Başörtüleriyle devletin, milletin hizmetinde bakan olarak görev yapabilmelerine övündüğümüz insanların adlarının, bu büyük fon dolandırıcılığının ilk ortaya çıkan isimleri arasında olmasından duyduğum mahcubiyete karşı ifade ettiğim rahatsızlığımı; söylemediğim sözleri söylemişim gibi yazarak, ardından bunları paylaşarak düzenlediğiniz ucuz iftira kampanyanızı görüyorum.
Anlaşılan o ki sizin adınıza mahcup olmak da bizim hissemize düşüyor.
Allah kerimdir.
Anahtar Parti; Türk milleti demektir.
Ayrım yapmadan 86 milyonun ailesi demektir.
Bu topraklara kalbiyle bağlı olan herkesin partisidir.
Varlığınızla övünün; varlığınız Türk milletinin övüncüdür.
Dövizi baskılayarak, faizi artırarak ekonomiyi düzeltemediniz.
İş dünyası zorlanıyor, şirketler konkordato sırasına giriyor.
Memleketin her göstergesi yönetim maharetine duyulan ihtiyacı gösteriyor.
Hükûmetin daha fazla milletvekiline daha fazla belediyeye değil; akla, ahlaka ve doğru yönetim iradesine ihtiyacı var.
Türkmeniz, Anadolu’ya hayvanlarımızla geldik.
Şimdi et ithal, hayvan ithal, çoban ithal…
Çiftçi canından bezmiş.
Bir tek ahır yerli: Adı da millî tarım!
Bir gün yaralı bir kuş, Hz. Süleyman’a gelerek bir dervişin kanadını kırdığını söyleyip şikayetçi olur.
Hz. Süleyman dervişi huzuruna çağırır ve sorar:
Neden bu kuşun kanadını kırdın?"
Derviş kendini savunur:
Sultanım, avlanırken bu kuşu gördüm. Yanına yaklaştım, kaçmadı. Bana teslim olacak sanıp üzerine atladım. Tam yakalayacakken kaçmaya çalıştı, o esnada kanadı kırıldı.
Hz. Süleyman bu kez kuşa döner ve sorar:
Bu adam haklı. O sana sinsice yaklaşmamış. Neden kaçmadın? Hakkını savunabilirdin.
Kuşun verdiği cevap hikayenin asıl ana fikrini oluşturur:
Efendim, ben onu derviş kıyafetinde gördüm. Derviş hırkası giymişti. 'Derviş olan bize zarar vermez' diye düşündüm, bu yüzden kaçmadım. Eğer normal bir avcı olsaydı hemen kaçardım.
Bu savunma üzerine Hz. Süleyman, dervişin de ceza olarak kolunun kırılmasına hükmeder.
Ancak yaralı kuş buna itiraz eder ve Hz. Süleyman’a şöyle der:
Efendim, onun kolunu kırmayın. Sadece üzerindeki derviş hırkasını çıkarın. Kolu zamanla iyileşir ve yine aynısını yapar. Ama hırkayı çıkarın ki, benim gibi başkaları da o kıyafete aldanıp zarar görmesin. Çünkü bazı insanları sonsuza kadar o hırkadan mahrum etmek gerekir.
Bir gencin en zor günü için dişinden tırnağından artırdığı son parası, bizim için çok kıymetli bir emanettir.
Bu emanet, omuzlarımızdaki mesuliyetin daimî hatırlatıcısı olacaktır.
Siyasetin ölçüsü partilerin kendini nasıl anlattığı değildir.
Asıl mesele milletin size ne söylediğidir.
Biz hesaplaşmaya değil; hesap vermeye gelen bir siyaset anlayışıyla yola çıktık.
Bu süreci 'devlet aklı' diyerek aklayamazsınız...
Bundan önceki devlet aklı Cumhurbaşkanı Hükûmet Sistemi idi.
Bu sistemde Türk devleti, Türk parası, hukuk, çocuklarımızın hayali kuvvetlenmedi.
Devlet aklı diyorsanız devlet büyümeli, millet rencide olmamalı...
Bu nasıl devlet aklıysa her şey zayıflıyor!
KÖPRÜLERİ MİLLET ALSIN!
Yıllarca milletin vergisiyle, milletin garantisiyle, milletin cebinden çıkan parayla köprüler, yollar yaptınız.
Geçenden para aldınız, geçmeyenin parasını da hazineden ödediniz.
Yani yükü millet çekti, borcu millet ödedi, garantiyi millet verdi.
Şimdi sıra köprüleri, yolları satmaya mı geldi?
İlla satacaksanız, milletin malını üç beş kişiye değil, milletin kendisine satın!
Hisselerini açın, millet alsın.
Bu memleketin insanı kendi köprüsüne, kendi yoluna, kendi servetine ortak olsun.
Milletin sırtından yapılanı, milletin elinden alıp birilerine vermenize müsaade etmeyeceğiz.
Borç milletin, dert milletin, köprü milletin…
Millet satın alsın; hak milletin!
#KöprüleriMilletAlsın
Gençlerimiz yurtlarını terk etmek zorunda kalmasın diye çalışıyoruz.
Gittikleri her ülkede Türkiye’yi gururla temsil etsinler.
Ama “Gidiyorum umutla, geleceğim kuvvetle” diyebilsinler istiyoruz…