Yorgunluk, insana sarılmaya ve gülümsemeye engelse kabul. Ama beş dakika sonra gelen misafire güleryüzle sarılabiliyorsan,değildir. İnsan bazen yapılana değil, kendisine yapılamayana bakar. . Üstelik bir de tek ise.Bazen kanıta değil, tekrar eden davranışlara bakılması yetiyor.
O kadar çok hakkı yenilmiş ki, sizin hakkınızı vermeyince kendi hakkını koruduğunu sanıyor.
Oysaki başından beri onun hakkını tek teslim eden siz ve sizin sayenizde tanıdıklarıyken..
Yerinden kaldırıp hayata kattığınız insanlar ortam içinde sürekli sizi aşağılayarak, dalga geçerek yanınızdaysa takılmayın yukardaki ilk cümleyi çevresi gibi yüzüne vurmadığınız için ortam içinde sizi yüceltmeye değer görmüyordur ve tüm cümlelerinde aşağı çekmeye çalışıyordur.
Gerçekler kimse kötü olsun diye değil kimin nolduğunu bilip ona göre davranın diye.
Dinlerken,inanırken ve severken..
“Ben ben” diyenlere her konuda öncelik verip yıpranmadan,sevmenin aptal yerine konmak olmasına izin vermeden, her şeyini gizleyenlere tüm kartlarımızı açmadan..
Kabalık yapınca sesi yüksek, uyarılınca hafızası zayıf. “Demedim” demek, söyleneni silmiyor.
Sözünün arkasında durmak karakterdir; söylediğini inkâr etmek alışkanlık.
Bazı insanlar kendi canı isteyince kendiliğinden yapar; ama senin aynı şeye ihtiyacın olduğunda,belki daha dün yapmadığı şeyi “neden söylemedin?” diyerek durumu atlatır. Bu bazen kombiyi 1 derece artırmak azaltmak bazen arabada istediğin şarkıyı açmak kadar küçük bir şeydir.
Başarılarını küçümseyip şansa bağlamaları, takdir etmekte zorlanmaları
sen mutlu bir şey anlattığında konuyu değiştirmeleri ya da soğuk kalmaları, iyi olduğundan bahsedilince suskunlaşmaları, her gün birbirlerine dedikleri basit cümleleri sana diyememeleri ortaya koyar içlerini
Teorik ve akademik deneyimime rağmen kendimi geliştirmek hâlâ iyi gelirken insanların kadro alma ihtimaliyle mesleklerini icra etmeleri ve daha kısa sürede kadro için işlerinin değil lafın peşinde koşmaları… Mesleğe ve insanlığa en büyük ayıptır.
Biz en yakınımızdakine en uzak, en uzağımızdakine en yakınız. Elini uzatana omuz verene hak ettiği değeri veremeyip,
‘ayıp olmasın’ diye başkalarına daha fazla koşuyoruz. Bize eşit olmayanlara eşitten fazlası olurken, gerçekten yanımızda olanla dengede kalmayı unutuyoruz.
Çok üstelememek gerek. İçten gelmeyeni kazandıramazsın. Birine hayatın anlamını, geçiciliğini,eğlenceli yanını, üstesinden kolaylıkla,uyum içinde nasıl gelinir, göstermek zorunda değilsin.Sende o yaştasın. Sen de bencil, çocukça ve zamanı elden kaçıracak kadar kör olabilirsin.
İnsan mutlu etmeyi öğretiyorsunuz, hep aynı insanları mutlu eden döngüde kalıyor.
Kötü ve kırıcı davranmanın anlamı yok diyorsunuz bu kez karşıdakinin her hareketini ödüllendirip aşırı taviz veriyor.
Ortası olmadığı için başına gelenler, anlayamıyor.
Dengesi var bu hayatın.