Sezon finalindeki nikah sahnesini defalarca başa sarıp izledim. Herkesin duygusal bir kavuşma sanıp gözden kaçırdığı, mikro mimiklerle ve fiziksel eylemlerle örülmüş inanılmaz bir "psikolojik teslimiyet" ve güç devri var ortada.
Önce o meşhur ayağa basma anı... Cüzdan henüz ortada yok, etraftan "Bas bas!" sesleri yükseliyor. "Bizden geçti" diyerek duvar ören Esme'nin o an Adil'in ayağına basması, sadece bir adet değil; 20 yıllık yası bir anlığına delip geçen bir reflekstir. Esme o saniye, içindeki o zapt edilemez, hırçın karadeniz kızını özgür bırakıyor. O masaya ne kadar "isteyerek" oturduğunun en dilsiz itirafı bu.
Ve hemen ardından gelen o büyük kırılma: Nikah memurunun "Koçari'nin Reisine veriyorum" demesi. Adil'in o eril özgüvenle cüzdana uzanması ama memurun "Gerçek reisine..." diyerek cüzdanı Esme'ye uzatması. Adil'in havada kalan o eli, Karadeniz'in 20 yıllık kibrinin tuzla buz oluşudur.
Adil gibi öfkeden beslenen bir adam o eli geri çekerken itiraz etmiyor. Çünkü o an sadece cüzdanı değil, ailenin mutlak hakimiyetini de Esme'nin ayaklarına seriyor. Esme cüzdanı alırken, aslında 20 yıl kurban olduğu bir hikayede "oyunu kuran" kraliçe olarak taç giyiyor.
Sonra Adil'in o meşhur repliği geliyor: "Çok güzel kitap... Bir kadını çok uzun süre bekleyen adamın hikayesi." Adil bunu Esme'nin gözlerine bakarak değil, cüzdana bakarak söylüyor. Çünkü o "dağ ayısı" maskesini düşürmekten, göz teması kurarsa dağılmaktan korkuyor. 20 yıllık yükü o kırmızı cüzdana yansıtarak dışa vuruyor.
Ve sahnenin kapanış mührü: Cüzdan (yani güç) Esme'ye geçtikten sonra Adil’in onu alnından öpmesi. Dudak veya yanak değil; alın. alından öpmek "başımın tacısın" demektir. Adil, gücü eline alan "yeni reisine" boyun eğerken, 20 yıl düşman evinde kalan kadınına "Gözümde ilk günkü kadar dokunulmaz ve kutsalsın" diyor.
#TasacakBuDeniz
Bir yanda korkularına rağmen eylemleriyle hislerini ele veren Esme, diğer yanda 'Hâlâ boşamadım' diyerek onca yıllık sadakatini kelimelere döken Adil... Sahnenin psikolojik anatomisi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Aklın ve kalbin birbirine teslim olduğu o eşsiz an. 🕯️
Bu sahnenin analizini uzun zamandır yapmak istiyordum, bugüne nasipmiş. Çünkü bu sahnede artık bir kaçıştan çok, duyguların karşılıklı olarak kabul edildiği bir alt metin var.
Esme aslında evde Adil’e sarılmıyor, çekiniyor ve duygusunu bastırıyor. Ancak sonrasında aniden havaalanına gitme kararı alıp Adil’i yanağından öpüyor. Bu, aslında bir kırılma anıdır. Duygusal taşmanın artık kontrol edilemez bir noktaya geldiğini gösterir.
Fakat hemen ardından “bir şey sanma” diyerek yaptığı hareketin duygusal ağırlığını bir anda geri almaya çalışıyor.Esme her zaman hem yakınlaşmak isteyen hem de sonuçlarından korkan biri.Bu yüzden arkasını dönüp gitmeye kalkışıyor zaten.
Adil ise daha cesur."Ben bunu bir şey sanarım” derken aslında “ben sana karşı duygular hissediyorum” demiş oluyor. Esme fiziksel olarak duygusunu öpücükle ifade ederken, Adil bunu sözlerle ifade etmeye başlıyor.
Adil’in “hâlâ boşamadım” sözü de aslında duygusal bir açıklamadır. Burada söylemek istediği şey, “senden kopmadım, vazgeçmedim”dir. Esme bu sözlere tepki vermekten çok anlam arar, çünkü onun içinde de hâlâ bir bağ vardır.
“Tutundum ha bu nikaha” ifadesi ise “senden kopamadım” anlamına gelir. Bu, duygusal bağın devam ettiğini açıkça gösterir.
Esme’nin Adil’in boynuna sarılması ise “ben de senden kopamadım” demenin fiziksel karşılığıdır. Bu noktada aslında ikisi de birbirlerine duygusal olarak teslim olur.
Sonuç olarak bu sahnede iki taraf da aslında aşkını itiraf eder. Birisi fiziksel olarak diğeri sözlü olarak duygularının hâlâ karşılıklı ve güçlü olduğu ortaya koyarlar.Bu sahne sayesinde de aralarındaki fiziksel mesafe ve çekingenlik tamamen ortadan kalkar.
Bu sahne bir vedadan çok, duygusal bir birleşme sahnesidir. Sonrasında birbirlerine dokunmaya devam etmeleri ve arkalarını dönüp giderken bile bakışmaları, akıllarının ve duygularının hâlâ birbirinde kaldığını gösteriyor
Kısacası bu sahne; bir itiraf, ardından gelen duygusal çözülme ve sonunda birbirine teslim olma sahnesidir.#EsDil
Deniz : “ Ulaş’ın işine verdigi kiymet, her fikre açik olmasi ve hep arayışta olmasi beni çok rahatlatiyor.”
Ulaş : “ denizle oynamak beni güvende hissettiriyor sahnede içinde akan bir selale var ve çok sansliyiz ki bunu bizimle paylaşıyor “ 🤍🧿
Ruhu güzel özü güzel sözü güzel yüzü güzel sesi güzel gülüşü güzel gözleri güzel nezaketi güzel samimiyeti güzel duruluğu güzel enerjisi güzel duruşu güzel yürüyüşü güzel bakışı güzel kalbi güzel kendini oluşu güzel varlığı güzel
her haliyle…çok özel
TAŞACAK BU DENİZ — BİR DOĞUM GÜNÜ, YİRMİ YILLIK HASRET
İlk sezonda Esme'nin ağzından dökülen o cümleyi hepimiz duyduk.
"Türkülerimi kimse duymadı."
O replik boşa yazılmadı.
Bence 2. sezonda o türküler duyulacak. Ve bunu Eleni yapacak.
#TasacakBuDeniz
https://t.co/sqUzzrSJkF
TAŞACAK BU DENİZ — BİR DOĞUM GÜNÜ, YİRMİ YILLIK HASRET
İlk sezonda Esme'nin ağzından dökülen o cümleyi hepimiz duyduk.
"Türkülerimi kimse duymadı."
O replik boşa yazılmadı.
Bence 2. sezonda o türküler duyulacak. Ve bunu Eleni yapacak.
#TasacakBuDeniz
https://t.co/sqUzzrSJkF
VE O GECE
Akşam herkes eve toplanır. Sıradan bir akşam gibi. Sofra kurulur, çay demlenir, sesler birbirine karışır.
Sonra ışıklar söner.
Esme şaşırır. Ne oluyor diye etrafına bakar.
Ve türkü akmaya başlar.
Esme önce sadece dinler. Tanıdık bir şey var bu melodide ama tam koyamaz parmağını. Sonra ilk satır gelir...
"Gidelum yar gidelum başka ellere..."
Esme donar.
Bu sözler...
Bu sözleri sadece o bilir. O barınakta, o gecelerde, o gözyaşlarıyla yazmıştı. Kimse yoktu orada. Kimse görmemişti. Kimse duymamıştı.
"Viran oldum senden sonra..."
Adil'den koparıldıktan sonra ağlayarak yazdığı o sabah. Mürekkep lekesi bile silinmemişti sayfadan, gözyaşının izi gibiydi.
"Nasil sevmişum nasil bileceğun yok senun..."
Yirmi yıllık feryat. Yirmi yıllık sesi çıkmamış çığlık.
Esme'nin elleri titrer. Gözleri dolar. Sese değil kelimelere bakıyor, kelimelerin içindeki acıya bakıyor, o acının içinde kaybettiği yıllara bakıyor.
Adil'e döner.
Adil de donmuştur.
Çünkü o da tanıdı. Sözlerden tanıdı. O sözleri yıllarca içinde taşıdı. Her kelime onun için kutsal bir emanetti. Esme'den geriye kalan tek şeydi o sözler. Ve şimdi o sözler odayı dolduruyordu, duvarlardan yansıyordu, içine işliyordu.
"Gidelum yar gidelum..."
O otobüs. O gece. O yarım kalan kaçış.
Adil'in gözleri dolar. Dudakları titrer. Sesi çıkmaz.
İkisi de bilmiyordu bu sürprizi.
Eleni ikisinin ortasında durur sessizce. Babasına bakar, annesine bakar. İki insan, yirmi yıllık hasretin ortasında, kelimelerin içinde birbirini buluyor.
Eleni yavaşça annesine yaklaşır.
"Türkülerimi kimse duymadı demiştin anne..."
Esme cevap veremez.
"Ben duydum."
O gece Esme'nin yirmi yılı bir odada toplandı.
Adil'in yirmi mumu nihayet yandı.
Eleni annesine doğum günü hediyesi olarak hayatını, babasına ise yirmi yıllık hasretini iade etti.
#TasacakBuDeniz
TAŞACAK BU DENİZ — BİR DOĞUM GÜNÜ, YİRMİ YILLIK HASRET
İlk sezonda Esme'nin ağzından dökülen o cümleyi hepimiz duyduk.
"Türkülerimi kimse duymadı."
O replik boşa yazılmadı.
Bence 2. sezonda o türküler duyulacak. Ve bunu Eleni yapacak.
#TasacakBuDeniz
https://t.co/sqUzzrSJkF
O GÜN
Esme o sabah uyandığında aklı başka yerdedir.
Pencereye oturur, Karadeniz'e bakar. Dalgalar bugün sakindir, sanki bir şeyleri bekler gibi. Eleni koşturur, Adil işleriyle meşguldür. Hayat akar.
Esme o gün hiç fark etmez.
Kendi doğum gününü unutmuştur.
Yirmi yıl o günü hep yalnız geçirdi. Yirmi yıl o gün kimse kapısını çalmadı, kimse adını sevgiyle söylemedi. Ve insan bazen öyle bir yorgunluğa düşer ki kendini bile unutur. Esme de öyle bir yorgunluğun içindedir işte. Doğum günü gelmiş geçiyor, o farkında bile değil.
#TasacakBuDeniz