Her şeye rağmen iyi kalabilmiş insanları seviyorum. Canı yanmış ama başkasının canını yakmayı aklından bile geçirmemiş insanları… Hayat onları hırpalamış, kırmış, hayal kırıklığına uğratmış belki ama yine de içlerindeki iyiliği kaybetmemişler. İşte en çok onlara saygı duyuyorum.
Çünkü insanın canı yandığında içinden bir şeyler değişiyor. Daha mesafeli olmayı öğreniyorsun, daha temkinli olmayı… Bazen de kalbini korumak için duvarlar örüyorsun. Ama bazı insanlar var ki o duvarların arkasında bile yumuşak kalmayı başarıyor. Kötülük gördü diye kötü olmayı tercih etmiyor. Madem bana böyle yapıldı, ben de yaparım demiyor. Bu, sandığımızdan çok daha büyük bir güç aslında.
İyi kalabilmek bir tercih. Kolay değil, hatta çoğu zaman zor. Haksızlığa uğradığında susmak değil bu; sadece kalbini karartmamayı seçmek. Başkasının hatasını kendi karakterine dönüştürmemek. Acıyı taşımak ama onu başkasına bulaştırmamak.
Ben böyle insanları seviyorum. Yanlarında kendini güvende hissediyorsun çünkü ne yaparlarsa yapsınlar niyetleri temiz. İçlerinde bir hesap yok, gizli bir öfke yok. Kırılmış olabilirler ama kırıcı değiller. Yorgun olabilirler ama vicdanları hâlâ ayakta.
Dünya zaten yeterince kötü. Bir de herkes birbirine diş bileyerek yaşasa çekilmez olurdu. O yüzden her şeye rağmen iyi kalabilmiş insanlar, bu hayatın en kıymetli tarafı. Onlar sayesinde hâlâ içimizde bir umut var. Onlar sayesinde insanlığa dair inancımız tamamen kaybolmuyor.
“Bir insanın gerçek yüzünü, senin için yapabileceği şeyler varken yapmadığında görürsün. Mesele imkân değil, önceliktir. Seni listenin sonuna atan birini, hayatının merkezinde tutma.”
Artık insanlar için gereğinden fazla çaba harcamayın. Onlar size ne kadar yaklaşırsa siz de o kadar yaklaşın. Onlar size ne kadar konuşursa siz de o kadar konuşun. Onlar sizi ne kadar dahil ederse siz de o kadar dahil edin.