parti binasına ve demokrasinin mabedi TBMM'ne sokmayan bir siyasi zihniyete oy vermezler.
"Suç ve Ceza"nın bu baskısında ilk 300 sayfada tek bir yazım veya imla hatası var sadece. O da "ile" yerine "İle" yazılmış
Böyle özenli işlere çok büyük saygı duyuyorum. Yordam'ın Oblomov çevirisi de neredeyse hatasızdı
Okurun bu tür özenli işleri takdir edip desteklemesi şart
Bir gecede bakkal dükkanı kapatılır gibi kapatılan Bilgi Üniversitesi öğrencilerinin talebi👇
Sınav dönemindeyken, üstelik bir sürü mağduriyete yol açacak şekilde, böylesine rastgele bir uygulama kabul edilemez
Toplum bu tür keyfilikleri sineye çekerek yoluna devam edemez
Cumhuriyet Halk Partisi; kişisel ikbal arayışlarının mücadele alanı değildir.
Cumhuriyet Halk Partisi milletimizin egemenlik senedidir.
38. Olağan Kurultayımız ile ilgili mahkemenin vermiş olduğu karar; bir ayrışma vesilesi değil, asırlık çınarımızın altında kenetlenme fırsatı olmalıdır.
Gün; sevinç çığlıklarıyla birbirimizi kırma günü değildir.
Gün; kırgınlıkları bir kenara bırakıp ciddiyetiyle, sükûnetle ve kucaklaşarak ayağa kalkma günüdür.
Bu süreci “keşkelerle” değil, ciddiyetle, parti kültürümüzden aldığımız samimiyetle ve ortak akıl ile yönetmek zorundayız.
Şahsi ikballer değil, Türkiye’nin geleceği esastır. Bu kapsamda süreci; önceki dönem Genel Başkanlarımızla, Parti Meclisi üyelerimizle, milletvekillerimizle, il ve ilçe başkanlarımızla tam bir uyum ve iş birliği içinde yürüteceğiz.
Hiç kimse endişe etmesin, partimizi bu tartışmaların içinden çıkaracak ve iktidar yürüyüşünü devam ettireceğiz.
Herkesi sükûnete ve ortak akıla davet ediyorum.
Biz bir aradayız! 🇹🇷
Bu rektör yokken Türkiye'nin en yüksek puanla öğrenci alan bölümü olan Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği Bölümünün eski başkanı, ülkenin teknik bilgisi en yüksek bilgisayar hocası Prof. Dr. Tuna Tuğcu, savunma hakkı bile kullandırılmadan kamu görevinden çıkarıldı.
Kılıçdaroğlu, "namus, ahlak temiz siyaset" dedi taarruz başladı...
Troller, tetikçiler vs., CHP'nin düşmanlarına bile böylesine saldırmamışlardı!..
Oysa "gerçek CHP'liler" aynı soruyu soruyor;
"Yolsuzluk ve rüşvete bulaşanları değil de, Kılıçdaroğlu için 'ihraç edilsin' diyenler kime hizmet ediyor?.."
https://t.co/Rt3vWozSoC
Türkiye’de artık vatandaş denize girmiyor…
Denize alınıyor…
Bir zamanlar sahiller kamunundu…
Şimdi kapısında fedai gibi duran görevlilerin…
Bir şezlong koyuyorlar…
Bir halat çekiyorlar…
Bir çit dikiyorlar…
Sonra denizi satmaya kalkıyorlar…
Deniz ne zamandan beri tapulu mal oldu…?
Kıyılar bu ülkenin insanınındır…
Üç beş işletmecinin değil…
Ama bugün Bodrum’da olan yarın her yerde olacak…
Önce küçük bir alan çevrilir…
Sonra “müşterilere özel” denir…
Sonra giriş paralı olur…
Sonra vatandaş kendi ülkesinde denize bakıp geri döner…
Adına da turizm derler…
Bu turizm değil…
Kamusal alan işgalidir…
Daha kötüsü ne biliyor musunuz…?
İnsanlar artık buna alışıyor…
Çünkü Türkiye’de en tehlikeli şey hukuksuzluk değil…
Hukuksuzluğun normalleşmesi…
Belediyeyi ararsın ulaşamazsın…
Bakanlığı ararsın cevap yok…
İşletmeye sorarsın “kurallar böyle” der…
Hangi kural…?
Kimin kuralı…?
Kıyı Kanunu diye bir şey var…
Ama belli ki bazı yerlerde kanundan daha güçlü olan şey kasa…
Para vermezsen kum yok…
Para vermezsen gölge yok…
Para vermezsen deniz bile yok…
Böyle ülke olur mu…?
Yavaş yavaş halk plajları dışında her yer küçük derebeyliklere dönüyor…
Bugün sahile zincir çeken…
Yarın sokağa da fiyat biçer…
Hukukun olmadığı yerde önce fırsatçılar gelir…
Sonra küçük mafyatik düzenler kurulur…
Ve en acısı…
Vatandaş kendi memleketinde misafir muamelesi görür…
💥En kısa zamanda halkın yüzme hakkına tecavüz eden otel lokanta ve bilimum yerleri isim isim yayınlamaya çalışacağım
Bugünkü @ekopolitikTR yazım✍️
Oryantalistlerin ilk kuşağından ilginç bir ismi yazdım: Macar Yahudisi Goldziher
https://t.co/48ntCeocOo
Vambery'yle çatışmaları, Ezher yolculuğu, İslam'a yakınlığı, emperyalizm ve Siyonizm karşıtlığı
İlgi çekici ve ezber bozan bir figür
Her türlü oyuna karşı bu millet, %48,5 oy verdiği Sn @kilicdarogluk'na konuşma özgürlüğünü kullandı diye hakaretleri affetmez.
Hırsızlara, parti yapanlara bu kadar hakaret etmediler.
Bu azınlığın @herkesicinCHP'ye verdiği zararı gördüğünüzde çok üzülürüz.