Dünyayı yönetenlerin PİSLİK ilişkileri KORKUNÇ…
1) Çocuk tecavüzleri,
2) Kapalı kapılar ardında iğrenç işler,
3) İnsan hakları ihlalleri,
4) Epstein denen pislik adamın adası ve o adaya periyodik olarak gidenler…
Ailemiz bizi SAF yetiştirmiş. 40 yaşımı geçtikten sonra ANCA anladım insanların bu kadar kötü olabileceğini.
Sevdiklerinizi ve çevrenizdeki AZ sayıda iyi insanı koruyun. Kimseye de GÜVENMEYİN.
Bu acının tarifi yok, olamaz da.Insan böyle ölümü haketmiyor. Her yaşam bir başlangıç bu şekilde sorgusuz acımasız bitmemeli,bitemez.Binlerce hayal yitip gidemez,gitmemeli. Ve yazan üzülen kimsenin anladığına da inanmiyorum o korku yaşanılmadan bilinemez.#FilistindeSoykırımVar
Cumhuriyeti Kim Kutlar Kim Kutlamaz!
Cumhuriyet, Padişah Vahdettinlere, Sadrazam Damat Feritlere, Sait Mollalara, Ali Rüştü Efendilere, Şeyhülislam Dürrizade Abdullahlara, Mustafa Sabrilere, İskilipli Atıflara rağmen kazanılan bir bağımsızlık savaşı sonrasında kuruldu.
Cumhuriyet, onu daha doğarken boğmak isteyen Cumhuriyet düşmanlarına, Şeyh Saitlere rağmen kuruldu.
Cumhuriyet, saltanata, hilafete, şeriat hukukuna, medrese kafasına, tarikat ve cemaat vesayetine, kulluk düzenine son verdi. Cumhuriyetimiz her şeyden önce laik bir düzen kurdu.
Nasıl ki Atatürk, Vahdettinlerden, Damat Feritlerden, Durrizadelerden, Mustafa Sabrilerden, Şeyh Saitleren Cumhuriyeti kutlamalarını beklemediyse, biz de bugün onların fikir artıklarından Cumhuriyeti kutlamalarını beklemiyoruz, beklememeliyiz.
Türkiye'nin tam bağımsızlığına düşman bölücüler, Türkiye'de çağdaş yaşama düşman gericiler Cumhuriyete de düşmandır. Cumhuriyeti, Cumhuriyet düşmanları değil, Cumhuriyetçiler kutlar.
Cumhuriyet bize saraydan, sultandan, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra soluğu İngiliz elçiliğine alan yerli ve yabancı isbirlikçilerden miras kalmadı; Cumhuriyet, Kurtuluş Savaşı'nda kendi kaderini eline alıp Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele eden, bu toprakları kanıyla, canıyla vatan yapan milletindir. Cumhuriyeti, Cumhuriyet sayesinde yurttaş olan, uluslaşan, uygar yaşamın değerini bilen Türk milleti hep birlikte coşkuyla kutlayacaktır. 🇹🇷
Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu'ndan güzel bir analiz;
EĞER;
TIP okursan karşına insan DNAsının şempanze ile %98 aynı olduğu çıkar...
BİYOLOJİ okursan karşına evrim çıkar...
FİZİK okursan karşına BİG BANG çıkar...
KİMYA okursan karşına elementlerin kaynaşmasıyla İLK CANLILARIN nasıl oluştuğu çıkar...
TARİH okursan karşına dinlerin nasıl ortaya çıktığı çıkar...
JEOLOJİ okursan karşına dünyanın 4,5 milyar yıl yaşında olduğu çıkar...
ARKEOLOJİ okursan karşına tüm Ortadoğu dinlerinin temelini oluşturan SÜMER kültürü çıkar...
PALEONTOLOJİ okursan karşına dinozorlar çıkar. Din kitapları yazmaz bunu...
EMBRİYOLOJİ okursan karşına insanın balık atasından kalma solungaçları ve kuyruk çıkar...
Ama hiçbir şey okumazsan
sana ne söylenirse ona inanırsın.
Hep başkasının sana sunduğu hayatı yaşarsın,
başkalarının doğrularıyla yaşamak zorunda kalırsın,
seni herkes kandırır.
Ama sen bunların hiçbirisini fark etmezsin bile...
12 adaları 1912’de verdik.....
Nerde mi?
Lozan şehrinin Ouchy semtinde.
Şu Lozanda adaları verdik diyip oku emrinden uzak güruhun meydanlarda Lozanda verdik deyip algı yaratması bundan!!
Araştırmayan halk da: “ulan savaşı kazandık- adaları verdik”e inandırıldı...
Osmanlı Devleti, bugün 12 Adalar olarak bilinen adaları İtalya'ya bırakıyor.
Sene 1912, “Uşi Anlaşması”dır bu gördüğünüz anlaşma. İtalya'ya bırakıyor fakat geçici olarak.
Anlaşma şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri verilecek.
Fakat şartlara uyum sağlanmıyor.
Bu yüzden 3 yıl sonra, yani 1915'te Londra'da bu konu gündeme geliyor ve Londra Paktı denilen anlaşmada bu adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor.
Bakınız itiraz eden hiçbir padişah yok. Hiç sultan yok.
Adaları İtalya'ya bırakmakla kalmıyorlar aynı sene bir de Çanakkale Boğazı'na dayanıyorlar ve Çanakkale Savaşı'nı yapıyoruz.
Yani 12 Adalar önce Uşi'de, sonra da 1915’de Londra'da İtalya'ya verilmiştir.
Osmanlı temsilcilerinden biri Rumbeyoğlu Fahreddin Bey'dir.
Bu adam kim mi?
Türk milleti bir milli mücadele verirken, Kuvayı Milliye'yi kurmuşken, bu adam Kuvayı Milliye'nin karşısına Damat Ferit'in kurduğu Kuvayı İnzibatiye ile çıkan adamdır ve Yunan ordusunun yanında olmuştur. Savaş kazanılınca sürgün edilenlerin arasında yer almıştır.
12 Adaları İtalya'ya bırakan heyetin içerisinde bu adam vardır.
Şimdi asıl olaya gelelim...
Uşi Anlaşması'nın ismini aldığı Uşi, Lozan şehrinin bir semtidir. Bu yüzden 1912'de imzalanmış olan Uşi Anlaşması, İtalyan tarihinde Lozan Anlaşması olarak geçer. Fakat bizim bildiğimiz yani 1923'te imzalanan Lozan Barışı ile bu anlaşma birbirine karıştırılmasın diye bu anlaşmaya Uşi denmiştir.
İşte arkadaşlar sahte kiralık tarihçiler, yani Kadir Mısıroğlu, Armağan ve çetesi, bu durumdan faydalanıyor ve
12 Adaların Lozan Anlaşması'nda gittiğini söylüyorlar.
Halbuki o Lozan başka, bu Lozan başka. Ne yazık ki bunu bütün millete yutturdular ve böylece milletimizi Lozan barışına düşman ettiler.
Bizim bildiğimiz Lozan Anlaşması'nda ise bilakis Ege'de birçok ada Türkiye'ye geçmiştir.
Türkiye'ye Lozan Anlaşması ile geçen bu adalar ise, son 10 yılda Yunanistan'a bırakılmıştır.
Bugün Yunan papazların mangal yaptığı Ege adaları, uluslararası anlaşmaya göre halen daha Türklerindir...
Umulur ki bol bol paylaşılır, gruplara atılır, milletimiz bilgilendirilir...
Prof.Dr. Yusuf HALAÇOĞLU
Son günlerde kendimi iyi hissettiren bir “o an” videosu bu.
Tourette sendromlu başarılı şarkıcı Lewis Capaldi aniden atak geçirince eşsiz şarkısı “Someone You Loved”ı seyircilerin tamamlaması muhteşem.
Özel gereksinimli bireylere toplumsal refleksin nasıl olması gerektiğine dair de muazzam vaka…
Not: Tourette sendromu, çocukluk döneminde başlayan, istem dışı gerçekleşen, devamlı tekrarlanan ani hareketler veya seslerden meydana gelen tikler olarak ifade edilen nörolojik bir hastalıktır. Tourette sendromu, Fransız Doktor Gerard Gilles de La Tourette tarafından ilk kez 1985 yılında tanımlanmıştır
Biraz önce Sn. Milli Eğitim Bakanının “Bizim ders kitaplarımız baskı kalitesi itibarıyla piyasadaki kitapların büyük çoğunluğundan kaliteli” açıklamasını okurken aklıma düştü.
Hemen gelişkin bütün Avrupa ülkelerinde olduğu gibi dünyanın ‘en zengin’ diye bilinen ülkesi İsviçre’de de ders kitapları sene başından çocuğa zimmetleniyor.
İki çocuk okuttugum için tecrübem var.
İmzanız alınarak zimmetinize geçiriliyor kitaplar.
Dönem sonunda o kitaplar toplanıyor. Hala kullanılabilir halde olanlar bir sonraki dönem öğrencilere dağıtılmak üzere elden geçirilerek okula bırakılıyor.
Kötü kullanılarak kullanılamayacak hale gelmiş ders kitapları için ise ailelerden makul bir bedel alınıyor ve kitaplar geri dönüşüme veriliyor.
Bununla birlikte baskı ve kagıt açısından da ortalama bir kaliteye sahipler.
Bilmem, ne dersiniz sanki böylesi daha iyi 🤔 Herkes ama illede ulusal ekonomi ve çevre için.
Aşagıdaki fotoğraf İsviçre’de çocukların ders kitabının arkasına yapıştırılmış zimmet etiketidir. Bi bakın kaç dönem kullanılmış.