‼️LAFIM ORTAYADIR…
📌Kirli Siyasetçileri, parti rozetlerine bakmaksızın lanetlemek, dışlamak, adam yerine koymamak her ahlak-vicdan sahibinin görevidir…
📌Ahlak ve vicdan sahibi siyasetçilerin aynı çatının altında mecburen birlikte olduğu bu kriminal tiplerden, ne kadar iğrendiğini biliyorum, aynı hisleri yaşadım…
📌Kirli siyasetçinin kirini; bürokrasiden iş adamına, karşı parti mensubundan yandaşına, çoluk çocuğuna bulaştırdığı bir vakadır…
📌Siyasi ahlak yasası çıkarılması bu hale bir merhem olur mu bilmem, lakin acilen çaresi aranması gereken bir organize kötülükle SİYASET KURUMU KARŞI KARŞIYADIR…
📌Siyaset kirlilikten arınmadan, TÜRKİYE kirlilikten arınamaz…
📌NE YAZIK Kİ, KÖTÜNÜN ÖRNEK ALINDIĞI BULAŞICI BİR SÜREÇTEYİZ…
‼️Yazık ki yazıkkk…
SİYASETİN DOĞUM SANCILARI!!!
Promosyon siyasetinin son evresine girdik, rasyonelleşme süreci; seçen seçilen ilişkisini tamir edecek, tercihleri akıl vicdan belirleyecektir!
Slogan siyaseti, promosyon siyasetinin bir aparatıdır, algı oluşturmak ve duyguları istismar amacı taşır!
ideolojileri amentü gibi kabul eden siyaset, en başta gelişmeye kapattığı ideolojiye ihanet ediyor, ideoloji donarsa müze olur, cansızlaşır!
Memlekette rejim değişirken, siyasi partilerin değişmemesi mümkün mü? Ancak Değişimi resmin değiştirilmesi gibi anlamak sığlıktır!
Millete karşılığı olmayanların, siyasetin hissedarı olduğu iddiası ile alan kazanma gayretlerininde sonuna yaklaşıyoruz!!!
KAÇINILMAZ SON, İKTİDARIN-MUHALEFETİN KAPISINA DAYANMIŞTIR, VESSELAM…
Hukuk vesayetiyle siyasetin tanzimi memleketin dinmeyen sızısıdır!!!
1946 seçimlerinden günümüze bu değişmez yazgı yakamıza yapışmıştır!!!
O kadar çok ki!!!
1960 darbesinden, 28 şubattan, 367 garebetine kadar!!!
Hiç kimse masum değildir!!!
Bu bugün olup biteni onayladığım anlamına gelmesin!!!
Bir tarihi hakikati hatırlatmak istedim…
Hukuk sopasının ızdırabını hem ailece, hemde şahsen siyasi hayatımızda yaşadık…
Umarım bu gerçeği özeleştiri boyutuna taşır ders alırız!?
Langır lunguru boş verin!!
Yakındır yeni yolun taşlarını döşenmesi…
“Ana muhalefet” zeminindeki tepişmeyi ciddiye almayın..
Meselenin çözümü bu tepişmenin olduğu zemin değildir…
iktidar ve “ana muhalefet”tahterevallisine bakıp karamsarlığa kapılmayın!!!
Yol açılacak, karamsarlık aşılacak, umut ışıldayacaktır…
Ahlak, liyakat, çözüm, barış, gerçeklik, heyecan hepimizi kuşatacaktır…
Kutsalları malzeme eden, kimlikleri siyaset aracı yapan kifayetsizlerin son tangosu…
Merak edenlere sözüm az sabır!!!
Sonbahar yeni bir baharın habercisi olacaktır…
Alayına(siyasetin) eyvallahı olmayan yeni bir sesin ve kadronun inşaa dönemindeyiz…
YETER ARTIK SÖZ MİLLETTEDİR…
(Şifreli konuşmuyorum, tedbirli olmaya çalışıyorum. Zira siyaset esnafının şeytanlığına fırsat vermek istemiyorum)
Hukuk vesayetiyle siyasetin tanzimi memleketin dinmeyen sızısıdır!!! 1946 seçimlerinden günümüze bu değişmez yazgı yakamıza yapışmıştır!!! O kadar çok ki!!! 1960 darbesinden, 28 şubattan, 367 garebetine kadar!!! Hiç kimse masum değildir!!! Bu bugün olup biteni onayladığım anlamına gelmesin!!! Bir tarihi hakikati hatırlatmak istedim… Hukuk sopasının ızdırabını hem ailece, hemde şahsen siyasi hayatımızda yaşadık… Umarım bu gerçeği özeleştiri boyutuna taşır ders alırız!?
SİYASET TÜM KURUMLARIYLA; TEZGAHINDA, MİLLETTİN HAYRINA BİR ŞEY DOKUMUYOR DOKUYAMIYOR‼️
GİTTİKÇE İTİBAR KAYBEDEN, SİYASET, SİYASETÇİ SARMALINDAYIZ‼️
FERDİ GAYRETLER DERDE DERMAN OLMUYOR…
Bu böyle gitmez, GİTMEYECEK‼️‼️
Kemal Tahir’in Cumhuriyet dönemindeki olayları anlatan ünlü romanı Kurt Kanunu’nu yeniden karıştırırken gözüme o cümle takıldı:
“Kurdun öfkelendiğini anlarsın. Demek ki insana yakınlığı var. Yılanın öfkesi anlaşılmaz.”
Hukuk vesayetiyle siyasetin tanzimi memleketin dinmeyen sızısıdır!!!
1946 seçimlerinden günümüze bu değişmez yazgı yakamıza yapışmıştır!!!
O kadar çok ki!!!
1960 darbesinden, 28 şubattan, 367 garebetine kadar!!!
Hiç kimse masum değildir!!!
Bu bugün olup biteni onayladığım anlamına gelmesin!!!
Bir tarihi hakikati hatırlatmak istedim…
Hukuk sopasının ızdırabını hem ailece, hemde şahsen siyasi hayatımızda yaşadık…
Umarım bu gerçeği özeleştiri boyutuna taşır ders alırız!?
KERVANA KARIŞAN ADAM (!)
"Kervana karışan adam bir tiptir ki, onun ruhunda şahsiyetsizlik imansızlık ve menfaat kaygusu, üç ayrılmaz yoldaş gibi birbiriyle kaynaşmışlardır. Fakat bu birbiri içine geçmiş ruh sefaleti görünüşte, yani kervana karışan adamın dilinde ve edasında tam tersine imanın, veya vatan yolunda delidivane oluşun gürültülü bir tecellisi şeklinde görünebilir.
Bu adamın kaypaklığı ve kervana karışması basittir ve tehlikesizdir. Çünkü o açık bir kaypaktır, markalı ve vesikalı (belgeli) bir kervana karışandır. Fakat fikirlerine, hamlelerine inanmadığı insanların kervanına karışıp onlara inanır görünenlerin asıl kötüsü kapalı, yani maskeli olanlarıdır.
Bu tip bir kaypak, millet ve memleket meselelerinde daha hesaplı ve daha kapalı yürür. Meselâ:
Milliyetçilik, cumhuriyetçilik, inkılâpçılık (devrimcilik), lâiklik, devletçilik ve halkçılık millî rejimimizin altı esası (temeli) ve ayrılmaz umdesidir (ilkesidir) değil mi? Gizli, kapalı kervana karışan adam, yani idrak kabiliyeti karıştığı kafilenin inkılâpçı (devrimci) heyecanını kavrayamadığı halde onu kavramış ve ona inanmış gibi görünen şahsiyetsiz adam, zâhiren (görünüşte) bu umdelerin (ilkelerin) hepsinin şeyda (çılgınca seven / tutkun) âşığıdır. Ateşli ve sadık müdafiidir (savunucusudur).
Meselâ bu şekilde bir kervana karışana göre:
— Devletçiliğimiz bir millî prensibimizdir (ilkemizdir). Ama, geçici bir millî prensibimizdir.
— Lâiklik bir millî prensibimizdir ama, geçici bir millî prensibimizdir!
— Milliyetçilik bir millî prensibimizdir ama, geçici bir millî prensibimizdir!
— Cumhuriyetçilik bir millî prensibimizdir ama, geçici bir millî prensibimizdir!
Vesaire... vesaire...
Fakat biz burada yalnız şunu işaret edelim ki:
Kaypaklık ve imansızlık tarih içinde her inkılâbın (devrimin) ve her ileri hareketin daima karşılaştığı ve daima mücadele ettiği tabiî (doğal) bir irtica (gericilik) hâdisesidir. Fakat bu gericiliğin her ileri hamlede kendini göstermesi, ne kadar kaçınılmazsa, her kendini gösterişte de o kadar insafsızca tasfiye olunması gene aynı suretle tarihin tabiî (doğal) ve kat'î (kesin) bir zarureti (zorunluluğu) ve kanuniyeti (kanuna uygunluğu / kuralı) olagelmiştir."
KADRO (Başyazı, 21. Sayı, Eylül 1933)