İZMİR'DE 40 KIZ ÖĞRENCİ GÖZALTINDA
Bu sabah İzmir Merkezli 11 ilde ev baskınları yapıldı. 69 kadın, 12 erkek gözaltına alındı. Kadınların arasında 40 kız öğrenci bulunuyor. Öğrenciler tıp, mühendislik ve ilahiyat gibi bölümler okuyor.
MehmetParlak Yaşasın
‼️AMAN ALLAH'IM GÖZLERİME İNANAMADIM DURDUM DURDUM TEKRAR OKUDUM ‼️
‼️300 kez hastane, 25 kez yatış...
‼️Bu rakamlar bir insanın ciddi sağlık sorunları yaşadığını göstermeye yetmiyor mu⁉️
MehmetParlaka YaşamHakkı
Yeni Bir Sinema Teorisi.
OLAY-ANLAM-ZAMAN
Olay = dünyanın görünüşü
Anlam = dünyanın yorumu
Zaman = dünyanın yaşanışı
Olay sineması merakın, anlam sineması yorumun, zaman sineması tefekkürün evidir.
Olay-Anlam-Zaman yalnız sinema tasnifi değil, insan bilincinin ontolojik gelişim yasasıdır.
Bu haftaki teori yazım.
Bir dere düşünün. Eisenstein derenin akışını yönlendirmek ister. Bazin derenin doğal yatağını korumak ister. Tarkovski derenin sesini dinlemek ister.
Benim sorum başkadır: İnsan o derenin içinde yürürken neler hisseder? Nazarımın başlangıç noktası budur. Çünkü sinema yalnızca görüntülerin tarihi değildir. İnsan bilincinin zamanla karşılaşmasının tarihidir.
İnsan dünyayla üç şekilde karşılaşır:
-Olay
-Anlam
-Zaman
Sinema tarihi de, olaydan anlama ve anlamdan zamana doğru ilerleyen bir bilinç tarihidir. Ve sinema tarihi, olay, anlam ve zaman katmanları arasındaki ağırlık merkezlerinin değişiminin tarihidir.
Büyük filmler, bize dünyayı gösteren filmler değil; kendi faniliğimizi görünür kılan filmlerdir. Olaylar gelip geçer. Anlamlar değişir. Yorumlar çoğalır. Fakat zaman…
Zaman bütün teorilerin altından akan görünmez nehirdir. Benim merkezim budur.
Çocuk “sonra ne oldu?” diye sorar. Genç “bu ne demek istiyor?” diye sorar. Olgun insan ise daha sessiz bir soru sorar: “Bu hayat nasıl yaşandı?”
Olay-Anlam-Zaman üçlüsü insan bilinci, medeniyet, sanat ve edebiyat tarihi hatta bireysel olgunlaşmanın akışı cihetiyle de küçük bir perspektif arzeder.
Çocuk olaylarla yaşar. Sığ insanlar ve toplumlar da. Genç ve yetişkinler anlamlarla yaşar. Olgun ve tecrübeli insan ve toplumlar zamanla yaşamaya başlar.
Deleuze’ün böyle bir nazarı ve düşüncesi yoktur.
Deleuze için Zaman son duraktır. Bende Zaman son durak değildir. Merkez üssüdür. Deleuze şöyle der: Modern sinema zaman-imge üretir. Ben diyorum ki bütün sinema aslında zamanla uğraşır. Olay sineması da Anlam sineması da zamanın bir kullanımıdır.
Zaman sineması ise zamanın kendisini görünür kılar.
Bu çok farklı bir iddiadır.
Zaman Sinemasının şahikası Egzistans (Varoluş) sineması nedir?
Auteur yönetmenler ve sinema küreleri...
Nazariyemin özet detayları bu haftaki yazımdadır efendim.
İlgilenenlere arz ederim.
Beni seven sandığa gelsin!"
İmza: Botokslu Özgür.
Sonuç: Altı belediyeden beş tanesi akpye...
Tevil: Rejim güven tazeledi, özelin hiç bir halt beceremeyeceği netleşti, Rejim bu güven ile baskıyı daha da arttıracak özel ve trol ekibi üzerinde yani ekrem ve özelin işi bitti...
Kanunlar, seviştiği erkeğe göre cilve yapan metresler gibidir.
Her kucakta farklı gülüşler.
Her dokunuşta farklı sesler.
Hukuk, iktidarla flört etmeye başladığında; adalet geneleve döner.
Aynı eylem, birine ‘ifade özgürlüğü’, diğerine ‘terör’ olur.
İşte bizim hikayemiz...
Türklük
ve
Atatürkçülük
Anayasal kodlardan temizlenmediği sürece bu ülke adam olmaz.
Böyle faşizan anayasa Kürde hitap etmez.
Kürt kendini eşit hissetmez.
"Ne mutlu Türküm diyene" sloganı
asla devletçe himaye edilemez.
Esas ayrılıkçılık ve bölücülük budur.
Zulüm hiçbir ibadetle aklanmaz.
Zalim Tanrıyı kendi safında göstermeye çalışır.
Zulüm ve Faşizm çok kimlikli bir canavardır:
Bazen İslam kisvesiyle secdeye gider.
Bazen devlet olur kanunlarla masumları ezer.
Bazen "Ne mutlu Türküm diyene" diye bağırıp zulüm ve kıyıma biat eder.
Kürdler 100 yıldır eziliyor.
bana kimse Kanunlardan bahsetmesin.
Kanunlar iktidarların kölesidir.
Hukuk iktidarın metresi,
kanunlar da bu seksin gayrimeşru çocuklarıdır.
Anayasa ise hukuk ve iktidarın seviştiği yataktır,
her gelen iktidar çarşafı değiştirir.
Devletin ve kanunların hiçbir tanımına güvenmem.
Özellikle Terör tanımına.
Hukuk ve insan hakkı tanımayan;
Zulmü ve inkarcılığı kanunileştiren Devletler;
kanunlarla korunan dev silahlı terör örgütleridir.
Sol bir entellektüel olarak
kendi tanımlarımı kanunlardan üstün tutarım.
Başarı, ahlakla sınırlandırılmadığında her şeyi meşrulaştırır.
“Başardıysan doğrusun” cümlesi, modern çağın gizli şeriatıdır.
Sonuç, yöntemi affeder.
Başarı ve başarılı yöntemlerle dibe çöken toplumlar çağındayız.
Modern insan kendini ifade ediyor sanır;
aslında sürekli kendini güncelliyor.
Güncellenen benlik, kalıcı şahsiyet üretmez.
Modernizm insanı özgürleştirdiğini söyledi,
Postmodernizm ise tanımsızlaştırdı.
Geriye kalan insan;
özgür ama yönsüz,
tanımlı ama köksüz.
Son asırda Pitirim Sorokin haz merkezli medeniyetlerin çöktüğünü yazar;
modern dünya bunu yaşam tarzına çevirdi.
Haz artınca fedakarlık ayıp sayıldı.
Fedakarlık kaybolduğunda toplum çöker,
ama eğlenerek.
Le Play aileyi toplumun vicdanı saydı;
modernite onu bireysel tercih sözleşmesine çevirdi. Sözleşme bozulur, vicdan kırılır.
Aile dağıldığında özgürlük artmaz; yalnızlık profesyonelleşir.
Modern insan akşam eve dönmez,
yalnızlığına döner.
Devlet faşizmine zor da olsa çözüm bulunur da,
Toplum faşistse ne yapacaksın?
İktidarlar değişir,
ama faşizm ve linç kültürü kalır.
Türkiye’de faşizm günlük rutin hayat biçimi.
"Kürtçe resmi dil olursa ülke bölünür” diyen
faşistlerin iddiaları neden geçersizdir?
Almanya bölünmedi
İsviçre bölünmedi
Kanada,
Belçika,
Finlandiya bölünmedi
Hindistan bölünmedi...
Bölünenler; bir halkın kimliğini inkar edenlerdir.
Dil değil halkın kimliğini inkar parçalar.