Yarın 30 Ağustos Zafer Bayramı… Bize bu toprakları ebedi vatan kılan en büyük zaferin yıl dönümü.
Bu kutlu zaferin ruhunu diri tutmak ve coşkusunu nesilden nesile taşımak adına merhum babam Prof. Dr. Haydar Baş’ın hafızalarımıza kazınan o tarihi çağrısını bir kez daha hatırlatmak istiyorum:
"Evlerinize bayrak asın; eğer siz asmazsanız, gelir başka milletler kendi bayrağını asar."
Bizler bu geceden itibaren balkonlarımızı, pencerelerimizi al bayrağımızla donatıyoruz.
Allah bu millete bir daha esaret günleri yaşatmasın; vatanımızı ve bayrağımızı ilelebet payidar kılsın. Zafer Bayramımız kutlu olsun!
Zafer Partisi Genel Başkanı Sn. Ümit Özdağ’ın davetiyle bu akşam Kutlu Parti Genel Başkanı Sn. Yusuf Halaçoğlu, Adalet Partisi Genel Başkanı Sn. Vecdet Öz ve Milli Yol Partisi Genel Başkanı Sn. Remzi Çayır ile bir araya geldik.
Ülke gündemini istişare ettik, Sn. Genel Başkanların tecrübelerinden istifade ettik. Hepsine teşekkür ediyorum.
Çöpü sahile, kuralı trafiğe, saygıyı sokağa atan o vurdumduymaz zihniyet; cehaletten değil, edepsizliktendir!!
Ortak yaşam alanlarını talan edip gamsızca yaşayanlar yüzünden çekilmez hale gelen bu hayatta, en ağır yükü yine edep sahibi insanlar çekiyor..
Anadolu’nun harcını Ehl-i Beyt sevgisiyle karan, kurt ile kuzuyu aynı sofrada kardeş kılan hünkar Hacı Bektaş-ı Veli’yi rahmet ve hürmetle anıyorum.
Merhum babam Prof. Dr. Haydar Baş’ın da ifade ettiği gibi; Alevi’siyle, Sünni’siyle, Caferi’siyle bu milletin özü ve birliğinin teminatı Ehl-i Beyt nefesidir.
Hacı Bektaş’ın düsturunu rehber edinerek ayrışmadan, bir ve beraber olarak bu topraklara sahip çıkmaya devam edeceğiz.
Başkanlık Divanı toplantımızda Genel Başkan Yardımcılarımızla siyasi gündemi, üye ve teşkilat çalışmalarımızı değerlendirdik, yeni dönem çalışmalarımızı planladık.
BTP rüzgarı bu yaz daha güçlü esecek.
Demokrasiye karşı yapılan her türlü hamlenin karşısındayız.
Siyaset mahkemelerde değil sokakta, sandıkta yapılır.
Milletin kararını beğenmeyenler, mahkeme kararlarından medet umuyorlar ama son kararı yine millet verecektir.
Partimiz 6 aydır, yarın seçim varmış gibi sahada. Üye sayılarımız her geçen gün artıyor ve teşkilatlarımız sürekli olarak daha da büyüyor.
Gelecek biziz, biz geleceğiz!
“Bir fabrikayı yönetemeyen insanlara devleti yönetmesi için yetki veriyoruz!”
Genel Başkanımız Hüseyin Baş özelleştirmelerle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu.
•23 yılda özelleştirmelerden elde edilen gelir 63 milyar dolar. Cumhuriyetin tüm kazanımlarını ayda 3 dolara sattılar.
•300 milyon metrekare toprak satıldı.
•İktidar değişse özelleştirmeler yine benzer politikalarla yönetilecek.
•Biz BTP olarak diyoruz ki “Neyi sattılarsa geri alacağız!”
@huseyinbas_BTP
TÜİK verilerine göre kişi başı milli gelir 18.000 dolara ulaştı. Bu, bugünün kuruyla her bir vatandaşımızın cebine ayda yaklaşık 67.000 TL girmesi demektir.
Şimdi bu matematiği dört kişilik bir haneye uyarlayalım:
• TÜİK’e göre: 4 kişilik bir ailenin evine her ay 268 bin TL girmeli.
• Gerçeğe göre: En yüksek maaşı alan devlet memuru karı-kocanın evine giren para bile bu rakamın yanına yaklaşamıyor.
• Emekliye göre: Devletin kendi rakamıyla "hakkın" dediği para 67.000 TL, ama emeklinin cebine koyduğu sadece 20.000 TL!
Peki, nerede bu aradaki fark?
Eğer 80 milyon insanın her birinden her ay on binlerce lira eksiliyorsa bu devasa para buharlaşmıyor; sadece el değiştiriyor. 86 milyonluk nüfusta, 80 milyona 200 bin lira verilse, kalan 6 milyon insanın yılda 130 milyar dolar gelir elde ettiği bir tablo ortaya çıkıyor.
Bu matematik bize şunu gösteriyor: Milli gelir birilerinin kasasına akarken halkın %90’ı bu sefalete mahkûm ediliyor.
Türkiye’deki asıl mesele adaletsiz gelir dağılımıdır.
Türkiye’deki asıl mesele pahalılık değil, vatandaşın satın alma gücünün elinden alınmasıdır.
Parti programımızın temel kaynağı olan Milli Ekonomi Modeli’nin en temel hedeflerinin başında ise gelir dağılımında adaleti sağlamak gelmektedir. Çünkü bir ülkede üretim ne kadar artarsa artsın, ortaya çıkan değer toplumun geneline hakkaniyetli şekilde yansımıyorsa gerçek bir refahtan söz edilemez.
Amaç; insanların sadece hayatta kalmaya çalıştığı değil, insanca yaşadığı, geleceğe güvenle bakabildiği bir Türkiye’yi mümkün kılmaktır. Gelirde adalet sağlandığında, bugün “pahalılık” olarak görülen pek çok sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Çünkü mesele fiyatlar değil, vatandaşın o fiyatlara karşı sahip olduğu alım gücüdür.
Milli Ekonomi Modeli tam da bu noktada devreye girer: milletin olanı millete veren, refahı tabana yayan ve ekonomik adaleti tesis eden bir anlayışla Türkiye’yi gerçek anlamda kalkındırmak.
Kahramanmaraş ve Şanlıurfa’da yaşanan elim hadiseler yalnızca birer asayiş sorunu değil uzun süredir göz ardı edilen derin bir toplumsal çözülmenin yansımasıdır.
Aile bağlarının zayıfladığı, gençlerin ekranlara hapsedildiği, üretimden ve anlam arayışından uzaklaştırıldığı bir ortamda; mesleksiz, amaçsız ve kimlik bunalımı yaşayan bir neslin ortaya çıkması kaçınılmaz hale gelmiştir. Bu tablo sistemsel bir ihmalin sonucudur.
Milli ve manevi değerleriyle bağı zayıflatılan, aidiyet duygusu törpülenen ve sistemin getirdiği şartlar altında yönsüzlüğe itilen gençlerimiz, sağlıklı bir gelecek inşa etmekte zorlanmaktadır. Bu bir ilerleme değil; aksine toplumsal hafızanın ve insan kaynağımızın aşınmasıdır.
Unutulmamalıdır ki hiçbir çocuk umutsuz, hiçbir genç değersiz doğmaz. Ancak onları hayata hazırlaması gereken eğitim, aile ve sosyal yapı zayıflatıldığında ortaya çıkan boşluk, telafisi güç sonuçlara yol açmaktadır.
Bu nedenle yapılması gereken meseleyi ideolojik tartışmalara hapsetmek değil, aksine aileyi güçlendiren, eğitimi nitelikli ve anlamlı kılan, gençlere hedef ve sorumluluk kazandıran bütüncül politikaları hayata geçirmektir.
Toplum olarak bu sessiz aşınmayı görmezden gelemeyiz. Her geçen gün bir gencimizi daha kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.
Artık bu gidişata dur demek zorundayız. Daha güçlü bir gelecek için kökleriyle barışık, değerleriyle donanmış ve üretken bireyler yetiştiren bir anlayışı yeniden inşa etmek mecburiyetindeyiz.
Soykırımcı, katliamcı, aşağılık bir insan olarak sen ne Türkiye’nin ne de cumhurbaşkanının adını bile anamazsın.
Kaybettikçe böyle zırlamaya devam edeceksin.
Ankara, Kilis, Bursa, Trabzon, Urfa, Giresun, Manisa, Kastamonu, Adana, Denizli, İstanbul, Mardin…
Bu hafta da BTP kadroları sahadaydı.
Bizler bir araya geldik, istişare ettik; ülkemizin gündemini, milletimizin geleceğini konuştuk.
Sokağa indik; esnafımızla, vatandaşımızla buluştuk. Dertleri dinledik, çözümlerimizi paylaştık.
Bir kez daha gördük, şahit olduk ki milletimizin derdi büyük…
Ama umudu da var, beklentisi de var.
Biz o umudun adresiyiz.
Çünkü bu milletin derdini de biliyoruz, çözümünü de.
Her şartta, her yerde, her zaman milletimizle bir ve beraber olmaya devam edeceğiz.
İstikbal biziz. Biz geleceğiz.
Bugün dünyanın gözü önünde Filistin’de sistematik bir katliam yaşanıyor. Katil İsrail Meclisi, işgal altındaki topraklarda vatanını savunan Filistinli esirler için 'idam yasasını' onayladı. Bu artık bir çatışma değil, bu bir savaş değil, bu açık bir soykırımdır!
İsrail yönetimi, onlarca yıldır sürdürdüğü işgali meşrulaştırmak adına hukuku bir infaz aracına dönüştürmüş, evrensel insan haklarını ayaklar altına almıştır. Ancak burada asıl üzerinde durulması gereken acı tablo şudur: Binlerce can feda edilirken, çocukların geleceği ellerinden alınırken ve bir milletin var olma hakkı yok sayılırken dünya bu vahşeti adeta bir film izler gibi seyretmektedir.
Daha da vahimi sözde Müslüman ülkelerin yöneticileri, bu zulmü sadece kınayarak, cılız bildiriler yayımlayarak sorumluluktan kaçabileceklerini sanmaktadır. Bilinmelidir ki katil rejimle ticareti kesmeyen, ekonomik ve siyasi yaptırımları masaya koyamayan her yönetim, atılan her kınama mesajıyla aslında kendi acziyetini ilan etmektedir.
Hiçbir güç vatanını savunan bir milletin yaşama iradesini elinden alamaz!
Hiçbir kirli siyaset veya stratejik hesap çocukların ölümünü meşrulaştıramaz!
Bu mesele artık sadece Filistin’in sınırları içinde kalmış bir toprak meselesi değildir.
Bu mesele 21. yüzyılda insan kalabilme sınavıdır.
NATO’nun 'Kağıttan Kaplan' olduğunu söyleyen Trump’a sormak lazım:
“Dünyada NATO kurulduğundan beri ABD’den başka savaş çıkaran devlet oldu mu?”
Vietnam’da, Kore’de, Irak’ta müttefiklerini peşinden sürükledin. Şimdi dünya uyandı, yanında kimse kalmadı!
Türkiye 30 yıldır terörle mücadele ederken hangi 'müttefik' yanımızdaydı? Bırakın yanımızda olmayı karşımızda durdunuz! Bu nasıl müttefiklik?
Mezhep kavgası, İslam dünyasının içine atılmış en büyük fitnedir.
Türkiye’de bu savaş üzerinden bir mezhepçilik hikayesi üretilmesini ahlak dışı buluyorum. Çünkü Müslümana mezhebi, mazluma dini sorulmaz. Bu bizim inancımıza da vicdanımıza da aykırıdır.
Bu oyuna gelmeyeceğiz.
Mezhep kavgasını körüklemek değil, bitirmek zorundayız.
Bu, hem devletin hem de milletin ortak sorumluluğudur.
İsrail cambaza bak oynuyor. ABD eliyle İran’ı meşgul ederken öte yandan Lübnan’ı işgale hazırlanıyor. Litani nehrinden itibaren Lübnan’ı bölerek güney Lübnan’ı işgal etmeyi hedefliyor. Bu durum apaçık uluslar arası hukuka aykırıdır ve bu vandallık bir an evvel durdurulmalı.