Şimdiki
Sü’lale devrine ithafet...
Kızkardeşi duldu.
İkinci evliliğini 1935 yılında bir işadamıyla yaptı.
Damadın İstanbul'da fabrikası vardı, evlenir evlenmez müteahhitliğe başladı, dikkat çekici hızla zenginleşiyordu, aynı zamanda milletvekiliydi, İş Bankası yönetimine sızmaya çalışıyordu.
Cumhurbaşkanı'nın kulağına tatsız laflar geliyordu.
Yakın çevresinin kendi forsunu kullanarak menfaat sağlamaya çalışması, en sevmediği davranış biçimiydi.
Babasız büyüdükleri için kızkardeşini ömrü boyunca kanatları altında tutmuştu, en zor şartlarda bile maddi/manevi yanında olmuştu, daima korumuş kollamıştı ama, millete karşı hissettiği sorumluluk duygusu, ailesinin bile önündeydi.
Bir akşam sofradayken maliye bakanını hemen yanındaki sandalyeye oturttu, sohbet sırasında bir ara kulağına eğildi, “ne yapıp yap, bizim enişteye iltimas geçilmesine mani ol, benim namıma iş yaptığı zannedilir, kendisinin öyle niyeti olmasa bile öyle zannedilir” dedi.
Lisanı münasiple “defterini dür” demişti!
Çok geçmeden fabrika kapandı.
Eniştenin iflas ettiği duyuldu.
Bir daha asla Çankaya Köşkü'nün kapısından bile giremedi.
Milletvekilliği sona erdi.
Harç bitti yapı paydos, boşandılar.
Kardeşine bile torpil yapmazdı.
Kızkardeşini milletvekili yapabilirdi mesela, yapmadı.
Baba tarafından akrabaları vardı.
Amcasının çocukları İstanbul'da yaşıyordu.
Kuzenlerini çok severdi, onca işinin arasında asla ihmal etmez, hepsiyle yakından ilgilenirdi, herhangi bir ihtiyaçları olursa, kızkardeşi üzerinden haberdar olurdu, kendi cebinden yardımcı olurdu, nişanlarını yaptırdı, düğünlerini yaptırdı.
Hiçbirini milletvekili yapmadı!
Akrabaları da O'na yaraşır bir hayat sürdüler, ne devletten koltuk istediler, ne menfaat talep ettiler, ne de şöhret olmaya çalıştılar.
Son derece mütevazı, sıradan yurttaşlar olarak yaşadılar.
Dördüncü/beşinci kuşaklar da, bugün aynı böyle devam ediyorlar.
Manevi çocuklarını milletvekili yapmadı.
Hatta “siyasete girmeyeceksiniz” diye vasiyeti vardı.
Rahmetli olduktan sonra, tüm partilerden manevi çocuklarına teklif üstüne teklif götürüldü, CHP dahil, her defasında “hayır” cevabı aldılar.
Siyasete asla girmediler.
Manevi kızı evlendi, damat mühendisti, İzmit kağıt fabrikasında çalışıyordu.
Bir gün, kızının da bulunduğu ortamda, fabrikanın müdürüyle karşılaştılar, gayet açık şekilde tembih etti, “bunlar benim evlatlarımdır, lakin iş neyi icab ediyorsa, her zaman öyle davranınız, sakın benim evlatlarımdır diye düşünmeyiniz” dedi.
Ayrıcalık tanınmasına izin vermedi.
Her mühendis nasıl çalışıyorsa, damat da öyle çalıştı.
Bir akşamüstü, Çankaya Köşkü'nün penceresinden bakarken, manevi kızının otomobile binip gittiğini gördü. Yaverini çağırdı. “Derhal peşinden gidip buraya getirin” dedi. Getirdiler. Karşısına aldı… “Sen benim kızımsın ama, bu arabalar babanızın malı değildir, millete aittir, her aklına esen buradan araba alıp gidemez” diye azarladı.
Makamı mevkiyi boşver, millete ait otomobili bile çocuklarına vermedi.
Erkek kardeşi yoktu.
Ama, kardeşten öte arkadaşı vardı, Nuri.
Çocukluk arkadaşı, mahalle, okul, silah arkadaşıydı.
Annesi ve eşinden başka “Kemal” diye hitap edebilen tek kişiydi.
Can yoldaşıydı, sırdaşıydı.
Nuri'siz sofraya oturmazdı.
Sadece Nuri'nin nazını çekerdi.
Sadece Nuri'nin sesini yükseltme imtiyazı vardı, zaten davudiydi, gümbür gümbür bağırırdı, çok kafası bozulduğunda masaya yumruğunu vura vura konuşurdu.
Hareket ordusu, Trablusgarp, Çanakkale, Muş cephesi, Kurtuluş Savaşı… O nerede, Nuri oradaydı. Cephede göğsüne şarapnel parçası isabet ettiğinde bile hemen yanındaydı, kan lekesini görünce “vuruldun Kemal” diye telaşlanan bile Nuri'ydi.
Paşa olabilirdi.
Bakan olabilirdi.
Başbakan olabilirdi.
Tbmm başkanı olabilirdi.
İstemedi.
Teklif bile etmedi.
Arkadaş kalmayı tercih etti.
Arkadaşlığını asla suistimal etmedi.
İnsanız, eminim içinden istemiştir ama, alacağı cevabı biliyordu.
Herkesten fazla hakkı bile olsa, “laf olur, bize yakışmaz” diyeceğini biliyordu.
Atatürk kolay olunmuyor işte...
Ruhu şad olsun 🇹🇷
Sonradan gelen yarasa, kalaşnikofu seriye alır ve yerde gözleri açık ama öylesine umarsız ve tepkisiz yatan Neşe öğretmenin sağ göğsünün üstüne dayar, arsızca bakar narin bedenine ve tetiği çeker…
Beş mermi birden Neşe’nin sevgi dolu göğsünü parçalamaya yetmiştir. Neşe’nin hiç sesi çıkmamıştır Hakk’a yürürken. Neşe yoktur artık. Bir ışık daha sönmüştür.
Neşe’nin ölümü ile insanlık ölmüştür aslında. Köydeki köpekler bile, ağlar gibi uzun uzun ulumaktadır. Rüzgâr bile etkisini iyice artırmış, ıslık çalmakta ve sanki “zalimler” diye haykırmaktadır. Sadece köydeki insanlardan bir ses çıkmamıştır. Dedim ya onlar insandırlar(!) Esas hazin tablo da budur!
Yarasalar tatmin olmamıştır, “Diğer göğsünün de hakkını verelim” der gülerek sonradan gelen yarasa. Aynı işlemi cansız bedenin diğer göğsüne de tekrarlar. Ailesinin üzerine titreyip kıyamadığı Neşe’ye kıymışlar, elbiseleriyle beraber vücudunu da lime lime etmişlerdir.
***
Neşe, o gece zalimlerin hâkim gözüktüğü bu dünyaya veda etti. Can verdiğinde sadece 22 yaşındaydı. Yaşasaydı bugün 48 yaşında olacaktı.
Onun ölümü, insan hakları için mücadele ettiğini iddia eden hiçbir dernek tarafından kınanmadı. AB komiserleri, kimseye “Ne yapıyorsunuz?” demedi. Herhangi bir ABD yetkilisi açıklama yapmadı. Sokak köpekleri için kıyameti koparanların sesi çıkmadı. Azıcık nasırına basılsa bağıranlardan tek bir açıklama gelmedi. Aydınlardan “Bunu umursuyorum” diyen olmadı. Neşe öğretmen ve babasının arkasından on binler yürümedi. Sessiz sedasız memleketleri olan Şarköy’de toprağa verildiler.
Başka bir ülkede, bir öğretmen, bu şekilde gaddarca şehit edilse böyle mi olurdu acaba? Neşe’nin adı ülkemizin hangi caddesinde, okulunda veya park alanında yaşatılıyor?
İlçe Jandarma Komutanı, o zaman yüzbaşı rütbesinde bir devre arkadaşımdır. Duyar duymaz olay yerine hareket eder. Olay yerine ulaştığında gördüğü manzara dayanılacak gibi değildir. Bana olayı anlatırken; “Masadaki ekmek ve yoğurtla, piknik tüpünün üstündeki kızartılmamış bibere takıldım. Öylece duruyorlardı. Akşam yemeklerini bile yiyememişlerdi. İçim acıdı birader. Ben bile gözyaşlarıma hâkim olamadım. Bunca olay gördüm, bundan etkilendiğim kadar hiç birinden etkilenmedim” diyecekti.
Herkes bilsin ki, ellerinde Neşelerin, Mehmetlerin kanı bulunanların elini, kim, ne maksatla tutuyorsa tutsun. Ama bilsin ki eline, Neşelerin, Mehmetlerin kanı bulaşacaktır.
Bu kanı hiçbir şey temizleyemez…!
E. Kurmay Albay Mustafa Önsel
Yer: İzmir Gaziemir Nevvar Salih İşgören Devlet Hastanesi
Cerrahi serviste tedavi amaçlı girdiği hasta odasında hemşire hasta ve yakınları tarafından şiddete uğradı.
Durum hemşire deskine kadar devam etti.
Hemşireler teklemelendi, yerlerde sürüklendi.
Sağlıkta şiddet hız kesmeden devam ediyor, bakanı ve bakanlığı sessiz,
Sağlık meslek çalışanları sahipsiz bırakıldı.
Alışmayacağız!
Susmayacağız!
@drmemisoglu
#BeyazKod1111
Değerli Meslektaşlarım;
Hemşirelik dergisi çıktı.
Dergiyi alarak ya da sosyal medya hesaplarınızda paylaşarak bu kıymetli girişime destek olabilirsiniz.
Hemşireler olarak birbirimizi güçlendirmek için el birliğiyle daha iyi sayılara ulaşalım!
#HemşirelikDergisi#Hemşire
İlgili kanunlara gereği il temsilciliği yazımızı yazıp, kurumun evrak kaydından geçiriyoruz.
Evrak kayıttan geçen evrak resmiyete geçmiş oluyor.
Kanunlar, genelgeler ve yönetmelikler gereği sendika yöneticileri basına beyanat verebilir ve açıklama yapabilir.
Kahramanmaraş il sağlık müdürlüğü il temsilcimizi basına beyanat verdi diye tedbir amaçlı iki ay açığa alıyor ve il temsilcimizi tüzel kişiliğini dikkate almadan memur olarak açığa alıyor.
1-İl sağlık müdürü bir memur hakkında bir işlem yapacaksa önce memurun sıfatlarını bilmek zorundadır.
2-Anlaşılıyor ki, kurumunuza giren evraktan bi habersiniz.
3- ihtimaldir ki, Valilik makamını da yanlış bilgilendirme yaparak yanıltıyor ve il temsilcimizin açığa alınmasıyla ilgili onay alıyorsunuz.
4-il temsilcimizi açığa alarak 4688 sayılı yasaya, ilgili başbakanlık genelgelerine ve TCK 118 maddeye aykırı hareket ettiğini düşünerek tüm yasal süreçleri başlattık.
Temennimiz odur ki, yapılan yanlıştan bir an önce dönülsün.
Ve Cuma günü tüm sendikalarımızı davet ederek bir açıklama yapmayı planlıyoruz.
Bu gün adaleti katledenlerin, yarın katlettikleri asaleti arayacaklarından hiç bir şüphemiz yoktur.
#BirlikteGüçlüyüz #Adaletİstiyoruz @BirlikSaglikSen@birliksaglik35@birliksaglik351 @birliksaglik46 @ismailsaymaz@AbdullahGul79@drmemisoglu@csgbakanligi@saglikcihbr1@saglikbakanligi
#beyazkod1111
Kahramanmaraş’taki hastane baskını sonrası açıklama yaptı işinden oldu! Adaletsizlik bu kadar olur üstelik arkadaşımız sendika temsilcisi acilen göreve iadesini istiyoruz.
@drmemisoglu@saglikbakanligi@saglikbakanligi#BeyazKod1111 https://t.co/qdVeIR5v5K
İdare sorumluluk almıyor, üstelik kendi yetersizliklerinin de gündeme gelmemesi için hukuksuzca uzaklaştırma cezası veriyor. Sizin bu adaletiniz gün gelir sizi de tartar.
#Kahramanmaraş
sayın sağlık bakanım @drmemisoglu ve sayın İçişleri bakanım @AliYerlikaya
Yer : Kahramanmaraş
6 Şubat'ta asrın felaketini yaşayan, binlerce canımızı kaybettiğimiz yaralarımızı sarmak için bir olduğumuz yer.
5 Ekim gecesi daha sağlık çalışanı arkadaşlarımız yaşadığı deprem travmasını ve kaybettiklerinin açısını atlatamadan rehin alındılar. hemde Kahramanmaraş'ta merkez hastanede acillin içinde. hemde pompalı tüfekle. üstelik vatandaşlarımıza şifa olmak için canla başla çalışırken, canlarından oluyorlardı.
peki nasıl olurda bir kişi elini kolunu sallayarak pompalı tüfekle acilin ortasına kadar gelebiliyor? nasıl mı 6331 sayılı iş güvenliği yasasına göre oradaki sağlık çalışanlardan sorumlu olan başhekim ve @kmarasism il sağlık müdürü gerekli önlemleri ve denetlemeleri yapmadığı için. o gece ne x ray cihazı çalışıyordu ne de girişte güvenlik vardı.
olayı haber alır almaz @birliksaglik46 temsilcimiz hemen hastaneye gitti ve arkadaşlarımızın yanında oldu. durumu sendika temsilcisi sorumluluğu ile kamuoyu ile paylaşırken olayı yaşayan arkadaşlarımızın sesi oldu @szctelevizyonu da .
@BirlikSaglikSen olarak @dogruyol35 başkanımız eşliğinde il başkanlarımızla sağlık çalışanlarına destek için @Kahramanmaras ta olduk. ve sorumluluğu bulunanlar hakkında suç duyurusunda bulunduk.
sonuç mu ?
6331 sayılı kanunu hiçe sayanlar yine 4688 sayılı kanunu 2005 ve 2010 Başbakanlık genelgelerinin de açıkça yazan " sendika temsilcilerine yaptığı açıklamadan dolayı idari soruşturma açılamaz " demesine rağman kanunları ve genelgeleri hiçe sayarak kendilerini hukukun üstünde gördüler ve temsilcimize idari soruşturma açtılar. o da yetmedi resmen intikam hırsıyla @TCkahramanmaras valiliğimizi yanıltarak temsilcimizin sendikal görevini söylemeden devlet memuru sıfatı le açıklama yapmış gibi gösterilip 2 ay açığa alınması onayını aldılar.
biz her daim Mustafa'nın yanındayız. sendika avukatlarımzdan @AvMehmetSukru YILMAZ aracılığı ile gerek alınan bu hukuksuz kararın iptali gerekse TCK 118 den sendikal faaliyetlerin engelmesi suçundan davamızı açtık.
bu ülkenin hukuk devleti olduğunu ve bürokratlara o görevlerin halkın sağlığını ve canını koruması için verildiğini kendi hırslarına ve çıkarlarına alet etmelerine izin vermiyeceğimizi tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz...
@TCkahramanmaras@kmarasism@alper_ogretici@dogruyol35@baskkonfederas@BirlikSaglikSen
https://t.co/MYA2J8d09n
https://t.co/XzGLOYOCL4
olay gecesi çalışmayan x-ray cihazı ve güvenliğin olmadığı ve olay sonrası alınan önlemler..