Avukat Cenk Yiğiter Deniz Göktaş'ı cezaevinde ziyaret etti.
Deniz Göktaş:
📍 "Keyfim çok yerinde, tahmin ettiğimden de iyiyim. Dünya Kupası'nı izliyorum. Burada en büyük problemim turnavanın az gollü geçmesi."
Deniz'in mektup adresi:
Hatip mah. Mimar Sinan cad.
Karatepe Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü
Yüksek Güvenlikli Cezaevi
D Blok No:31
Çorlu / Tekirdağ.
Kürdistan’da geniş toprağı olan bir ailenin çocuğuyum, ama kimliğim yok, dilim yok... İşte Kürt sorunu benim!" diyen Ahmet Türk aslında coğrafyanın en köklü çelişkisini tek cümlede özetliyorsun. Sahip olduğunuz o geniş topraklarda, sınırları göz alabildiğine uzanan belki 10-15 köy, o köylerde yaşayan, toprağı işleyen, acıyı ve umudu paylaşan binlerce insan var; ama o binlerin ne anadilinde bir resmiyeti var ne de varlıklarını özgürce var edebilecekleri bir kimlikleri. Toprağın ağası ya da zengini olmak bile insanı kendi ülkesinde, kendi dilinde bir maraba olmaktan kurtarmaya yetmiyor; çünkü yüzlerce dönüm arazinin, içinde nefes alan köylerin ve o köylerdeki binlerce canın ismi, cismi, kimliği egemen sistemin gözünde yok sayıldıkça, en büyük varlığın içinde en derin yoksulluğu ve Kürt sorununun yalın gerçeğini yaşıyorsun.
Kemal Tahir’in Kurt Kanunu romanı bundan 15 sene önce TRT’de diziye aktarılmıştı.
Burada öyle bir sahne var ki ben olsam bunu siyasal öğrencilerine ders diye okuturum.
Kemal Tahir istiklal mahkemelerinde yargılanan Emin bey üzerinden, intihar etmiş olan Kara Kemal bey’i öyle bir konuşturur ki hayran kalmamak elde değildir.
Sahne oldukça uzun dolayısı ile sadece bir kaç kişiye hitap ediyor olsa da yine de paylaşacağım.
Kara Kemal’in iktidar ve muhalefet tanımı o kadar zaman üstü ve her zaman geçerli ki söylenenlerim hepsinin bugüne bir karşılığı var…
12 dakika çok uzun ama izleyenler pişman olmayacak.
Ahmet Erhan, Oğul:
Anne ben geldim, üstüm başım
Uzak yolların tozlarıyla perişan
Çoktan paralandı ördüğün kazak
Üzerinde yeşil nakışlar olan
Anne ben geldim, yoruldum artık
Her yol ağzında kendime rastlamaktan
Hep acılı, sarhoş ve sarsak
Şiirler çırpıştıran bir adam
Kurumuş kuyunun suyu, incirin
sütü çoktan çekilmiş
Bir zamanlar dünya sandığım bahçeyi
Ayrık otları, dikenler bürümüş
Kapıdaki çıngırak kararmış nemden
Atnalı ve sarmısak duruyor ama
Oğlum, mektup yaz diyen
Sesin hala kulaklarımda
Anne ben geldim, ağdaki balık
Bardaktaki su kadar umarsızım
Dizlerin duruyor mu başımı koyacak?
Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın...
Başta Seda Selek ve Sorel Dağıstanlı olmak üzere Halk Tv'nin emekçilerinin kanal yönetimi ve patronla ilgili yaptıkları açıklamaları basın tarihimiz açısından çok önemli buluyorum.
Haksız yere işinden edilen gazeteci meslektaşlarımla dayanışma adına şu kadarını söyleyeyim:
Kanal patronu, kanalda çalışan tüm gazetecilerle eşit bir gazetecilik bilgisine sahip olduğunu ve para sahibi olduğu için hepsinden çok söz hakkına sahip olduğunu düşünmektedir.
Patronlar, sahibi oldukları kanallarla ilgili en büyük korkularını "kapıda grev davulu çaldırmam" diyerek sık sık dile getirmektedir.
Paranın tek belirleyici olduğunu düşünen tüm patronlara en yüce değerin emek oldugunu hatırlatmak isterim. Halk Tv patronu özelinde son bir not daha aktarayım.
Biliyorsunuz Halk Tv'de 4 yıl Ana Haber Bülteni sundum ve sonrasında işçi sınıfının partisinde TİP'te siyaset yapabilmek adına bu görevimi bıraktım. Giderken kanal patronu, ürkütücü özgüveniyle "madem siyaset yapmak istiyordun, bunu bana söylesen daha büyük bir partiden senin için adaylık ayarlardım. Senin ne zaman, nerede siyaset yapacağına ben karar veririm" diyebilmişti bana. Bu incitici sözler, Türkiye'de medya/siyaset/ticaret ekseninde hakim görüşü ortaya koymaktadır.
Siyasetteki gayemin sponsorum olmak isteyen bir sermayedarın sözcülüğünü değil ezilen halkımızın sözcülüğünü yapmak olduğu gayet açıktır.
Halk Tv patronunun ekranda TİP'e açıkça uyguladığı ambargo da kendi çarpık anlayışının ürünüdür.
Bu zihniyetin adı, kölelik düzenidir ve biz işçiler köle değiliz. Kaybedecek tek şeyimiz de zincirlerimizdir.
"Saray iktidarına karşı AYNI GEMİDEYİZ, bu sözlerin sırası mı?" demeyiniz.
Patronlar, bizim üzerimizden edindikleri servetle güvertede keyif sürerken bizler aşağıda kürek çekenleriz...
Bu düzeni örgütlü mücadelemizle değiştireceğiz.
Kadınlar ikiye ayrılır…
Mutlu olmak isteyenler ve iz bırakmak isteyenler. Sıradan kokular mutluluk verir, ama gerçek bir parfüm… Hafızalara kazınır !
Sadece güzel kokmak değil, girdiğiniz her ortamda fark edilmek ve iz bırakmak için doğru adrestesiniz.
06.05.2026 | ODTÜ
Arbededen dakikalar sonra hem bozkurt hem zafer işareti yapanlar Çav Bella'ya eşlik ediyor. Provokatör Kadın Hareketine inananlara kanıt olsun, kimse bayrak açtığı için saldırıya uğramadı. Tüm gece boyunca onlarca bayrak stadyumda dalgalandı.
Demokrat Parti iktidarının öğrenciler ve muhalefet üzerindeki baskılarının en yoğun olduğu günlerde Ankara’nın tam kalbinde bir eylem düzenleme kararı alındı. Düzenlenecek büyük eylem kulaktan kulağa bir parolayla duyuruldu: 555K; 5. ayın 5’inde, saat 5’te, Kızılay’da! Cemal Süreya’nın “Biz şimdi yan yana geliyor ve çoğalıyoruz/ Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını/ İşte o gün sizi Tanrılar bile kurtaramaz.” dizeleriyle andığı ve eylemi başlatanlar arasında yer aldığı 555K’da Adnan Menderes ile Celâl Bayar kendilerini bir anda eylemin tam ortasında bulacaktı! Bülent Ulus ve Hakan Güngör’ün kaleme aldığı “Parola 555K: Bir Başkaldırının Sıradışı Öyküsü”, Türkiye tarihinin ilk ve en önemli öğrenci eylemlerinden birini, eylemi hazırlayan koşulları, demokrasi tarihinin dönemeçlerini, hürriyet talebini ve mücadeleyi bir roman atmosferiyle anlatmaktadır.
https://t.co/QnNaRRhg9o