“Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır.” Yatmadan önce düşünceler; üstad ın benimle aynı imani çizgileri paylaşması ve bunu şiirselleştirmesi ve benim bunu yeni farketmem..
🔴 Yargıtay’ın "ağır hukuk hatalarına" işaret ederek bozduğu Yusuf Ziya Gümüşel davasında, İstinaf Mahkemesi uyarıları yok sayarak kararında direndi.
İşte Yargıtay’ın tespit ettiği hukuksuzluklar ve İstinaf’ın yanıtları:
- Yargıtay, bu davada çok ciddi hukuk hataları yapıldığını söyleyerek kararı bozdu. Ancak İstinaf Mahkemesi, Yargıtay’ın uyarılarını yok saydı.
Yargıtay, ses kayıtlarının "yasal bir delil" olup olmadığının araştırılması gerektiğini söyledi.
- İstinaf "Ben o kayıtları delil olarak kullanmadım" iddiasında bulundu. Oysa ki, dava dosyası ve iddianame baştan sona bu kayıtlar üzerine kuruluydu.
- Yargıtay, mağdurun yaşıyla ilgili resmi kayıtların eksik olduğunu ve tanıkların mutlaka dinlenmesi gerektiğini belirterek bunu bozma gerekçesi saydı.
- İstinaf resmi belgelerin incelenmesini reddetti ve "Resmi belgeleri incelersem devletin tüm belgelerini tartışmalı hale getiririm" gibi hukuk literatüründe görülmemiş bir gerekçe sundu.
- Yargıtay, 2013 yılında verilen "Kovuşturmaya gerek yok" kararının usulsüzce yok sayıldığını belirterek, bu kararın davanın temelini sakatladığını vurguladı.
- İstinaf, Yargıtay'ın bu tespitini görmezden geldi. "Ben, Hatice Kübra Gümüşel'in 14,5-15 yaşlarında olduğu dönemdeki suçları cezalandırdım" diyerek direndi.
Mahkemenin daha önceki kararlarında "6 yaşından itibaren istismar" iddiası temel alınmıştı. İstinaf, şimdi "14-15 yaş" diyerek çelişkiye düştü. (Yeni Şafak)
🔴 Taha Kılınç:
Çeteleşmiş saldırgan sokak köpekleri konusunda çok yazdım.
Hatta "Yine mi" dedirtecek kadar yazdım.
Ses çıkarırsak, bu kadar net ve halkın en az yüzde 80'inin çözülmesi noktasında müttefik olduğu böylesine bariz bir problemin halledileceğini umdum.
Ama sonra baktım ki mesele düşündüğümden derin.
Bir yanda "mama lobisi" olarak tanımlanan milyar dolarlık vurguncular, bir yanda "hayvan barınağı" inşası adı altında kamu malını israfta yarışanlar, bir yanda kendi korunaklı rezidanslarından sıradan vatandaşın yaşadığı gerçek acıları gör(e)meyenler, bir yanda tamamen saf duygularla karşımızdaki "biyolojik terör" faaliyetini fark etmeden hayvanseverlik yapanlar, bir yanda meselenin altını sözde islâmi delillerle doldurmaya çalışanlar…
Bu noktaya bir günde gelmedik elbette. İlk adımda, çarpık bir hayvanseverlik anlayışıyla, saldırgan
köpeklerin itlafı kanunla yasaklandı.
Ardından, doğası gereği yırtıcı olan bu hayvanlar, yine kanunla "can" olarak tanımlanıp koruma altına alındı.
Eş zamanlı olarak, İslâmî camianın birçok ünlü ismi "patili dost", "can dostlarımız", "Allah'ın dilsiz kulları" güzellemeleri yaparak kamuoyunu meseleye alıştırıp ısındırdı.
Dini açıdan mahzurlarını hiçe sayarak, kucaklarında köpeklerle pozlar verdi.
Tüm bunlar olurken yaylalardan meralara, çocuk parklarından okullara, hastanelerden restoranlara, her yer köpekle doldu.
Böylesine büyük bir problemin tek çözümü, doğasında yırtıcılık ve çeteleşme bulunan köpeklerin sokaklardan toplanarak kısa süre içinde topluca itlaf edilmesidir.
Aklın, mantığın, modern dünya standartlarının ve İslâm'ın, artık hangisini bağlayıcı görüyorsanız, öngördüğü çözüm budur.
İnsan eşref ve mükerrem bir varlıktır. İnsana zarar veren her canlı, zararsız hale getirilir.
Sivrisineğe nasıl acımıyorsak, köpeğe de acıyamayız. Köpek, kutsal ve dokunulmaz bir canlı türü değildir.
Peki, çözüm olabilecek mi? Uzun uzun yazdım, ama doğrusu zannetmiyorum.
Zira, problemi çözme iradesini elinde bulunduranların kafası karmakarışık ve meseleye maalesef insanın kıymeti zaviyesinden bakmıyorlar.
Hal böyle olunca, 21. yüzyılda çocuklarımızın köpekler tarafından parçalanmasını acı acı seyrediyoruz.
“Fars diyarında Şâhertâ adlı bir kaleyi kuşattık. Bir ay sürdü. Bir gün sabah baskını yapmayı umarken öğle vakti geri çekildik. Bizden bir köle geride kaldı. Kale halkı ondan eman istedi. O da bir oka eman yazıp kaleye attı.
Biz geri döndüğümüzde kale halkı silahlarını bırakmış, dışarı çıkmıştı. ‘Ne oldu?’ dedik. ‘Bize eman verdiniz’ dediler ve eman yazılı oku gösterdiler. Biz: ‘Bu bir köledir, kölenin böyle bir yetkisi yoktur’ dedik. Onlar ise: ‘Biz sizin kölenizle hürünüzü ayırt edemeyiz; bize eman verdiniz’ dediler.
Bunun üzerine durumu Ömer b. el-Hattâb'a (ra) yazdık. O da şöyle cevap verdi:
‘Müslüman kölenin verdiği eman da Müslümanların emanıdır.’
Bunun üzerine ele geçirmek üzere olduğumuz ganimetlerden vazgeçmek zorunda kaldık.”
(Abdürrezzâk, el-Musannef, nr. 10268)
Ah namaz kılan idareciler ah! Tarih sizi İslam kadınını annelik ve ev hanımlığı dışında tır şöförlüğüne kadar hemen her alanda çalışmaya teşvik ederek aileyi çökerten insanlar olarak hatırlayacak!
🔴 Siyer'den Bunu Biliyor Muydun? 15
✍️ Lütfen, buyrun...
1— Abdulmuttalib'in saçları gümüşe çalan bir sarıya kaçardı. Boyu epey uzun heybetli idi.
2— Fil olayı/ebabil kuşları, Hz. Muhammed'in doğumundan hemen önce olup 40 yıl sonra da Kur'an ayetlerine sahne olmuştur. Eğer bu olay uydurma olsaydı Mekkeliler bunu alaya alırlardı.
3— Kâbe temeli ile Mescid-i Aksa temeli arasında 40 yıl var. Ebû Zerrin sorusu üzere "40 yıl" cevabını veren Resûlullah s.a.v'in bu izahatları olduğu gibi Müslim kaynağında buna yer verir.
4— Miraç hadisesi sadece bir kez yaşanmamış. Müteaaddid yani bir çok kez yaşanmıştır. Rivayetler bunları geniş yelpazede serdedip güzelce izah eder. Önemli olan nokta şudur; Miraç hadisesi bedenen/fiziksel sadece bir kez yaşanmış olup o da hicretten bir buçuk yıl öncedir. Ondan sonra olan tüm Miraç hadisesi rüya ile olmuştur.
5— Göğsün yarılması 2 kez yaşanmıştır; biri henüz küçük iken Halime hatunun diyarında, diğeri ise Miraç hazırlığı yapılırken göğsünün piru pak haline getirilmesi adına yapılan ilahi bir mudahale/operasyondur. Ancak bu ikinci ameliyatın uyku-uyanıklık arasında yapıldığını söyleyen alimlerin olduğunu da kaydedelim. Resûlullah a.s, Medine’ye yerleştikten sonra bu ameliyat izini Hz. Enes r.a bize anlatacaktır. Bu da fiziksel bir müdahale olduğunu beyan eder.
6— Resûlullah s.a.v bir devlet başkanı olarak iki vezir edinmiştir. Bunlar Hz. Ebubekir r.a ve Hz. Ömer r.a idi. Her gece bu ikisiyle beraber Hz. Ebubekir'in evinde devlet işlerine analiz etmek, konuşmak ve İslam aleminin geleceğini konuşurlardı. "Gök yüzünün veziri Mikail ve Cebrail'dir, yeryüzünün ise Ebubekir ve Ömer'dir" kaydı da burada dursun.
7— Resûlullah s.a.v, sabah ile ikindi arası vakti tebaasına ayırır, ikindiden sonrasını da hanımlarına ayırırdı. Onları toplayarak onlarla muhabbet eder, mizah ve hikaye, menkıbelere yer vererek ortamı şenlendirirdi. Canlı ve atik idi. Kimi zaman buna kızları da müdahil olup zaman geçirirdi.
8— Müthiş bir ruh ve zarafete sahipti; yer yer Medine ortasında oynayan çocuklara eşlik ederek onlarla zaman geçirir, ok atışı yapar, at yarışı dizayn ederdi. "Çocuklarınıza ikram edip, ihsanda bukunun" telkini bunun bir yansımasıdır. Araplar, çocuklara değer vermeyen bir milletti. Çocuğunu öpemeyen koca koca adamlar, İslam’ın gelişiyle sosyal hayatın normlarını öğreniyorlardı.
9— Uhud Gazvesine kadar da Kadınlar mirastan pay alamazlardı. Hatta kişinin arkadaşı, kadının mal almasına tercih edilirdi. Necaset muamelesi gören kadınlar, Uhud harbinden sonra Ayetin müdahalesiyle kadınlar erkek gibi miras hakkına sahip oldu, vurgusu net bir şekilde yapıldı. Bu devrim ile tüm kadınlar coştu, adeta haykırıyordu. Bu tarihte görülmüş en büyük devrimlerden biridir. O gün Yahudilik-Hristiyanlık başta olmak üzere herkes kadını sıradan bir cisim olarak görürdü. Allahu Ekber.
10— Erkeklerle beraber ibadet etme şansına sahip olamayan kadınlar, Resûlullah’ın [a.s] gelişiyle durumlar değişti. Burda da muazzam devrimler gizlidir. Oruç, namaz vb ibadetleri erkeklerle beraber yerine getiriyor. Üstelik caminin bir kısmı onlara tahsis edildi, ders günleri ayarlandı. Ensar bile bu şoku atlatamıyordu. Mekke'de de durum aynıydı. Artık Kâbe’de kadınlar da erkeklerle beraber tavaf yapabilecekler. Arabistan bir medeniyetle tanışıyordu. Yürekleri ağza getiren bu toplumsal normlar, değerler hicretin dokuzuncu yılında heyetler yılına sebep oldu. Elhamdulillah âla nimeti'l-İslam.
📺 Medya, bir silahtır. Yine bir nimet ve nikmettir. İyi kullanan nimeti eda eder, kötü kullanan ise nefsini heba edip azap eder. Bu mecrada en çok bizim Peygamberimiz [s.a.v] konuşulmalı, anlatılmalıdır. Bu içerikleri hazırlayıp fırına atıp buraya takdim edeceğiz. Sizler de paylaşarak her mümine ulaştırabilirsiniz. Her yer Nebi ve gül koksun. Her yer Kur'an tefsiri olsun. "Sebep olan, yapan gibidir" muştusuna mazhar ol. İbrahim Kaya kardeşinize dua etmeyi unutmayın. Allah c.c, sizi ve ehlinizi muhafaza buyursun. 🌹🌹
—https://t.co/QBpsoLVMTE
Değerli Cumhurbaşkanım, Sn. Bakanlarım,
Değerli büyüklerimizden adaletin tecelli etmesini istiyoruz.
Babam asla söylemediği, söylemeyeceği ifadeler üzerinden birkaç öğrencinin sözde şikayetiyle tutuklandı.
Babam kendi halinde 34 yılldır eğitim veren bir öğretmen. Öğrencileri güzel ahlak ile yetişsin, kalemi kitabı sevsin, vatanına milletine ailesine hayırlı olsun diye 34 yıldır saçlarını ağarttı.
Böyle bir vatan evladı öğretmenin bayram günü cezaevinde ailesinden uzakta olmasını istemiyoruz.
Sadece babamızın yanımızda olmasını istiyoruz. Bize yardım etmenizi istirham ediyoruz.
#ramazanhocayaözgürlük
@RTErdogan@abakingurlek@mustafaciftcitr@sarseven
Hazmedemiyorum.
İlkine niye kelepçe takılmadı diye değil.
Diğerine niye kelepçe takıldı ve tutuklandı diye.
34 yıllık öğretmenin itibarını kim geri getirecek?
Suç sabit mi değil mi ona Mahkeme karar verecek ama benim kararım nettir:
Hazmedemiyorum.
🔴 Suriyeli ilim adamı Abdurrezzak Mehdi:
Asla unutmayacağız… 2016 yılında Hamaney, ‘şehadet kapısının’ açıldığını ilan ederek Suriye’de cihat çağrısı yapan bir fetva verdi. Şam’daki savaşı küfre karşı bir mücadele olarak tanımladı ve Hizbullah’a, Dera’daki protestoların başından itibaren Beşşar Esad’ı destekleme talimatı verdi.
El-Mahatta’daki el-Ömeri Camii’nde ibadet edenleri öldürdüler, Kur’an-ı Kerim nüshalarını yaktılar. Ardından Irak ve İran’dan milisler gönderildi; bu milisler on binlerce Suriyeliyi öldürdü. Çocukları katledip kadınlara tecavüz ederlerken askerlerine cennet vaadinde bulunuyordu.
Ve Hamaney şöyle diyordu: ‘Tahran’da savaşmak zorunda kalmamak için Suriye’de savaşıyoruz.’
@aforizmacburger@by_dyt@kiyaslayan Zihni geriliğiniz mi var, o zaman üni seçmenin ne alemi var, baraj geçmeyle gidilen Kıbrıs üni görünümlü dershaneden boğaziçine yatay geçiş yapsın herkes, niye sınav kasılsın..!