Ülkemizin bağımsızlık mücadelesini sosyalizmle taçlandırmak için Mustafa Suphi ve arkadaşlarının önderliğinde yola çıkan Türkiye Komünist Partisi 106 yaşında.
Suphilerin, Nazımların, Denizlerin yolunda devrim ve sosyalizm mücadelesi sürüyor.
Katledilişinin 3. yılında Hürcan Bulur anmasındaydık.
Hürcan’ı hayattan koparan patron çocuğunun cezasızlıkla ödüllendirildiği bu düzen, bugün sokakları çetelere teslim eden düzendir.
Çetelere, patronlara ve onların düzenine karşı mücadeleyi büyüteceğiz.
Halk Figüran Olmayacak
Geride bıraktığımız haftanın önemli gelişmelerini değerlendirdiğimiz "Haftalık" yeni sayısıyla yayında:
AKP yoksullaştırdı, düzen siyaseti istismar etti
Butlan CHP’sinin İstanbul’da üye katılım toplantısı için cast ajanslarından figüran topladığının ortaya çıkması, Kemal Kılıçdaroğlu ekibinin beceriksizliğinin ötesinde düzen siyasetinin halka biçtiği rolü açığa çıkarmıştır. Yoksullaştırılan halk, izleyici rolüne itilmek istenmektedir.
İşsizler, atanmayan öğretmenler, emekliler ile birlikte farklı uyruklardan göçmenin bu tabloya eşlik etmesi; ülkemizin bir sığınmacı hapishanesine ve göçmenler için ucuz emek cehennemine çevrildiğini de bir kez daha yüzümüze çarpıyor.
Siyasal alan sermayenin, tarikatların, çetelerin, aşiret liderlerinin, dalkavukların ve butlancıların, özetle emekçi halk dışında herkesin oyun alanı haline getirilirken halka da yoksulluk ve figüran rolü dayatılıyor. Holdingler zenginleşirken, ülkemiz NATO’cuların elinde bölgesel planlarda pay kapmaya sürüklenirken, gericilik toplumsal alanı bütünüyle kuşatırken halktan olan biteni oturup izlemesi bekleniyor. Dahası, kendisine sunulan sefaleti kabullenmesi ve hatta muhtaç edildiği sefalet ücretlerinin de kendisini düzen siyasetine bağlayacak bir prangaya dönüşmesi umuluyor.
Halk bu denkleme sığdırılamıyor. AKP eliyle yürütülen karşı-devrimci dönüşüm, her kritik dönemeçte karşısında emekçi kitleleri buluyor. Buna karşın halkın AKP iktidarı karşısında arkasına dizildiği düzen aktörleri her fırsatta Erdoğan iktidarı ile uzlaşmanın ve denge kurmanın yolunu arıyor.
Düzen siyasetinin haini de döneği de satın alınmışı da bir gün ak dediğine öbür gün kara diyeni de bitmiyor. Bu durumun nedeni tek başına ilgili kişilerin ahlaki sorunları değil. Bu insan profilini öne çıkaran temel faktör, ufku kapitalizmin ötesine geçemeyen siyasi projelerin çevresine sadece rantçıları, fırsatçıları ve siyaset tüccarlarını toplaması.
CHP içerisinde butlancı çizginin ortaya çıkması ve merkeze taşınması, hukuki bir operasyonun ötesinde sınıfsal ve programatik kökenlere dayanmaktadır. Atama yoluyla ele geçirilen partinin yerine yenisini kurmak da aynı şeyi deneyip farklı bir sonuç ummanın ötesinde bir gelecek vadetmemektedir. Yeni Parti'nin kurucu kadrolarının önemli bölümü Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin girdiği gericilik, sermaye ve emperyalizmin ihtiyaçlarına hizalanma rotasını da desteklemiş isimlerdir. Hatta bir bölümü doğrudan doğruya bu rota tarafından öne çıkarılmıştır.
Çözüm, çürüyen ve çürüten düzene sırtını dönmekten geçmektedir. Halkın siyasi seçeneğini yaratılmalı, siyasetin halksızlaştırılması çabasına devrimci bir çıkışla yanıt verilmelidir.
Devlet Küçüldükçe Soygun Büyüyor
Geride bıraktığımız haftanın önemli gelişmelerini kısaca değerlendirdiğimiz "Haftalık" yeni sayısıyla yayında:
Hayırseverlik değil kamuculuk
Geçtiğimiz hafta Ahbap Derneği’ne yönelik başlatılan soruşturma kapsamında, aralarında Haluk Levent'in de bulunduğu 14 kişi tutuklandı. Soruşturma dosyasında deprem bağışlarının şahsi hesaplarda toplandığına, dernek çevresindeki isimler aracılığıyla yüz milyonlarca liranın bahis ve kumar oyunlarına aktarıldığına, belediye organizasyonları üzerinden sahte faturalarla kamu kaynaklarının eritildiğine dair iddialar yer alıyor. Elbette iddiaların hukuki akıbetini AKP yargısının siyasi hesapları belirleyecektir, ancak ortaya çıkan tablo tek başına bir "yozlaşmış hayırseverlik" hikayesi olarak okunamaz. Haluk Levent vakası, aynı zamanda küçültme adı altında çözülen devletin ve çökertilen kamusallığın bir resmidir.
Ahbap gibi yapıları büyüten şey halkın saflığı değil, aslında devletin yokluğudur. Karşı-devrimci AKP iktidarıyla tepe noktasına ulaşan neoliberal dönüşüm süreci, eğitimden sağlığa, afet yönetiminden sosyal güvenliğe kamusal hizmetleri adım adım tasfiye ettikçe, insanlar dayanışmayı ve güveni başka adreslerde aramaya başladı. Devletin bu çözülüşünden doğan boşluklara ise mafya-çeteler, tarikatlar, sermaye ve siyasi patronaj ilişkileri yerleşti. Bu tablo, yaratılmak istenen neoliberal toplum modeliyle de tam bir uyum içindeydi. O nedenle bugün, devasa para trafiğinin ve bağışların en büyük adresi olan tarikat ve cemaatlerin kılına dahi dokunulmuyor.
Meselenin bir diğer boyutu ise neoliberal dönüşümün yurttaşlık kavramını tasfiye etmiş olmasıdır. Kamusal alanın eşit yurttaşının yerini, tebaalaştırılmak istenen ve “hayırseverlerin” merhametine muhtaç bırakılan bireyler aldı. Toplumsal bağları çözülen, yalnızlaştırılan insanların topluluk olma özlemi ise bir sömürü alanına dönüştürüldü. Kimileri tarikatlarda, kimileri ise "iyilik hareketi" ambalajlı derneklerde bu özlemin karşılığını aradı. Halkın duygularının, dayanışma iradesinin ve deprem gecesi cebindeki son parayı gönderen umudunun şaibeli para trafiklerine konu edilmesi, bu çürümüş düzenin halkı nasıl bir bataklığa sürüklediğini bütün çıplaklığıyla göstermektedir.
Her ne kadar bu yönü unutturulmak istense de 10 yıl önce gerçekleşen 15 Temmuz Darbe Girişimi de karşı-devrimci dönüşümün ortağı olan ve bu süreçte açılan alanlarla kuvvet bulan Amerikancı bir tarikatın hamlesiydi. Bugün de kamuya ait birçok görev, cemaat ve tarikatlara ihale edilerek yurttaşlarımız istismar ediliyor. Bu yapılara akıtılan kamu kaynakları ise tartışma konusu bile edilmiyor.
Karşı-devrim iktidarının Haluk Levent soruşturmasını kendi kirli hesapları için kullanmaya çalışacağı, meseleyi birkaç ünlü ismin şahsi günahına indirgeyerek asıl sorumluluğu gizleyeceği açıktır. Oysa hesap sorulması gereken, kamuyu çökerten, Kızılay'ı ticarethaneye çeviren, afet yönetimini yandaş kayırmacılığına teslim eden düzenin ta kendisidir. Halkın dayanışma iradesi ne şahıslara ne derneklere ne de tarikatlara emanet edilebilir. Gerçek ve eşitlikçi tek güvence kamuculuktur; Eğitimi, sağlığı, afet yönetimini ve sosyal güvenliği yurttaşlık hakkı olarak örgütleyen bir kamusal düzendir. Bu düzeni kuracak olan da kerameti kendinden menkul kurtarıcılar değil, örgütlü halkın kendisidir.
Yangının sorumlusu AKP, sebebi sermaye düzenidir.
Bolu Grand Kartalkaya Otelde çıkan yangında 78 yurttaşımızın can vermesinin üzerinden bir yılı aşkın süre geçmesine rağmen davanın hâlâ açılmamasına karşı ailelerin yürüttüğü nöbetin basın açıklamasına katıldık.