Çığır açan araştırma diyorlar. Sanki insan bilinci "yeni keşfedilen bir teknolojiymiş gibi" sunuyorlar.
Oysa Mevlana sekiz yüz yıl önce neyin sesinde aynı şeyi söylüyordu. "Bişnev in ney çün hikâyet mî koned." Dinle neyden çünkü o ayrılıktan şikayet ediyor. Nereden ayrılık? Kaynaktan. Yani evrenin kendisinden. Yeryüzüne doğmak ile bir olduğumuzdan ayrılmak. Bebeklerin ağlaması. Neyin ağlaması.
İnsan bilinci evrenle bağlantı kurmaz. İnsan bilinci zaten evrenin kendisidir. Sen ayrı bir gözlemci değilsin. Evrenin kendini seyrettiği aynalardan birisin. Panteizm bunu söyler, tasavvuf bunu söyler, hermetik gelenek bunu söyler, kuantum fiziği yeni yeni kekeleyerek bunu söylemeye başlıyor. Aynı hakikat, farklı dillerde.
Ruh bedene indiğinde unutmayı seçer. Çünkü hatırlasaydı oyun biterdi. Eflatun [Batı'daki adıyla Platon] buna "anamnesis" diyordu, yani hatırlama. Öğrenmek yeni bir bilgi edinmek değildi, ezelden bildiğin şeyi hatırlamaktı. Sen dünyaya boş bir levha [tabula rasa dedikleri] olarak gelmedin. Sen evrenin tüm bilgisini taşıyan bir kodla geldin ve o kod her hücrende katlanmış duruyor.
Şimdi sana laboratuvarlarda bilinç deneyleri yapıldığını söylüyorlar. CIA belgeleri açılıyor, astral seyahat dosyaları ortaya çıkıyor, DeepMind makine bilinci için filozof işe alıyor. Hepsi aynı kapıyı farklı anahtarlarla zorluyor. Oysa kapı içeriden açılır. Sen o evrensel bilginin bir parçası değilsin, sen o bilginin kendisisin.
Araştırma bunu doğrulamıyor, sadece hatırlatıyor. Hakikat hep birdi.
NASIL KONUŞULUR?
İyi konuşmak bir yetenek olabilir; bazıları için mecburiyettir.
Bir MIT profesörü, tam 40 yıl boyunca her Ocak ayında aynı dersi verdi. Her seferinde salonda ayakta duracak yer bile kalmıyordu. Adı Patrick Winston. Dersin adı: "Nasıl Konuşulur?" (Türkçe altyazıyla)
Bu dersin videosu sosyal medya mecralarında on milyonlarca kez izlendi.
Açılış cümlesi adeta bir manifesto niteliğinde: "Hayattaki başarınız büyük ölçüde; konuşma yeteneğiniz, yazma yeteneğiniz ve fikirlerinizin kalitesine bağlıdır... Aynen bu sırayla."
Not ortalamanız, CV’niz ya da IQ’nuz değil; nasıl konuştuğunuz, sesini duyuranlar ile kalabalıkta kaybolanlar arasındaki tek farktır.
İşte Winston’ın 40 yıl boyunca MIT öğrencilerine öğrettiği o stratejik çerçeve:
1. "Güçlendirme Vaadi" ile Başlayın
Asla bir şaka ile başlamayın. İnsanlara tam olarak ne öğreneceklerini söyleyerek başlayın. Winston buna "Empowerment Promise" diyor: İlk 60 saniye içinde dinleyiciye o koltukta kalması için gerçek bir neden verin.
2. Kalıcı Fikirlerin 5S Kuralı
Bir fikrin zihne kazınması için şu 5 elementten en az üçüne sahip olması gerekir:
Symbol (Sembol): Görsel hafızaya hitap eden bir işaret.
Slogan: Akılda kalıcı, kısa bir motto.
Surprise (Sürpriz): Beklenmedik bir ters köşe.
Salient (Belirginlik): Dikkat çeken, vazgeçilmez bir detay.
Story (Hikaye): Bilgiyi duyguyla birleştiren anlatı.
3. "Neredeyse Doğru" (Near Miss) Tekniği
Sadece neyin doğru olduğunu anlatmayın. Doğruya çok benzeyen ama yanlış olanı da gösterin. Beyin, aradaki o ince kontrastı gördüğü an bilgiyi kalıcı olarak kilitler.
4. Özetle Değil, Katkıyla Bitirin
Kapanışı asla bir özetle yapmayın. Az önce söylediklerinizi tekrarlamak yerine; insanlara o salona girmeden önce sahip olmadıkları, ancak artık yanlarında götürebilecekleri o "değeri" hatırlatın.
Patrick Winston 2019’da aramızdan ayrıldı ama bu efsanevi ders hala MIT OpenCourseWare üzerinde ücretsiz. Milyonlarca kez izlendi ve sunduğu değer paha biçilemez.
Winston bu başarıyı şu matematiksel formülle özetliyor:
Başarı = f(I, K, T)
(Ideas): Kaliteli Fikirler
(Knowledge/Comm.): İletişim Becerisi
(Time): Pratik yapmak için ayrılan zaman.
MIT’nin paylaştığı en önemli ders kodlama ya da karmaşık matematik üzerine değil; insanların sizi gerçekten dinlemesini nasıl sağlayacağınız üzerine.
Prof. Dr. Halil İnalcık:
“Atatürkçü olmak dindar olmaya engel değildir. ‘Atatürk dini kaldırdı’ propagandası sadece bir siyasi araçtır, gerçek değildir.”
Bakın size bir şey söyleyeceğim ve bu çoğunuzun midesini bulandıracak ama fizik umursamıyor midenizi. Ölüm diye bir şey yok. Tanrı diye bir şey yok. İkisi de aynı yerden üretilmiş kavramlar ve o yer sizin beyninizin prefrontal korteksi. Nokta. Biz dediğiniz şey nedir? Yetmiş kilo karbon bazlı molekülün içinde dönen elektrik sinyalleri. Bilinç dediğiniz olay nöronlar arası sinaptik boşlukta atlayan iyonlar. Siz bir elektrokimyasal süreçsiniz. Romantik değil biliyorum ama kuantum mekaniği sizin duygularınıza göre şekillenmedi. Termodinamiğin birinci yasası diyor ki enerji yaratılamaz ve yok edilemez. Siz ölünce ne oluyor? Atomlarınız dağılıyor. Elektronlarınız başka sistemlere geçiyor. Enerjiniz toprağa karışıyor böceklere geçiyor atmosfere yayılıyor. Bu kadar. Cennet yok cehennem yok mahkeme yok. Sadece entropi var ve entropi artıyor. Dostoyevski demiş tanrı ölüm korkusundan duyulan acıdır diye. Adam edebiyatçı olarak fiziğin sonucuna varmış farkında olmadan. Beyin ölümü tahmin eden bir makine ve tahmin edemediği şeylere tanrı etiketi yapıştırıyor. Binlerce yıldır yıldırıma tanrı dedik hastalığa tanrı dedik depreme tanrı dedik. Sonra maxwell denklemlerini yazdı sonra parazit teorisi geldi sonra tektonik plakalar keşfedildi. Tanrı her seferinde küçüldü çünkü tanrı bilgisizliğin placeholder ı. Beyin ölüm anında kısa süre aktif kalıyor diye tünelin sonundaki ışık hikayesi anlatıyorsunuz. O ışık oksijensiz kalan nöronların son firing paterni. Dmt salgısı. Biyokimyasal bir veda töreni. Metafizik değil nörobilim. Kuantum alanında parçacıklar yoktan var olup yok oluyor diyeceksiniz. Evet ama bu sizin ruhunuz değil vakum enerjisi dalgalanması. Heisenberg in belirsizlik ilkesini ruh kanıtı olarak kullananlar lütfen önce schrödinger denklemini bir açsınlar. Evren on üç nokta sekiz milyar yaşında. Sizin türünüz iki yüz bin yıldır var. Bu evrenin tarihinde göz kırpma bile değil. Ve siz bu göz kırpmanın içinde oturup evrenin yaratıcısının sizinle kişisel ilgilendiğini düşünüyorsunuz. Bu kibir değilse nedir. Kalıcı olan iki şey var demişler biri ölüm biri tanrı diye. Yanlış. Kalıcı olan tek şey enerji dönüşümü. Geri kalan her şey primat beyninin ürettiği hikaye. Güzel hikayeler ama fizik hikaye dinlemiyor. Fizik denklem çözüyor. Rahat etmek istiyorsanız dua edin sorun yok. Ama gerçeği istiyorsanız termodinamik kitabı açın. ikisi aynı anda olmuyor maalesef.Biraz sert oldu farkındayım ama wake up!
İmam Gazali'nin 'dil belası' kitabında Hz. İsa'nın şöyle bir sözü geçiyor; "yalanı çok söyleyenin güzelliği, insanlarla inatlaşanın da iyiliği gider vücudu hastalanır. ahlakı kötü olanın da daima canı sıkılır ve sıkıntı içinde kalır."
Cumhuriyet, 1929’da lisede JEOLOJİ dersi okutuyordu.
-Kendi uçağını, aşısını, buğdayını, şekerini üreten ve geleceğe umutla bakan bir eğitim sistemi vardı.
-Akıla, bilime dayanan bir eğitim sistemiydi.