Ah Özlem Başkan! Zamanında lavanta kokulu bir güzel vardı.Sizi çok sevdiğini ve size oy verdiğini söylemişti.İçimden, sen de Özlem Başkan da doğru yola döner inşallah demiştim. Siz döndünüz, peki o lavanta kokulu güzele ne oldu? Keşke o da dönseydi. Ne diyelim, takdir Allah’tan.
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı olarak ben ve üç belediye başkanımız; Cumhuriyet Halk Partisi içinde yaşadığımız sorunlar konusunda defalarca partinin yetkili makamlarında çözüm aramamıza rağmen maalesef bir sonuca ulaşamadık.
Yaşanan anti-demokratik uygulamaların yanı sıra hem benim temel prensiplerim olan hem de Aydınlılara ve aileme verdiğim dürüstlük, yasalar çerçevesinde hizmet, kamu ahlakından taviz vermeme ilkeleri nedeniyle Cumhuriyet Halk Partisi ile aynı yolda yürüme imkanım artık bulunmamaktadır.
Özellikle bilinmesini isterim ki, bu noktaya gelinmemesi için her seviyede dürüstlük, ahlak, yasalara uygunluk taleplerimizi dile getirmeme rağmen, şahsım ve ailem hedef alındık.
Sonuç itibariyle Cumhuriyet Halk Partisi’nde siyaset yapma imkanı kalmadığından ve gördüğüm lüzum üzerine parti üyeliğinden istifa ediyorum.
Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da aynı şevk ve azimle; hiçbir ayrım yapmadan bugüne kadar nasıl hizmet ettiysem Aydın halkının aynı prensiplerle hizmetinde olmaya devam edeceğimden hiçbir hemşehrimin şüphesi olmasın.
Bütün Aydınlı hemşehrilerimi saygılarımla selamlıyorum.
Sen bakma bana işte; bir gün çaresiz hissedersen, herkes senden yüz çevirirse, gidecek kimsen kalmazsa bana gel öylece. Ben sana hem ev olurum hem de sığınak tıpkı eski günlerdeki gibi güzelim…
Uçurumun kenarındaydık, sevenler bir adım öne çıksın dediler. Ben uçurumdan atladım (kendimden geçtim) ancak o kendini düşündü saf sevgiden yüz çevirdi. Ona yakışan benimle uçurumdan atlamaktı ancak bunu hiç bilemedi. İşte saf sevgi tereddüt kabul etmez.
Yine de kolay kopamadık biz, insan ruhunun diğer parçasıyla canından bir parçayla kolay kopabilir mi? Eskisi gibi devam etmiştik, kopamamıştık. Onu son gördüğüm gün, işte o gün benden ayrılırken, aslında o saf sevgiyi başkasına veremeyeceğimizi ikimiz de biliyorduk.
Sabahattin Aliyi anlamıştım. Şöyle demiş: Dünyada bir tek insana inanmıştım. O kadar çok inanmıştım ki bunda aldanmış olmak bende artık inanmak kudreti bırakmamıştı. Ama bir kere kırılmıştım hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık adeta bütün insanlara dağılmıştı
Bizim yaşadığımız ve birbirimize verdiğimiz ki iliklerimize kadar hissettiğimiz saf sevgiydi. Onun hayatında hareketlerinde ve düşünce biçiminde benim izlerim vardır. İlk buluşmamızda; heyecandan yanımda titremişti, o ne güzeldi.
‘Bizim hikayemiz çok masum, saf ve temizdi aslında. Sanki ikimiz dünyadaki bütün bu kötülüklere karşı iyilik timsali gibiydik. Bütün kötülüklere karşı ikimiz öylece saflığı ve masumiyeti temsil ediyorduk.’
2013'de merhum Özdemir Bayraktar'ın Sarıyer'deki evindeydim.
Kardeşi Salih Bayraktar'la gitmiştik. Dönemin Sarıyer Kaymakamı Ömer Karaman da vardı.
Eve girdik, kapıyı bir genç açtı. Selçuk Bayraktar olduğunu sonradan öğrendim.
Evde annesi dahil 6 kişiydik. Annesi tipik bir Anadolu kadınıydı. (Haluk Bayraktar yoktu, sonradan da tanışmış değilim.)
Geniş bir salonda çay içtik, börek yedik. Babası, " @selcuk , sinevizyonda şu İHA'yı bi' anlatıver" dedi.
İHA'nın mahiyetinin ne olduğunu bırakınız, o kelimeyi bile hiç duymamıştım. Bildiğim İHA sadece İhlas Haber Ajansı idi!
İnsansız Hava Aracı deyince şaşkın bir şekilde "AA" dedim. (Diğer AA'yı Anadolu Ajansı'nı da biliyordum!)
Ekranda İHA belirdi, Selçuk Bayraktar anlatmaya başladı. Anlattıklarının % 90'ını anlamadım. Zira ben Sözel'ciyim.
Uçak mevzuunda tek becerim, A-4 kağıdından uçak yapmaktı. Hatta teknolojik becerimi geliştirip uçağı modifiye etmek maksadıyla kuşe kağıdından kanat yapmışlığım da var!
Neyse, Özdemir Bayraktar sonunda dedi ki: "Fikri kardeş, şu teknolojiye yıllarımızı verdik. Fakat Başbakanımız Erdoğan'ın etrafında bazı mühim zatlar yahut Savunma Sanayii, Sanayi Bakanlığı gibi yerlerdeki bürokratlar burnundan kıl aldırmıyor. Şunları ekranda anlat da bu gayrimillî ve asalak tiplerin ne olduğunu milletimiz de bir nebze görmüş olsun."
(2-3 gün sonra ekranda bu hususa değinmiştim.)
Bu arada çay servisini Selçuk Bayraktar yapıyordu; ŞÇA (Şekersiz Çay Aracı) vasıtasıyla.
Özdemir Bayraktar bazı özel şeyler de söyledi, o bende kalır elbette.
Neticede muhabbet sonlanınca kalktık, özel teknesine bindik, Özdemir Bayraktar'ın doğduğu Sarıyer Garipçe'deki köye gittik. Doğduğu evi gösterdi.
Hüzünlendi.
Neticede ben o gün şu hususlara tanık oldum:
1) Baykar'ın önü devletin kılcal damarlarındaki bazı güçler tarafından baltalanıyordu.
2) Aile, 80 yıldır Sarıyer'de oturuyordu.
3) Zengin bir aileydi.
4) Selçuk Bayraktar, bu kadar zenginlik ve başarı karşısında şımarmayan, tevazuyla harmanlanmış bir delikanlıydı.
Evet, aradan 3 yıl geçti, Selçuk Bayraktar ve Sümeyye Erdoğan nişanlandı. Özdemir Bayraktar vefat etti. Allah, mekânını cennet eylesin.
Bazı lobi ve güçlerce "önü tıkanan" Baykar pek çok yeniliğe imza attı; ihracat ve vergi rekoru kırdı.
Denilecektir ki: "Erdoğan'ın damadı olmasaydı olmazdı yine."
Diyorum ki: "Erdoğan, böylesine stratejik ve inovatif teknoloji mucidinin çalışmalarına sırf damadı diye set mi çekseydi?"
Ben Selçuk kardeşimin teknolojik izahatını anlamamıştım ama şunu anlamıştım: "Bu çocukta manevî donanım da ilmî yetenek de var. Bu çocuğun kumaşı sağlam."
Beni yanıltmadı.
İsrail Savunma Bakanlığa ait çok gizli askeri veriler, tatbikat verileri ve personel verileri Ayyıldız Tim tarafından hacklenip ele geçirilmiştir.
Türk’ün gücünü göreceksiniz!
Sessizce nöbetteyiz!
#AyyıldızTim 🇹🇷