Türkiye'de bir gazeteci tutuklamak işte bu kadar kolay. Üstelik Nato ile ilgili soru bile yok. Yıldız Tar'ın derhal serbest bırakılmasını talep ediyoruz.
Madencilerden haber alamıyoruz!
Ocakta kendini kilitleyen ve açlık grevindeki arkadaşlarımızla normalde kontrol merkezi üzerinden iletişim kuruluyordu. Ancak kontrol merkezi PATRON tarafından devre dışı bırakıldı.
Bu yüzden içerideki madencilerin sağlık durumuna dair haber alamıyoruz.
Arkadaşlarımızın başına gelecek her şeyden Kiremitçiler Grup sorumludur. Tüm kamuoyunu ocak önüne çağırıyoruz.
#KiremitçiyeHuzurYok
İBB davası kapsamında tutuklu olarak yargılanan Medya A.Ş. Genel Müdürü, 1998 Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunumuz Fatoş Pınar Türker'in ifadesinden öğrendiğimiz üzere, tutukluk döneminde kendisine yapılan baskılar; insan haklarının ve yasal hakların açık bir ihlalidir.
Yargılanan kişiyi sindirerek insanlık onurunu ayaklar altına alan bu müdahaleler, meşru olmadığı gibi beden dokunulmazlığına yönelik açık bir saldırıdır.
Değerli mezunumuz Fatoş Pınar Türker'e yönelik kabul edilemez tutum ve davranışları kınıyor, sürecin takipçisi olduğumuzu kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.
Çıplak arama insanlık suçudur.
Fatoş Pınar Türker’in bugün mahkemede anlattıkları soruşturulmayacak mı?
Hüküm giymemiş, hakkında somut hiçbir delil olmadan aylardır tutuklu yargılanan onlarca insanın tehdit edildiği, baskı altına alınmaya çalışıldığı yönündeki iddiaların üzerine gidilmeyecek mi?
SAVCI Medya AŞ Genel Müdürü #FatoşPınarTürker'i ÇOCUKLARI İLE TEHDİT ETMİŞ
Cezaevinde SEGBİS'le görüşmen var dediler. Ekran açıldı karşımda savcı var.
Savcı bana “Böyle ağlarsın işte"dedi.
“Niye konuşmadın sen?” “Vereceksin ifadeni, gideceksin” dedi.
Ben de dedim ki: “Savcı bey, ben yeniden ifade veririm. Vermemi istiyorsanız avukatıma bir danışayım.”
Çünkü karşımda savcı var.
Yok diyemem diye düşündüm.
Ben SEGBİS'in ne olduğunu bilmiyorum bile.
Dedim ki: “Tamam, avukatıma bir danışayım.”
Elini masaya vurdu
“Hâlâ avukat diyorsun bana” dedi. “Sen bu kafayla çocuklarının velayetini asla alamayacaksın” dedi.
“Sen bekârsın değil mi?” dedi.
“Evet.”
“Velayet de sende değil mi?”
“Evet.”
“Senin çocukların reşit değil değil mi” dedi.
“Artık sosyal hizmetler alır çocuklarını” dedi.
Şimdi anlamıyorum.
İnsan hiç tanımadığı birinden nasıl bu kadar nefret edebilir?
Beni tanımıyor ki.
Tanımadığım insanlar.
Nasıl olur?
Mesela annesi yok mu bu insanların?
Ben kimseye hakkımı helal etmiyorum.
Çok düşündüm bunu."
Bir kişi daha eksilmek istemiyoruz artık.
Bu düzenden nice yaşamlar alacaklıyız!
Zeynep Dicle Çalışır, Bornova’da kaldığı KYK yurdundaki odasında hayatını kaybetti. Ailesine ve yakınlarına başsağlığı diliyoruz.
Ne yurt ne bakanlık Zeynep’in durumuna dair açıklamada bulundu. Tek isteğimiz nitelikli koşullarda yaşamak, nitelikli barınma ve beslenme iken biz ise bize reva görülen şartlarda göz göre göre ölüyoruz, arkadaşlarımızı kaybediyoruz.
Son günlerde 3’ü KYK yurtlarında olmak üzere 4 sıra arkadaşımızı kaybettik.
Bu kayıplar birer rastlantı, birer mücbir olay değil. Bizi 4 duvar, 1 çatı diye içine balık istifi yaptığınız yurtlardan, mecbur bıraktığınız yoksulluğa kadar döndüğümüz her yerde geleceksizlikle yüzleşiyoruz.
Arkadaşlarımızın yaşayamadıkları hayatın hesabını kim verecek?
Bu tweete özel olarak destek olmanızı istiyorum. Çünkü minik kızı babasını çok özledi.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı, meslektaşım, dostum Mehmet Pehlivan tam 345 gündür hukuksuzca cezaevinde tutuklu!
AKP’liler hakkında aynı işlem uygulanmazken; Mehmet Pehlivan kendi ayağıyla gidip ifade vermesine rağmen tutuklanarak cezaevine konuldu.
Yeter artık!
Adalet istiyoruz!
SİYASAL HAYATA SİYASALLAŞMIŞ YARGI MÜDAHALESİ KABUL EDİLEMEZ.
Cumhuriyet Halk Partisi hakkında bugün verilen “mutlak butlan” kararı, Türkiye’de siyasi partilere ve demokratik siyasal yaşama yönelik son derece ağır ve tehlikeli bir darbedir. Hukukun, adaletin ve yargı kurumlarının siyasal alanı dizayn etmenin aracı haline getirilmesi; bir siyasi partinin kurultay iradesine mahkeme eliyle müdahale edilmesi, yalnızca bir siyasi partiye ilişkin hukuki bir tasarruf olarak değerlendirilemez. Bu durum, doğrudan demokratik anayasal düzene yönelen açık bir müdahaledir.
Anayasa’nın 67, 68 ve 79. maddeleri; seçme ve seçilme hakkını, çoğulcu demokratik siyasal yaşamı ve seçimlerin yönetim ve denetiminin münhasıran Yüksek Seçim Kurulu’nun yetkisinde olduğunu güvence altına almaktadır. Siyasi partilerin kongre ve kurultay süreçleri de seçim hukuku rejiminin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu nedenle seçim kurullarının gözetim ve denetiminden geçerek oluşmuş siyasal iradenin, sonradan “mutlak butlan” kavramı genişletilmek suretiyle hükümsüz sayılması; hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı gibi seçme ve seçilme hakkının özüne yönelik açık bir müdahale niteliği taşımaktadır.
Bir siyasi partinin kurultayının yok hükmünde sayılması; milyonlarca yurttaşın siyasal tercihinin, temsil iradesinin ve demokratik katılım hakkının tartışmalı hale getirilmesi anlamına gelir. Bu yönüyle verilen karar, yalnızca bir siyasi partinin iç meselesi değil; Türkiye’de çok partili siyasal yaşamın, hukuk güvenliği ilkesinin ve anayasal demokrasinin geleceği bakımından son derece ağır sonuçlar doğurma potansiyeli taşıyan bir gelişmedir.
Demokratik toplumlarda siyasal meşruiyetin temel kaynağı halk iradesidir. Yargının görevi siyasal alanı yeniden şekillendirmek değil; hukuku, temel hak ve özgürlükleri ve demokratik anayasal düzeni korumaktır. Aksi ülkemizde gerçekleşen gerek siyasi partilerin iç yönetim seçimleri ve gerekse Türkiye’de yapılmış tüm seçimlerin her zaman yıllar sonra yargının konusu yapılabilmesinin önünü açabilecek bir karar olduğu görülmektedir.
İstanbul Barosu olarak; hukukun üstünlüğünü, demokratik siyasal yaşamı, seçme ve seçilme hakkını ve anayasal düzeni savunmaya devam edeceğimizi; yargının siyasal alanı dizayn etme aracına dönüştürülmesine karşı hukuk çerçevesinde mücadelemizi sürdüreceğimizi ve sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla bildiririz.
https://t.co/Nz48rDhUTv
Karşı Devrim’e Direneceğiz!
Cumhuriyet Halk Partisi hakkında verilen mutlak butlan kararını tanımıyoruz. Parti Meclisimiz konuyu detaylıca değerlendirmek üzere bu akşam olağanüstü toplanacaktır.
Ben size iktidara gül bahçesinden geçerek gitmeyi vadetmiyorum.
Ben size acıya katlanmayı ama teslim olmamayı vadediyorum.
Ben size onur, haysiyet, cesaret ve mücadele vadediyorum!
Halk TV’den ayrıldım.
Aslında dün duyurduğum gibi yayında vedalaşmayı istiyordum.
Ama mümkün olmadı.
Yayına çıkamayacağımı tesadüfen öğrendiğim gibi, seyirciyle vedalaşma konusundaki ısrarım da karşılık bulmadı.
Ne yapalım, böyle oldu…
3 yıl boyunca bazen sabahın köründe, bazen gece yarılarına kadar sizinle Halk TV ekranında buluştuk. Stüdyodan, kurultay salonlarından, deprem bölgesinden, savaşın orta yerinden ya da cezaevi önlerinden size gerçeği anlatmaya, aktarmaya çalıştım. Yetemediğim, yetişemediğim kim varsa özür dilerim.
Bu 3 yılda Halk TV çatısı altında omuz omuza mücadele ettiğim dostlarıma, zor günde de mutlu günde de desteğini esirgemeyen benzersiz Halk TV izleyicisine sonsuz teşekkür.
Bu akşam ekrandan veda etmeyi en çok cezaevlerine sesimi ulaştırabilmek için istemiştim. Silivri’ye, Edirne’ye, Buca’ya, Kandıra’ya, Bakırköy’e, Metris’e mahsus selam. İmkanı olanın elden ele iletmesini rica ederim.
Teşekkür ederim, hoşça kalın.
Esra'mızın tutuklanmasından beri canla başla çalışan avukatlarımıza, mücadele bayrağını devralan köylülerimize, Türkiye'nin ve dünyanın her yerinde Esra'mızı yurdu belleyip mücadeleyi büyüten herkese minnettarız!
Mücadelemizin kazandı!
Esra'yı alıyoruz, Akbelen'i vermeyeceğiz!