BDDK'dan tasarruf finansman sisteminde yeni düzenlemesi vatandaşın finansmana erişimini kolaylaştıran bir karar değil. Tamamen zorlaştıran bir adım. %40 sınırının %45’e çıkarılmasını anlayabilirim. Şirketlere belli bir hareket alanı sağlar. Likiditeyi artırır. Ama 150 günlük sürenin 180 güne çıkarılması, özellikle araca ya da konuta ihtiyacı olan vatandaş açısından ciddi bir geri gidiş.
Sistemde yine öncelik vatandaşın ihtiyacı değil piyasanın ve şirketlerin dengesi olmuş. “Millet borçlanmasın, talep azalsın, harcama yavaşlasın” anlayışıyla enflasyon düşürülmeye çalışılıyor gibi. Ama bunun yükü yine dar ve orta gelirli vatandaşın sırtına biniyor.
İnsanların mala, araca, konuta erişimi zaten zorlaşmışken bekleme süresini artırmak çözüm değil. Bu karar finansmana erişimi daha da zorlaştıran problemli bir tercihtir. %45 anlaşılır fakat 180 gün meselesi bana göre tam bir garabet. Saçmalık.
Acil servis müşaede odasında bile kedi geziyor. Hasta yakının kısıtla ve belirli şartlarla girdiği ortama hayvanlar daha özgürce girebiliyor. Ben bu başıboş köpek ve hayvan muhabbetinden sıkıldım. Bence ülke gündemini meşgul etme vazifesi görüyorlar. 6 yıl bu konuşulmaz! Ayıp!!!
Ne diyorum başından beri devlet kimin için harcıyor kimden vergi topluyor, doğru soru budur.
Sorun memurun sayısı, maaşı veya kamu açıkları değil şapşal.
Devlet koşullu yükümlülükler eliyle, ihaleler, vergi borçlarının silinmesi, teşvikler vs ile kapitalistler için para yaratırken, para arzını artırırken zenginden, kapitalistten değil, emekçinin gelirinden, tüketiminden aldığı vergi ile yarattığı paranın bir kısmını geri çekiyor.
Yani devlet, kapitalistin cebine para koyarken emekçinin, emeklinin cebinden para alıyor.
Dolayısıyla kaç defa yazdım sosyal devletin büyümesi, emekli, emekçi gelirlerinin artması için parasal zorluk yok. Devletin üretimi dönüştürücü, istihdam sağlayıcı yatırım yapması için de parasal zorluk yok.
Vergi bir bölüşüm değişkenidir. Devlet yarattığı parayı harcar vergi ile geri çeker. Sorun kimin cebine para koyduğu kimin cebinden parayı aldığıdır.
Bu yüzden vergi emekçinin gelirinden, halkın tüketiminden değil servetten, aşırı kârlardan, ranttan ve finansal kazançlardan alınmalıdır demiyor muyuz?
...
Bu tarz sorunları "Allah'ın dilsiz kulları" retoriği çözmüyor arkadaşlar. Gelin düşünelim.
Evet bu insan kaynaklı bir sorun. Bilinçsiz besleme, evcil hayvanların salınması vesair sebepler tabiatı mahvediyor. Domestik kedilerin avladığı kemirgenler ve küçük kuşlar, köpeklerin öldürdüğü karaca benzeri büyük otçullar, martıların avladığı küçük kuşlar ve kemirgenler de hayvan. Normal ölçeklerde sorun teşkil etmeyecek bu avlanma, bizim yüzümüzden çığrından çıkan hayvan popülasyonu nedeniyle soruna dönüşüyor. Şunları anlayalım:
-Biz şehirlerde yaşıyoruz ve hayvanlar tabii ki bizim yaşam alanlarımızda yaşayacaklar bunda tuhaf bir şey yok.
-Ancak nasıl ki biz şehir koşullarında yaşıyoruz bu canlılar da şehir koşullarına adapte oluyorlar. Normalde kayalıklara yuva yapan kuş çatıya yuva yapıyor, deniz kenarında balık avlamak yerine şehirlilerin döktüğü çöpleri yiyor.
-Şehir yaşamı "doğal" değil, bu nedenle belirli türlere popülasyon avantajı yaratıyor. Küçük ötücü kuşlar, kumrular, daha küçük martı cinsleri vesairler yuva yapmakta, yemek bulmakta ve saklanmakta zorlanırken, dev cüsseleri ile Gümüş Martılar her yerde çoğalıyor ve normal cüsselerinin üzerine çıkıyor.
Bu sorunu çözmek çok kolay. Yuva takibi yaparsın, kontrollü azaltırsın nüfusu düzelir. Ancak daha köklü bir sorunumuz var.
-Her şeyden önce anaokulundan itibaren insanlara çevre bilinci aşılamak lazım. Martı-Karga-Kedi-Köpekten başka hayvanların da
var olduğunu, bir dengenin var olduğunu göstermek lazım.
-Bilinçsiz besleme yasaklanmalı, hatta idari para cezaları verilmeli. Akşam yemediği makarnayı, kurumuş bulguru, sulu fasulyeyi yere döküp hayır işlediğini zanneden insanlara mani olunmalı. Yaban Domuzu gibi vahşi hayvanların beslenmemesi gerektiğini en azından insanlar öğrenmeli.
-Popülasyon kontrolünün başta doğa için gerekli olduğunu anlatmak ve öğretmek lazım. Bu hayvan düşmanlığı falan değil. Böyle vıcık vıcık duygusal tepkilerden uzaklaşmak lazım.
Evet, 2023 de program açıklanğından beri bunu söylüyorum. Programın kendisi sermaye birikim rejimidir diye. Enflasyon hedeflemesi işsizlik artırarak ücret baskısını kırmak ve ucuz işgücü yaratmak amacına yöneliktir. Milyoner sayısı artarken yoksulluk ve işsizlik de artmıştır. Bunlar açıklanan programın sonuçları değil tercihleridir...
@umuttgunerr Gelin duvağı al ve yeşil iki parçadır, biri budur, bir de başın arkasına bağlanan yeşil olanı vardır.
Erzurum türküsünde geçen "Mızıka çalındı, düğün mü sandın
Al yeşil sancağı gelin mi sandın" sözlerindeki sancak-gelin benzetmesi işte bu sebepledir.
Eserlerinden çokça istifade ettiğimiz Tavaslı Yayınları kurucusu Yazar ve Hattat Hafız Yusuf Tavaslı vefat etti. Cenazesi bugün ikindi namazını müteakip Eyüp Sultan Camii’nden kaldırılacak. Allah rahmet eylesin.
Dünya'da, ekonomide böyle bir durum yok. Büyük bir şirket zora düşmüşse finansal yeniden yapılandırmaya başvurmak gibi bir şey yok. Böyle bir kurum mu kuruldu?
Göcek'teki özel adasına helikopterle gelen, Türkiye'nin en pahalı AVM'sini inşaat sınırlarını inanılmaz esneterek son derece tuhaf biçimde inşa eden bir zihniyet kamu parası ile kurtulursa şöyle bir tuhaflık olacak: Özel adaya helikopteriyle giden, insanların pahalılıktan girmediği restoran ve mağazalara sahip bir zihniyet, emeklilerine çok az maaş ödeyen bir ülkede zor duruma düşmesin diye kurtarılmış olacak. Emekliye gitmesi gereken paralar zihniyetin yatının ve helikopterinin yakıt parası olacak. Bu size normal geliyor mu?
Vestel'in borçları olduğuna öncelikle kendisine bu borcu veren kurumlar ile masaya oturur, finansal yeniden yapılandırma konusunu, onlarla konuşur. Eğer bu haberlerden kasıt o ise, o haber veya gelişme böyle sunulmaz.
Bir başka gönderide Ziraat Bankası'na böyle bir başvuru geldiği konusunda tuhaf bir açıklama vardı. Bu yetersiz açıklamalardan anladığım kadarıyla Vestel'in ana kreditörü Ziraat Bankası veya Ziraat Bankası'ndan Vestel'in borçlarını ödemesi, üstlenmesi, bunun karşılığında Vestel'in Ziraat Bankası'na borçlanması kast ediliyor olabilir.
Ki bu durum kamu menfaatleri açısından son ederek sıkıntılı görünmekte. Milyarlarca USD kamu kaynağının, ana işi ithal televizyon panellerini montajlayarak üreten ve katma değeri buna bağlı çok düşük olan bir firmaya yatırılması çok zor. Vestel'in Dayanıklı tüketim kanadını son yıllarda çok başarılı ve karlı saymak çok zor. Enerji tarafının bu zayıf işleri dengelemesi ise bana göre kolay değil.
Vestel'in ödemesi gelen Eurobond'ları ödenemeyecek duruma gelmişse veya böyle bir risk varsa, Vestel bu tahvilleri çıkartan ve eline tutan kurumlar ile görüşüp bunlarda çeşitli vade uzatımı konusunda olanaklar yaratabilir. Bununla ilgili başka bankalarla da görüşebilir. Borçların bir kısmını sermayeye çevirebilir. Tahvil veya büyük kredileri elinde tutan sahiplerini hisse takasına razı edip, eldeki ve yakın gelecekteki nakit akışlarını verimliliğini artırmakta kullanabilir.
Tüm Dünya'da son 30 yılda teknoloji devrimi yaşandı. Bir dönem Dünya'daki TV, bir kısım beyaz eşya pazarına Türkler hakimdi. Maalesef kaynaklar panel üretimine, teknolojilere kaydırılmadı. Arçelik, Vestel, Profilo hızla inişteler. Teknolojiye yatırım yapacaklarına AVM, banka kurdular, kimisi Göcek'te helikopterli geldiği özel ada satın aldı.
Kamu kaynakları bana göre daha özenle kullanılmalı.
İnsan onuruna yaraşır ücret, çalışma ve iş koşulları tüm emekçilerin hakkıdır. Özel sektörde köle düzeninde çalışma koşulları ve düşük ücretler memur sayısının fazlalığından değil (ki zaten fazla da değil), emek örgütlülüğünün zayıf ve kamu desteğinden mahrum olmasındandır. Kamuda da ücretler düşük ve yoksulluk sınırının altındadır.
İşçi-Memur, Emekli-Çalışan arasında çatışma kapitalistlerin istedikleri bir durumdur ve bunun olması için etki ajanlarını kullanmakta ve çatışmayı yaratmaktadırlar.
Aksine tüm emekçiler daha adil ve eşit koşullarda insan onuruna yaraşır maaş ve ücretler için birlik olmalıdır.
@yakintarihcii@kerami_ozdemir Hadi ordan;)) cahil karaturk.
İttihatçılar senin, benim ve tüm Müslüman Türklerin ve dâhi tüm İslam alemini şerefini haysiyetini ve onurunu kurtardılar. Dövüşe dövüşe, vuruşa vuruşa cihat ettiler.
Hem biz Müslman Türklere hem de diğer Müslümanlara örnek oldular.
@lichazalin34@kerami_ozdemir I. Balkan savaşında iktidarda İttihatçılar değildi. Önce bunu öğrenenin Hakan efendi. Ulu Hakan'ının çok değerli komutanı Hain Toptani paşadır o tek kurşun atmadan selaniği Yunan gâvuruna teslim eden!..
Bunları da biliyor muydunuz? ;))
@kerami_ozdemir Çanakkale cephesi de cihan harbinin en iyi beslenen lojistik ağı olan kısmıdır. Hoşaf hikaye tabii.
15li fotoğrafları gibi uydurma bir hikaye.
@kerami_ozdemir İttihatçıların cihan harbinde herhangi bir hezimeti yoktur. Ulu Hakan'ın yıllarında çürümüş, gâvur ile dövüşmekten aciz hâle gelmiş Koskoca imparatorluğu yeniden savaşabilir hale getirdiler.
Funniest thing about the Central Europe heat wave fuss is that, all of a sudden, the Spanish siesta, closing stores mid-day, and dinner at 10 PM doesn’t sound so lazy Southerners.
We had 35 degrees for centuries before AC existed. Welcome to our life. You will get better at it.