Türkiye'de vatandaşın SAHİL HAKKI GASP EDİLİYOR. Ve bu gasp gizlice yapılmıyor, herkesin gözü önünde gerçekleşiyor.
İlgili bakanlıklar, belediyeler bu gaspı izliyorlar.
4 tarafı denizlerle çevrili Türkiye'nin sahil bölgelerine kim olduğu belirsiz insanlar çöküyor.
Bu haber için İzmir'deki beach club dedikleri yerlere bizzat girdim ve sahile girmek için bu şahıslara 8 bin TL ödemek zorunda kaldım. Bunu vermezseniz içeriye alınmıyorsunuz.
SAHİLLER VATANDAŞIN ANAYASAL HAKKIDIR.
Vatandaşın bu hakkını gasp edenler memlekette sahil alanı bırakmamışlar. Antalya, İzmir, Muğla...
Her şehrin en güzel sahillerine KM'lerce çökülmüş.
İspanya ise sahillerinin her noktasını 20 yıl boyunca korumuş ve İspanya'da da 'SAHİLLER HALKINDIR' kanunu var.
Aynı yasalar Türkiye'de de olsa, herkesin gözü önünde milletin hakkı GASP EDİLİYOR. Tüm bu sahil noktalarını tek tek inceledim.
Bu çalışmamın daha fazla insana ulaşması için beğenip paylaşabilirsiniz. Bu gaspların tüm belgelerini paylaşmaya devam edeceğim.
Yaptığım belgeselin 20 dakikalık halini Youtube'da paylaştım: https://t.co/yurMUQTbHB
@safakcostu@bonesand_co "Küçükken biriktirdiğim paraları annem aldı, travmam gelişti artık para biriktiremiyorum" diyen tipler var. 😒 Her yaşanılan zorluk "travma" oldu...
@safakcostu 2 aylık bebek varmış kurtarılan çocuklar arasında.😔 Yanlış anlamadıysam operasyon esnasinda kaçarak uzaklasan çocuklar da varmış. Yani sayı 163 den yüksek. Nefes alamıyorum çocuk istismarı haberlerini gördükçe. 😔
Bir kaç gün önce bir arkadaşa araç almaya gittik. Dört tosun satmıştı ve bir de bu yıl kayısı parasını eklemişti üzerine. Toplam hepsi 700 bün civarı bir şey. Önceden bulduğu 2010 model bir Volvo s40. Araç oldukça bakımsızdı. Bir tur atayım dedim traktöre binmişim gibi hissettim kendimi. Bir saat pazarlık sürdü. Ona göre fiyat düşürmesini istedik. Neticede 10 bin lira için anlaşamadılar.
Geri tarafta eski İçişleri bakanı İdris Naim Şahin’in şahsına tahsis edilmiş sırf 3 resmî araç. Hepsi en üst model araçlar. Bunların yakıtları, bakımları, çakarlı, Şöfür maaşları ve trafikte ki pozisyonları. Her biri bir şehirde bulunuyormuş. Hangi şehire giderse güya onu kullanıyormuş. (Kendi beyanı.) Fakat araçların PTS kayıtları öyle demiyor. Her gün gezmişler. Araçların gündeme gelmesi nedeni “Kuriş suç örgütü” liderine tahsis edildiği ortaya çıkması.
Şunu belirtmek istiyorum. Bir yandan etiyle canıyla baktığı hayvanları satarak hurda bir araç alıp kullanmak isteyen vatandaş. Öte yandan bakanlık yaptı diye şahsına sunulan konfor listesi. Ve nice İdris Naim Şahin’ler var olduğunu düşünürsek. İşte bu adalet dağılımındaki dengesizlikler eşitlenmedikçe kimse mutlu, huzurlu olmayacak bu ülkede.
📌Siirt/Kurtalan’da motorcuya ceza yazan trafik ekibinin düştüğü duruma bakın.
📌Daha önce yaşadığımız her süreç döneminde buna benzer görüntüler yaşanmıştı.
✏️Devlet otoritesinden verilen tavizler nereye kadar gider?
@sokakkedisitv Sahibi çırpınırken kendine zarar vermesin diye yine jandarma yanında. Kafasını yere vurmasın, sakinleşsin diye uğraşıyor. Arkadaşları ise video çekiyor.
Nagehan Alçı Medrese eğitimi iyidir diyor. Şu an kendi çocuklarının okulunda halis Fransız birinin çocuğu bile eşi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ise okuyamıyor.
Anne Baba çocukların hiçbirinin TC vatandaşı olmaması gerekiyor.
Geçen sene itibari ile okuyan çocukların okuldan alınması ya da TC vatandaşlıklarından çıkması istendi. 2 yıl ile Nagehan grubu muaf kaldı.
O kadar Fransız okulda yani.
Yarı fransızlar bile gidemiyor.
Meb'e bağlı Türk-Fransız okulu filan değil.
Ama diğerleri için Medrese iyidir diyor, oh la la Madame 😅
7 Ağustos 2018
Yıllar yıllar önce; günlerden bir gece yarısı yine bir başıma oturuyordum evde... Sevgili eşim kimbilir hangi dağın başındaydı bilmiyordum ve epeydir bir telefon açabilmesini bekliyordum. Siz deyin 3 hafta ben diyeyim 3.5 hafta olmuştu sesini duymayalı ve ben "başına bir şey gelmiş olsa çoktan arar bulurlardı beni" gibi gevşeklik ile gerilim arası bir ruh hali içindeydim bu esnada.
İşte böyle bir gece yarısı takriben 3-3 buçuk sularında iken saat, gerçi o sularda ne işi vardı saatin hala anlamam; lojman içi hattım çaldı... Telsiz telefon ile fazla samimi yaşadığım için o vakitler, hadi hatırı da kalmasın, çalsın bir kere daha diyerek; ikinci çalışında açtım telefonu...
- Emel hanım?
Dedi biri.
- Buyrun benim...
Dedim karşılığında...
- "Komutanım yarın akşam sizi Diyarbakırda bekliyor" dedi...
- Ne cevap vereyim? Gelecek misiniz? Diye sordu.
İşsel, ailesel hatta toplumsal durumlarda kriz yönetimine hakim olduğuma inansam da; sorun kendi tercihlerim olduğunda tedbirsiz, aceleci ya da vurdumduymaz olabilirim ben, o nedenle yıllar önce o gece de aynen o tedbirsizliği ve lüzumsuzluğu yaparak;
- "Tamam geliyorum" dedim.
- "Neyle geleceksiniz?" dedi.
- "Uçakla" dedim.
- "Tamam iyi geceler" dedi ve kapadı telefonu.
Tabii böyle bir çırpıda yazmama bakmayın.
Uydu telefonları ile görüşme yapabiliyorduk ancak, bir cümlelik sesin gidip gelmesi en az 40-50 saniyeyi alıyordu ve bizi "lojmanda bedava yaşar, fatura ödemez, orduevlerinde fink atar" sanırlara nazire yaparcasına dakikasına 3 $ ödüyorduk o telefonların kendi kesemizden. Bugünün parasıyla, hatta şu dakikanın parasıyla 16.28 TL idi sevdiğim adamın sesini bir dakika duymanın bedeli... Kaldı ki, o paraya rağmen eşim kendisi bile arayamamış, sonradan kim olduğunu öğrendiğimde arayanın, nasıl tanıyamadığıma çok şaşırmış, "yuh arkadaş, bari kendini tanıtsaydın da beni gece gece strese sokmasaydın" diyerek epey de fırçalamıştım, sonraki bir zamanda karşı komşum olacak arkadaşı...
Ertesi sabah oldukça hareketli bir güne uyanmıştım. Üst komşuma misafir gelecekti ama misafir aslında benim misafirimdi ve benim kimseye belli etmeden sessizce gitmem gerekiyordu. Tabi o zamanlar şimdi ki gibi "kızıl elmaya gidiyoruz abi" diye televizyonlarda fink atamıyordu bizimkiler!. Biz de ağzımızdan eskaza bir laf kaçırır mıyız diye tedirgin tedirgin hareket ederdik. "Toplu taşımalarda açık istihbarat veriyorsunuz, dikkatli olun" diye topluca uyarılırdık o aralar. Hepsine ilaveten, eşimizin görev yaptığı yere gitmek diye bir durum söz konusu değildi ama biz de 3,5 aydır görmüyorduk birbirimizi be kardeşim.
İşte bu son cümlecikteki sebepten dolayı biraz da, misafirleri üst komşuma emanet edip, sırt çantamı omuzuma atıp çıktım nizamiyeden. Körün taşı gibi o gördüğüm de neydi?
Alay komutanının eşi geliyordu ya la karşıdan... Sakince gülümsedim, "merhaba ....... hanım" diyerek kibarca selam verdim. "Merhaba Emelciğim, nereye böyle akşam akşam? " diye sordu doğal olarak.
- "Bir Kızılay'a kadar inip geleceğim" dedim.
Yemin etsem başım ağrımaz, az sonra bineceğim taksi nasılsa Kızılaydan geçecek değil mi?
Bir yandan hanımefendiyi sorgusuz atlatmanın rahatlığını yaşarken, "dur bir dakika kızım, bir sıkıntı var" dedim kendi kendime. Midemin cayır cayır yanması boşuna olamazdı.
- " Tabi ya, nereye gidiyorum ben. Artık çok geç aldım bileti. İyi de ya terörist falansa arayan. Ya eşime bişey olmuşsa da telefonu örgütün eline falan geçtiyse? İyi de nereden anlayacaklar? 'Aşkımlı canımlı 'kayıt tutmayız ki biz telefonda. Malum önce emniyet, aşkı sonra da yaşasan olur.
- "Olan oldu kızım Emel, kalkacak o uçak, artık ya eceline, ya sevdicegine... Allah ne verdiyse...
Mide ağrısıyla bindim o akşam 17.00 uçağına, zifiri bir karanlık çökmüşken Diyarbakır üstüne indim o içi de inis esnasında ayrıca karartılan uçaktan. Bir sırt çantam, bir ben, çıkışa doğru yöneldim lakin ne gelen var ne giden! Hah, yedik mi ayvayı? Çok güzel, en süper... Ne halt etmeli. En erken uçak yarın sabah...
⬇️⬇️⬇️
Başka hal çaresi bulamayınca havaalanı inzibat görevlisi başcavuştan ufak bir yardım istedim, güvenilir bir taksi çağrılması konusunda. Orduevine gidecektim, bir umut, orada olabilirdi kocam...
Orduevi resepsiyondaki bebeler, adıma ayrılmış herhangi bir oda olmadığını tebessümle beyan ettiklerinde artık bunun kötü bir terörişko şakası olduğuna iyiden iyiye kanaat getirmiştim. Demek bir güvenlik açığı vardı ortada ve yarın sabah uçağa binene kadar ekstra ekstra tedbirli olmak icap edecekti. Boş bir oda istedim, bari duşumu alayım, yemek yiyeyim, uyuyayım. Kendime gelirim dedim. Dedigimi de yaptım. Hep jet lag olacak değil ya, yemekten sonra, jet -brain olan zihnim de açılmış olmalıydı ki birden ışık yandı gözlerimde. Daha önceki Diyarbakır yolculuğumda kalmış olduğum İpekyolu misafirhanesi geldi aklıma. Oraya bir rezervasyon olup olmadığını sormak için koştur koştur resepsiyona geri geldim. Bir baktım ki, odam orada hazır. İyi, en azından terör yok ortada... Adam sağ...
- Tamam o zaman, bir taksi bulalım mı dedim askerciklere, sağolsun hemen istettiler kapıya. Tam yanıma döndüm, gideyim çantamı alayım dedim ki; kimbilir kaç zamandır araziden düze inememiş, bu nedenle de saç sakal birbirine girmiş kocamı gördüm kapıda. Orduevi gibi kuralların kanırttığı lobide kollarını açmış bana bakıyordu... Tabii askerler de bize...
İşte o akşam, o özlemle, o kalp acısıyla bir iki kez turladık meşhur Ofis Caddesini ve bir kaç paket baklavayı da Ankara için istifledik. Bu kadar ekşın, heyecan ne içindi derseniz, "3 saat el ele dolaşabilmek, o kokuyu derin derin içinize çekebilmek için" derim hemen size. Zira yine ertesi sabah uçağıyla geri döndüm Ankara'ya. Zira kıymetli eşim, bir geceliğine inecekti şehre ve fırsattan istifade yüzümü görmek istemişti sadece. Çünkü görevin ne kadar daha süreceğini kimse bilmiyordu, planlayanlar bile...
Ertesi gün apartmana gelip baklavaları komşularıma dağıttığımda, haliyle kimse inanmadı Diyarbakır'a gittiğime. Köse geldi di mi dediler, kargoyla mı gönderdi dediler de, uçak biletimi gösterene kadar inandıramadım kimseyi...
Bu da onlarca, yüzlerce anıdan sadece biridir de, "neden gece gece aklına geldi?" derseniz....
Babasını gördükten sonra şehit olan Bedirhan bebe için yazdım bunca hengameyi. Aile herkes için önemlidir eminim, herkese kıymetlidir... Ama inanın bize bin kat daha kıymetlidir. Akıbeti meçhul bir kocayı, özlemesi hiç bitmeyen bir evlatla aylarca beklemekten daha ağır bir şey varsa, o da o kadın ve çocuğun ya da o babanın terör eliyle yok edilmesidir. Bakın ne diyorum, sizler için canını, ailesini, yaşamını hiçe sayan birileri var. Siyasî düşünceniz, dünya görüşünüz, tırı mırı sebeplerle sırtlarından vurmayın bu insanları. Bu insanların her biri, deniz kenarında bir sıradan çakıltaşı. O cakıltaşı orada olduğu için o sahil daha korunaklı... Ordu herkese lazım... Kıymayın ne olur!
Kalınız sağlıcakla...
Emel
Şu meselenin o kadar çok boyutu var ki sadece kısa bir özet geçelim.
1. Çin ve Hindistan dönüşüm oranı düşük çöp ithalatını yasakladı
2. Bu Avrupa için bir yıkımdı. Onca işe yaramaz çöpü nereye göndereceklerdi
3. O da ne bir anda Türkiye’de bu çöpleri alana teşvik kararı çıktı.
4. Türkiye’ye gelen çöp miktarı yıllar içinde bir anda yüzlerce kat arttı
5. Bu çöpler o kadar değersizdi ki alan iktidar yanlısı geri dönüşümcüler bunları özellikle Adana bölgesinde dağa taşa dökmeye başladı
6.Bazıları nakliye parasından kurtulmak için biriktirip biriktirip yaktı (bakınız @geridonusyangin hesabı. Bu yangınlar hep gece çıkar, kimse yaralanmaz ve ne tesadüf ki sadece depolama alanı yanar)
7. BBC bile Adana dağlarında sadece İngiltere’de satılan bazı ürünlerin atıklarından belgesel yaptı
8. 2-3 yıl önce bu iş iyice ayyuka çıkınca kısmen yasaklandı
9. Ancak yasa lobi faaliyetleriyle geri çekildi
Sonuç Afrika’nın Çin’in Hindistan’ın bile kabul etmediği artıklar Türkiye’ye geliyor. İngiltere çöpünün misal %70’i Türkiye’de
Dağlar çöp doldu, tesisler yanmaya doymadı ama durun denizler var dök gitsin aşamasına geldi.
Büyük ülkeymiş İHA’ymış Siha’ymış Trump’ın arkasına dizilen 150 beygirmiş
Büyük ülke dediğiniz çöp ülke.
Yargısı çöp basını çöp demokrasisi çöp olanı mecazi bırakmazlar denizi toprağı da çöp olur.
Hem de kamu teşviğiyle. Hani emekliye yok işçiye yok öğrenciye yok ama Avrupa’nın çöpünü toplayan vahşi sermayedarlara var!
Aşağıda gördüğünüz fotoğraftaki barakada yaşayan, okuma yazma bilmeyen, geçimini kağıt toplayıcılığıyla sağlayan ve derin yoksulluk içinde yaşam mücadelesi veren bir yalnız anneye uzun bir süre önce Tom Bank Hadi @tombankhadi kartı veriliyor. Kart limiti 5 bin TL.
O da bu kartla A101'den gıda alışverişi yapıyor. Ancak borcunu nereye ve nasıl ödeyeceğini bilmiyor, kendisine yeterli bilgilendirme yapılmıyor. Borç büyüyor ve bunu dün sosyal yardım ödemesinin hesabına yatmadığını görünce öğreniyor. Çünkü sosyal yardımına, icra nedeniyle el konulmuş. (bloke durumda) Başlangıçta 5.000 TL olan borç bugün 65.135 TL'ye ulaşmış. Böyle bir parası olmadığı gibi, yatan sosyal yardımına da siz el koyuyorsunuz, çekemiyor. Şimdi soruyorum size @tombankhadi derin yoksulluk içinde yaşayan kişilerin kredi ve benzeri finansal ürünlere erişim süreçlerinde nasıl bilgilendirme ve izleme yapılıyor. Şimdi bu dosyayı incelemenizi, borcun bu seviyeye nasıl ulaştığını açıklığa kavuşturmanızı ve mağduriyetin giderilmesi için gerekli adımları atmanızı bekliyoruz @tombankhadi iletişim istersiniz verebilirim.
Bu bir saldırı ! Kıyılarımıza direkt olarak sistematik bir saldırı…
Turizm etkilenmesin diye sessizce,Kemer belediyesi ile birlikte elimizden geleni yapmaya çalıştık.El kol gücüyle başa çıkılamayacak kadar büyüdü.Akdeniz’de çığlık oldu.Ülke gündemine gelmedi.Kaynağını soruyoruz!
Dün Fethiye’de Fethiyelilere yakışmayacak şekilde taksiciler tarafından zorbalandık.
Bir araçta 2 kadın 3 çocuk varken Çalış 3M Migros önündeki kavşakta aşağıdaki taksi ile maddi hasarlı ufak bir kaza oldu. Taksici fotoğrafta görüldüğü gibi aracın önüne kırmış ve aracında ezilme olmuş. “Polis falan çağırmayalım 20-30 bin ver biz bunu sanayide hallederiz” diye kadınlara baskı kurmuşlar. Sesler yüksek ve terbiye sınırını aşmaya başlamışlar.
Bu arada organize olmuşlar olay yerine her 10 saniyede bir taksici yığılmaya başladı. Hır gürden araçtaki çocuklar korkup ağlamaya başladı. Maksatları kalabalık oluşturarak üstünlük sağlamak. Hatta eski bir millet vekilini bile çağırmışlar. Bu sayede yabancısı olduğu bu şehirde kadınları çocukları ile birlikte korkutmak. Ben telefonla bilgilendirildim. Olay yerine geldiğimde maşallah taksiciler her yeri doldurmuştu. Kalabalık arttıkça biz de 2 kez “acil kodlu 112’yi” aramak zorunda kaldık.
Gelen her taksici “Biz buralıyız, buranın esnafıyız” gibi laflarla ne kadar nüfuslu olduklarını göstermeye çalıştılar. Aralarından bir tanesi de çıkıp “Biz burda ne yapıyoruz yahu?” demiyor.
Fethiye esnafına sesleniyorum; esnaf demek bir anlamda ‘ev sahibi’ demektir. Bizlerse misafir.
Fethiye’de ev sahipleri kadınlardan ve çocuklardan oluşan küçük bir grubu gece karanlığında korkutarak mı misafirperverliğinizi gösterirsiniz?
Sonra millet niye Yunan’a gidiyor?
Ayıptır yahu..
Sayın @EmniyetMugla, olay yerine kısa sürede intikal eden ekiplerinize teşekkür ederim. Ancak benzer olayların tekrar yaşanmaması için organize şekilde baskı oluşturan kişi ve gruplarla ilgili gerekli incelemenin de yapılmasını temenni ediyorum.
@haskologlu@EmniyetGM@MersinValiligi Marketin içinde bir tedirginlik hissediliyor. Neden kapı kilitlenmemis acaba? Topluca dışarı çıkıp adami içeri kitlemek de olur. A101 mağazalarından kötü haberleri sıkça görüyoruz artık. Samsun da kedinin suratina deterjan puskurtulmesi olayı da A101 di sanki...
Uzun süredir üzerinde çalıştığım bir projeyi bugün duyurmanın mutluluğunu yaşıyorum.
Bilge ve Yonga: 7-12 yaş çocuklar için 32 kitaplık bir bilgisayar mimarisi serisi. Tamamı ücretsiz, bugün yayında.
Yıllardır üniversitede bilgisayar mimarisi anlatıyorum. Öğrencilerin çoğu bir işlemcinin içinde ne olup bittiğini ilk kez ikinci ya da üçüncü sınıfta duyuyor. Oysa bu konuların özü, doğru anlatıldığında bir çocuğun rahatlıkla kavrayacağı şeyler: bir anahtar açılır ve kapanır, her şey sıfır ve birle yazılır, işlemci bir buyruğu alır, anlar ve yapar.
Seride meraklı bir çocuk olan Bilge ile küçük robot arkadaşı Yonga var. Bilge sorar, Yonga anlatır. Kumdan yonga nasıl çıkar, bilgisayar neden ısınır, önbellek ne işe yarar, bir program nasıl makine diline dönüşür. Her kitabın sonunda kısa bir "Bugün Ne Öğrendik?" özeti var.
426 sayfa, her sayfanın kendi çizimi var. Kapaklarla birlikte 458 özgün görsel. Tarayıcıda okunuyor, isteyen PDF ya da EPUB indiriyor.
Bir şeyi de açıkça söyleyeyim. Bu seriyi birkaç yayınevine anlattım, destek çıkan olmadı, çoğundan yanıt bile gelmedi. Açık erişimi ilke olarak zaten tercih ediyorum, kitaplar bu yüzden ücretsiz. Ama çocukların kitabı eline alıp sayfasını çevirme deneyimini yaşayamıyor olması benim için bir eksiklik.
Ülkemizde yayıncılığın mürekkep ve kağıt masrafını hesaplamanın ötesine geçmesi gerekiyor. Bir eserin değeri satacağı kopya sayısıyla ölçülmüyor.
Basmak isteyen bir yayınevi çıkarsa kapım açık. Tek koşulum, kitapların dijitalde ücretsiz kalması.
https://t.co/o5sHPrIwzT
BES havuzu 2,4 trilyona ulaşmış. %40'a yakını kıymetli maden, %16'sı da hisse senedi, Kamu borçlanma araçları %20 olmuş.
Sadece fonu alıp emekliliği beklemek en büyük hatadır.
BES aktif yönetilmesi gereken bir süreçtir.
BES Fon seçimlerim ve Önemli Detaylar..
Gümüş yatırımında #Kgc ya da #Gmf fonu değerlendirilebilir. Benim portföy de var
#KML: Agesa Kıymetli Madenler FonuAltın Yatırımında.
#Gha Fonu #Aga fonu #CFA: Qnb Altın Fonu
#VGA Altın Katılımda güzel.
Hisse Seneti Fonu #Geh fonu #Hes #Mhh bir tık iyi getirisi var..
#VEL Para Piyasası EYF
Değişken Fon #Nhn #Fjg Değişken hem hisse seneti, Bono ve Fonlar yabancı hisse seneti güzel bir fondur
Teknoloji Fonu #FFC favorim Çok başarılı bir BES fonu
#TBJ: Türkiye Hayat Teknoloji Hisse Senedi Fonu beğeniyorum.
#Keh (Katılım Hisse Senedi Fonu) başarılıdır.
#HHY Karma başarılıdır.
Yılda tam 12 kez fon dağılımı değişikliği hakkınız var. Piyasa koşulları değişirken portföyünüz sabit kalmamalı.
Trend Takibi (3-4 Ay Kuralı): Piyasalar döngüseldir. Fonlarınızı piyasa trendlerine (konjonktüre) göre 3-4 ayda bir gözden geçirin.
Örnek: Borsa rallisindeyken hisse fonlarına, riskler artınca altın/gümüş fonlarına, faizler zirvedeyken borçlanma araçlarına geçiş yapın.
Devlet Katkısını Unutmayın:Yatırdığınız her tutar için %20 devlet katkısı alıyorsunuz. Bu katkı fonlarını da (izin verildiği ölçüde) "Devlet Katkısı Fonları" içinde en iyi yönetilenlere yönlendirmeye çalışın.
Sepet Yapın: Tüm yumurtaları aynı sepete koymayın. %40 Kıymetli Maden, %30 Teknoloji, %30 Yerli Hisse gibi (döneme göre değişen) bir dağılım riski böler, getiriyi dengeler.
Bu bilgiyi beğendiyseniz RT yapın, herkes faydalansın! Bilgi paylaştıkça çoğalır.
#Bes #Emeklilik #Besfon