Gazze; sadece bombaların değil, soykırım, tuzak ve ihanet sarmalında büyüyen küresel bir kuşatmanın altında. Yürekleri yakan sorulara cevap arıyoruz: Gazze neden yalnız bırakıldı? #GazzeninVebali kimlerin üzerinde? "Aksa Tufanı"nın 3. yıl dönümünde kıymetli konuklarımızla Gazze'yi konuşuyoruz. https://t.co/RaE4LCfWY6
Allah’ın (cc) güzel isimlerini kaleme aldığımız El-Esmau'l Husna eserimizde, El-Latîf ismini seslendirdik.
Ey El-Latîf olan Allah’ım! Sen, sonsuz lütuf sahibisin. Lütfunu görmeyi ve hakkıyla şükrünü eda etmeyi ihsan eyle. Bizi, özel lütuflarına mazhar kıldığın kullarından eyle. Ey El-Latîf! Şüphesiz ki sen dilediğini özel lütfuna mazhar kılarsın.
📘El-Latîf | El-Esmau'l Husna - 26 | Sesli Kitap
🎥Dinlemek için: https://t.co/V7oPG98Gn0
Allah’ın (cc) güzel isimlerini kaleme aldığımız El-Esmau'l Husna eserimizde, El-Latîf ismini seslendirdik.
Ey El-Latîf olan Allah’ım! Sen, sonsuz lütuf sahibisin. Lütfunu görmeyi ve hakkıyla şükrünü eda etmeyi ihsan eyle. Bizi, özel lütuflarına mazhar kıldığın kullarından eyle. Ey El-Latîf! Şüphesiz ki sen dilediğini özel lütfuna mazhar kılarsın.
📘El-Latîf | El-Esmau'l Husna - 26 | Sesli Kitap
🎥Dinlemek için: https://t.co/V7oPG98Gn0
Rabbimiz, “Rabbinin hükmüne sabret” emrinin ardından sabah-akşam zikri, gece secdesini ve tesbihi emrediyor.
Bu ayetlerin sıralanışı, mümine sabırla birlikte sabrın dayanağını da öğretiyor. Davetin zorlukları karşısında kalbin nasıl güçleneceği İnsan Suresi’nin 7. dersinde ele alınıyor.
Dersi izlemek için: https://t.co/A7WW7XIB4r
Rabbimiz, “Rabbinin hükmüne sabret” emrinin ardından sabah-akşam zikri, gece secdesini ve tesbihi emrediyor.
Bu ayetlerin sıralanışı, mümine sabırla birlikte sabrın dayanağını da öğretiyor. Davetin zorlukları karşısında kalbin nasıl güçleneceği İnsan Suresi’nin 7. dersinde ele alınıyor.
Dersi izlemek için: https://t.co/A7WW7XIB4r
Bu yazımızda, Kur’ân’ın açıkça işaret ettiği toplumsal yasaların en önemlilerinden biri olan Nasr ve Temkin Sünnetini ele alacağız.
“Nasr”dan kastımız Allah’ın (cc), kullarına yardım ihsan etmesi; “temkin”den kastımız ise Allah’ın (cc), bu yardımla kullarını zafere taşıması ve onlara yeryüzünde temkin/iktidar bahşetmesidir. Başka bir ifadeyle nasr, davasına sarılıp bu uğurda sabreden kullarına Allah’ın bahşettiği İlahi bir desteği; temkin ise bu desteğin geçici bir üstünlükle sınırlı kalmayıp kalıcı bir izzete, istikrarlı bir güce ve yeryüzünde söz sahibi olmaya dönüşmesini ifade eder. Biz de bu sünnetin işleyişi ve sebepleri üzerinde duracağız.
Tevhid Dergisi 161. Sayısı Başyazı Seslendirmesi YouTube Kanalımızda: https://t.co/5x07YrD2Ea
Beşerî Sistemlerde Adalet Neden Sağlanamıyor?
“Biri 2 milyar para götürür, sadece bir özür diler ve bundan kurtulur. Biri kahvaltılık çalar; hapsedilir, fotoğrafları ifşa edilir, her tarafa rezil edilir.”
“Bir sistem adalet üzere kurulmuşsa o sistemin normali adalet, anormali zulümdür. Bir sistem zulüm üzere kurulmuşsa o sistemin normali zulüm, anormali adalettir.”
İslam tarihinde insanlar, küfür ameli işleyen toplulukların muayyen veya mutlak olarak küfre girip girmediğini defalarca ve farklı taifeler üzerinden tartıştı. Ancak tartışan her iki taife de şirk ve küfür amelini işleyenleri zemmetme, onları hakka davet etme ve onları şirkten sakındırma konusunda ittifak etti. Tarihin hiçbir döneminde şirk ameli işleyenleri bir kenara bırakıp, onları muayyen tekfir edenlerle uğraşmadılar.
Örneğin, zekattan imtina eden taifelerin yalancı peygamberlere ittiba edenler gibi mürtet mi yoksa fasık müslimler mi olduğu önce Ebubekir (ra) ve Ömer (ra) arasında, sonra İmam Şafii ve Ebu Ubeyd gibi imamlar indinde tartışıldı. Fakat kimse birbirini zemmetmekle uğraşmadı. Daha ziyade bu eylemin sapkınlık olduğu ve bu eylemi yapanların zemmedilmesi üzerinde ittifak ettiler.
İbni Teymiye (rh), seleften Cehmiye itikadı izhar edenleri mutlak ve muayyen tekfir edenleri aktardı. Kendisi mutlak tekfir görüşünü tercih etmesine rağmen muayyen tekfir edenleri aşırılıkla suçlamadı; tam aksine Cehmiye inancı ve bu inançtan neşet eden sapkınlıklarla mücadele etti.
Şirk veya haram dediğiniz bir ameli işleyenleri zemmedenlerle uğraşmak, her açıdan batıldır. İnancınızın gereği olarak bu ameli işleyenleri muayyen tekfir etmeseniz dahi; bu insanları hakka davet etmek, amellerinin sonuçlarıyla yüzleşmelerini sağlamak ve onları şirkten sakındırmak için tehdit naslarıyla konuşmak zorundasınız.
Siz bunu yapmadığınız gibi yapanlarla uğraşıyorsunuz. Anlaşamadığınız konularda kimin haklı kimin haksız olduğu elbet Allah indinde açığa çıkacaktır. Bir enerjiniz varsa bunu şirke açıkça şirk diyen ve şirk işleyenleri en açık ifadelerle uyaranlara değil; itikad, ahkam ve ahlak olarak ateşe sürüklenenleri tevhide davet etmeye harcayın.
Yıllarca "tekfir davete engeldir" dediniz. Geldiğimiz noktada ülkede davet denince akla sizin zulmen "tekfirci" dediğiniz adamlar geliyor. Bu tuhaf ve gerçekliği olmayan iddianızı bir kenara bırakın.
Davet açık, net ve sınırları belli olduğunda karşılık bulur. Herkesin karnından konuştuğu, çalının etrafından dolanıp laf anlattığı bu bunalım çağında insanlar, sözü müstakim kılan ve söylediklerinin bedelini ödemeye hazır insanların sözüyle batılın farkına varıp hidayet yoluna giriyorlar.
Diyelim ki haklısınız ve size göre aşırılıkla mücadele ediyorsunuz... Aşırı dedikleriniz kaç kişi, şirke yuvarlananlar kaç kişi?
Milyonlara karşı on binlerce insan...
Hadi bunu vicdanınıza sorun; milyonlarca insana bulaşmış bir tehlikeyi görmeyip binlere bulaşan bir tehlikeyle uğraşmak din hassasiyeti mi, yoksa başka bir şey mi?
İslam tarihinde insanlar, küfür ameli işleyen toplulukların muayyen veya mutlak olarak küfre girip girmediğini defalarca ve farklı taifeler üzerinden tartıştı. Ancak tartışan her iki taife de şirk ve küfür amelini işleyenleri zemmetme, onları hakka davet etme ve onları şirkten sakındırma konusunda ittifak etti. Tarihin hiçbir döneminde şirk ameli işleyenleri bir kenara bırakıp, onları muayyen tekfir edenlerle uğraşmadılar.
Örneğin, zekattan imtina eden taifelerin yalancı peygamberlere ittiba edenler gibi mürtet mi yoksa fasık müslimler mi olduğu önce Ebubekir (ra) ve Ömer (ra) arasında, sonra İmam Şafii ve Ebu Ubeyd gibi imamlar indinde tartışıldı. Fakat kimse birbirini zemmetmekle uğraşmad��. Daha ziyade bu eylemin sapkınlık olduğu ve bu eylemi yapanların zemmedilmesi üzerinde ittifak ettiler.
İbni Teymiye (rh), seleften Cehmiye itikadı izhar edenleri mutlak ve muayyen tekfir edenleri aktardı. Kendisi mutlak tekfir görüşünü tercih etmesine rağmen muayyen tekfir edenleri aşırılıkla suçlamadı; tam aksine Cehmiye inancı ve bu inançtan neşet eden sapkınlıklarla mücadele etti.
Şirk veya haram dediğiniz bir ameli işleyenleri zemmedenlerle uğraşmak, her açıdan batıldır. İnancınızın gereği olarak bu ameli işleyenleri muayyen tekfir etmeseniz dahi; bu insanları hakka davet etmek, amellerinin sonuçlarıyla yüzleşmelerini sağlamak ve onları şirkten sakındırmak için tehdit naslarıyla konuşmak zorundasınız.
Siz bunu yapmadığınız gibi yapanlarla uğraşıyorsunuz. Anlaşamadığınız konularda kimin haklı kimin haksız olduğu elbet Allah indinde açığa çıkacaktır. Bir enerjiniz varsa bunu şirke açıkça şirk diyen ve şirk işleyenleri en açık ifadelerle uyaranlara değil; itikad, ahkam ve ahlak olarak ateşe sürüklenenleri tevhide davet etmeye harcayın.
Yıllarca "tekfir davete engeldir" dediniz. Geldiğimiz noktada ülkede davet denince akla sizin zulmen "tekfirci" dediğiniz adamlar geliyor. Bu tuhaf ve gerçekliği olmayan iddianızı bir kenara bırakın.
Davet açık, net ve sınırları belli olduğunda karşılık bulur. Herkesin karnından konuştuğu, çalının etrafından dolanıp laf anlattığı bu bunalım çağında insanlar, sözü müstakim kılan ve söylediklerinin bedelini ödemeye hazır insanların sözüyle batılın farkına varıp hidayet yoluna giriyorlar.
Diyelim ki haklısınız ve size göre aşırılıkla mücadele ediyorsunuz... Aşırı dedikleriniz kaç kişi, şirke yuvarlananlar kaç kişi?
Milyonlara karşı on binlerce insan...
Hadi bunu vicdanınıza sorun; milyonlarca insana bulaşmış bir tehlikeyi görmeyip binlere bulaşan bir tehlikeyle uğraşmak din hassasiyeti mi, yoksa başka bir şey mi?
Beşerî Sistemlerde Adalet Neden Sağlanamıyor?
“Biri 2 milyar para götürür, sadece bir özür diler ve bundan kurtulur. Biri kahvaltılık çalar; hapsedilir, fotoğrafları ifşa edilir, her tarafa rezil edilir.”
“Bir sistem adalet üzere kurulmuşsa o sistemin normali adalet, anormali zulümdür. Bir sistem zulüm üzere kurulmuşsa o sistemin normali zulüm, anormali adalettir.”
Bu yazımızda, Kur’ân’ın açıkça işaret ettiği toplumsal yasaların en önemlilerinden biri olan Nasr ve Temkin Sünnetini ele alacağız.
“Nasr”dan kastımız Allah’ın (cc), kullarına yardım ihsan etmesi; “temkin”den kastımız ise Allah’ın (cc), bu yardımla kullarını zafere taşıması ve onlara yeryüzünde temkin/iktidar bahşetmesidir. Başka bir ifadeyle nasr, davasına sarılıp bu uğurda sabreden kullarına Allah’ın bahşettiği İlahi bir desteği; temkin ise bu desteğin geçici bir üstünlükle sınırlı kalmayıp kalıcı bir izzete, istikrarlı bir güce ve yeryüzünde söz sahibi olmaya dönüşmesini ifade eder. Biz de bu sünnetin işleyişi ve sebepleri üzerinde duracağız.
Tevhid Dergisi 161. Sayısı Başyazı Seslendirmesi YouTube Kanalımızda: https://t.co/5x07YrD2Ea
Bu yazımızda, Kur’ân’ın açıkça işaret ettiği toplumsal yasaların en önemlilerinden biri olan Nasr ve Temkin Sünnetini ele alacağız.
“Nasr”dan kastımız Allah’ın (cc), kullarına yardım ihsan etmesi; “temkin”den kastımız ise Allah’ın (cc), bu yardımla kullarını zafere taşıması ve onlara yeryüzünde temkin/iktidar bahşetmesidir. Başka bir ifadeyle nasr, davasına sarılıp bu uğurda sabreden kullarına Allah’ın bahşettiği İlahi bir desteği; temkin ise bu desteğin geçici bir üstünlükle sınırlı kalmayıp kalıcı bir izzete, istikrarlı bir güce ve yeryüzünde söz sahibi olmaya dönüşmesini ifade eder. Biz de bu sünnetin işleyişi ve sebepleri üzerinde duracağız.
Tevhid Dergisi 161. Sayısı Başyazı Seslendirmesi YouTube Kanalımızda: https://t.co/5x07YrD2Ea