Resmî Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile Türkiye’nin 2026-2030 Yapay Zeka Eylem Planı yürürlüğe girdi.
Planı önemli ve kıymetli buluyorum.
Önümüzdeki yıllarda dijital veri güvenliğinin, en az sınır güvenliği kadar önemli bir millî mesele hâline gelmesi kaçınılmaz.
Bu nedenle “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” yaklaşımı, yapay zeka çağında tam olarak ihtiyacımız olan perspektifi ortaya koyuyor.
Ulusal Yapay Zeka Fonu’nun oluşturulması, egemen yapay zeka altyapısının güçlendirilmesi ve 10 milyar dolarlık yatırım hedefi Türkiye’nin bu yarışta iddialı olması açısından önemli adımlar.
Üstelik Türkiye bu yarışa sıfırdan başlamıyor.
TÜBİTAK BİLGEM’den T3 Vakfı/Baykar ekosistemine, HAVELSAN’ın geliştirdiği 9 milyar parametreli modele kadar elimizde büyütebileceğimiz ciddi bir yerli kapasite var.
Türk dünyası için ortak bir yapay zeka modeli geliştirilmesi hedefini de ayrıca önemsiyorum. Çünkü yapay zeka yalnızca teknoloji üretmiyor; dili, kültürü ve ortak hafızayı da geleceğe taşıyor.
Bu noktada önümüzdeki dönemde üzerinde özellikle durmamız gereken konulardan birinin de veri egemenliği olduğunu düşünüyorum.
2 bin kamu veri setinin Ulusal Veri Kütüphanesi’nde erişime açılması önemli bir adım.
Burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soru da var: Kendi güçlü yapay zeka modellerimizi geliştirene kadar bu büyüklükte bir veri ekosisteminin yabancı modeller tarafından işlenmesi gerektiğinde, veri güvenliğini ve egemenliğini nasıl teminat altına alacağız?
Bu süreçte hangi verilerin, hangi modellerle ve hangi şartlarda işlenebileceğine ilişkin sınırların şimdiden belirlenmesi büyük önem taşıyor.
Yeni yapay zeka teknolojilerini kontrollü alanlarda denemeye imkân tanınması da önemli. Bu kadar hızlı gelişen bir teknolojiyi uzaktan izleyerek değil, deneyerek ve üreterek yakalayabiliriz.
Planın beni en çok heyecanlandıran hedeflerinden biri ise iki yılda 5 milyon vatandaşımıza yapay zeka okuryazarlığı kazandırılması.
Bunu başarabilir ve aldıkları eğitimi üretime, girişimciliğe, yeni mesleklere ve istihdama dönüştürebilirsek, yapay zekanın oluşturacağı büyük ekonomik dönüşümde Türkiye için önemli bir fırsat yakalayabiliriz.
50+1 ve Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi değişecek.
Meclis yeniden itibar kazanacak.
Mülakat adaletsizliği bitecek.
Liyakat yeniden devlet yönetiminin esası olacak.
Siyasetin ticarete, ticaretin devlete bulaştığı düzen sona erecek.
Biz bu milletin kendisiyiz ve millet olarak memleketimizi yeniden ayağa kaldıracağız.
Son mermisine kadar vuruşmuş EVLATLARIMIZIN katilleri ile sizin ne işiniz var.?
Genel Başkanımız Sayın
Yavuz AĞIRALİOĞLU
@yavuzagiraliog#YavuzAğıralioğlu
Çerçeve yasada “suça bulaşmamış” diyorsunuz...
Önce bunun tanımını yapın!
Bir terör örgütünün planını yapan, eleman bulan, silah temin eden, lojistiğini sağlayan kişi ‘suça bulaşmamış’ sayılabilir mi?
O metne imza atan sayın milletvekilleri: Vah size vah!
Sayın Hazine ve Maliye Bakanı,
“Zorlu küresel ve jeopolitik koşullara rağmen dezenflasyon devam ediyor.” diyorsunuz.
O hâlde millet adına biz de soruyoruz:
TÜİK, Temmuz ayı enflasyonunu aylık %1,78, yıllık ise %31,75 olarak açıkladı.
Şimdi bu tabloya hangi başarı hikâyesini sığdıracaksınız? Hangi rakamlarla milleti ikna etmeye çalışacaksınız?
Çünkü milletin yaşadığı gerçek bambaşka…
Bugün Avrupa Birliği’nde enflasyon ortalama %2,9, OECD’de %4,6, Türk Cumhuriyetlerinde yaklaşık %5, Müslüman ülkelerde %5-7, Afrika ülkelerinde ise %7-8 seviyesinde.
Türkiye ise %31,75 ile bu grupların tamamından açık ara daha yüksek enflasyona sahip.
Madem sorun küresel ve jeopolitik gelişmeler…
Avrupa da aynı küresel ekonominin içinde değil mi?
OECD ülkeleri aynı belirsizliklerle karşı karşıya değil mi?
Türk Cumhuriyetleri aynı bölgesel riskleri yaşamıyor mu?
Aynı dili ve tarihi paylaştığımız Türk Cumhuriyetleri enflasyonu tek hanede tutabiliyor. İç savaşların, kuraklığın ve tedarik zinciri krizlerinin yaşandığı birçok Afrika ülkesi bile Türkiye’den daha düşük enflasyonla mücadele ediyor. Hatta savaşın yıktığı Suriye’de bile enflasyonun Türkiye’nin altında olduğu bir tabloyla karşı karşıyayız.
O hâlde millet adına bir kez daha soruyoruz:
Sorun gerçekten dış güçler ve küresel gelişmeler mi, yoksa yıllardır sürdürülen yanlış ekonomi yönetimi mi?
Yıllardır Türkiye’nin dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına gireceği söylendi.
Ne yazık ki bugün dünyanın ilk 10 ekonomisi arasında değiliz. Ama enflasyonda dünyanın en yüksek oranlarına sahip 5. ülkesiyiz.
Bunun adına başarı değil, ekonomik başarısızlık denir.
Enflasyon kader değildir.
Türkiye’yi Avrupa ekonomileriyle değil, kriz yaşayan ülkelerle kıyaslanır hâle getiren; üretimi değil rantı, öngörülebilirliği değil belirsizliği besleyen ekonomi politikalarıdır.
Millet TÜİK’in açıkladığı rakamlara değil; boşalan pazar filesine, küçülen sofraya ve her ay biraz daha eriyen maaşına bakıyor.
Sayın Bakan, siz dezenflasyonu anlatıyorsunuz; millet ise hayat pahalılığını yaşıyor.
Siz istatistiklere bakıyorsunuz; millet kasadaki fişe bakıyor.
Ortada bir başarı hikâyesi yok.
Ortada, her geçen gün derinleşen bir geçim krizi var.
“Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!”
İktidarın söylediğiyle yaptığı arasındaki mesafe artık ekonomi politikasıyla izah edilemeyecek kadar açılmıştır.
Diyorsunuz ki:
“2027’de enflasyonu %15’e indireceğiz, 2028’de tek haneyi göreceğiz.”
Peki Hazine ne yapıyor?
Son dört ayda ortalama 22 ay vadeli borçlanmaya yıllık %41,4 faiz ödüyor. Daha geçen hafta, yaklaşık 20 ay vadeli borçlanmayı %42 faizle yapıyor.
Şimdi milletimizin huzurunda soruyoruz:
Madem iki yıl sonra enflasyon %15 olacak; devlet, iki yıl vadeli borcuna bugün neden %42 faiz ödüyor?
Millet sizin hedeflerinize inansın istiyorsunuz da, piyasa neden inanmıyor?
Daha mühimi; Hazine neden inanmıyor?
İşçiye, memura, emekliye gelince önlerine enflasyon hedefini koyuyor, “Fedakârlık edeceksiniz.” diyorsunuz.
Ama borçlanmaya gelince kesenin ağzını açıyor, hedeflediğiniz enflasyonun neredeyse üç katı faize razı oluyorsunuz.
Millete %15’lik hesabı anlatıp, paraya %42’lik hesabı ödeyemezsiniz!
Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!
Merhum Erbakan Hoca'nın sözüyle söyleyelim:
“Sizi gidi faizciler sizi!”
Üstelik bu faizi hükûmet kendi cebinden ödemiyor.
Bu faturayı vergisini veren vatandaş ödüyor.
Üreten sanayici, toprağını eken çiftçi, kepengini açan esnaf ödüyor.
İşçi ödüyor, memur ödüyor, emekli ödüyor.
Ekonomi güvenle yönetilir. Güven de sözle değil, tutarlılıkla kurulur.
Bugün hükûmet ne söylerse söylesin, rakamların söylediği başka bir şey vardır:
Hükûmetin ilan ettiği enflasyon hedefine, millet bir yana, kendi Hazinesi bile inanmıyor!
Sayın Hazine ve Maliye Bakanı,
Haziran ayında işsizlik oranının yüzde 7,6 ile tarihî düşük seviyeye gerilediğini söylüyor, bunu da bir başarı hikâyesi olarak anlatıyorsunuz.
Biz de millet adına soruyoruz:
Madem işsizlik bu kadar düştü;
Üniversite mezunu yüz binlerce evladımız neden aylarca, yıllarca iş arıyor?
Neden gençlerimiz diplomalarını duvara asıp valizlerini hazırlıyor?
Neden bu memleketin yetiştirdiği doktorlar, mühendisler, yazılımcılar, akademisyenler geleceklerini kendi vatanlarında değil, ilk fırsatta başka ülkelerde arıyor?
Ve madem tablo bu kadar parlak…
Dar tanımlı işsizlik yüzde 7,6 ise, atıl iş gücü neden yaklaşık yüzde 29?
Bu iki rakamdan hangisi milletin yaşadığı hayata daha yakındır?
İstatistik başka şeydir, hakikat başka şeydir.
Bir insan iş aramaktan vazgeçmişse, onu iş sahibi sayabilirsiniz; ama umut sahibi sayamazsınız.
Diplomasına uygun iş bulamayan bir gence “çalışıyor” diyebilirsiniz; fakat yıllarını, emeğini ve hayallerini kaybettiği gerçeğini rakamların arasına saklayamazsınız.
Bizim meselemiz yalnızca işsizlik değildir.
Bizim meselemiz, nitelikli insanın kıymet görmediği bir düzenin kurulmuş olmasıdır.
Bizim meselemiz, alın terinin önüne referansın; liyakatin önüne kayırmacılık algısının geçmiş olmasıdır.
Bugün gençlerimiz, “Daha iyi nasıl yetişirim?” diye düşünmüyor.
“Bu ülkede bana sıra gelecek mi?” diye düşünüyor.
İşte asıl tehlike budur.
Bir devletin en büyük hazinesi petrolü değildir.
Altını değildir.
Dövizi değildir.
Bir devletin en büyük serveti, yetişmiş insanıdır.
Siz yetişmiş insanınızı kaybediyorsanız, aslında yarınınızı kaybediyorsunuz demektir.
Ekonomi yalnızca tabloların düzelmesi değildir.
Ekonomi; gençlerin bavul hazırlamadığı, annelerin evlatlarını başka ülkelere uğurlarken gözyaşı dökmediği, diplomanın değer gördüğü, emeğin karşılığını bulduğu, liyakatin istisna değil kural olduğu bir memleket kurabilmektir.
Rakamlarla algı oluşturabilirsiniz.
Ama evladına iş bulamayan bir babanın mahcubiyetini…
Diplomasıyla işsiz dolaşan bir gencin sessizliğini…
Ve umutlarını başka ülkelere emanet etmek zorunda kalan bir neslin kalp kırıklığını hiçbir istatistik örtemez.
Türk siyasetinin gelecekteki 25 yılı.!
🔴 Öyle bir oraya bir buraya yanlayan değil
🔵 Dün konuştuğunu bugün inkar edenlerden hiç değil
🔴 Oy uğruna herkesin elini sıkan yüzünü okşayan değil
🔵 Devlet Adamlığının Son Temsilcisi
🔴 %1 de alsa % 51 de alsa arkasında sıra dağlar gibi duracağımız yol başcımız
@yavuzagiraliog
"Devlet millet düşmanlarına tebessüm etmemiş, Vatan millet hasımlarına gülmemiş"
Anahtar parti nasıl olur da %10 bandına yaklaşır ve hızla büyür'ün cevabı
⬇️⬇️
🇹🇷TÜRK Milleti Devlet ADAMI'nı sever ♥️
@yavuzagiraliog@anahtarparti
Kadırga yaylası analizim
Genel Başkanımız sn Yavuz AĞIRALİOĞLU İle kadırga yaylası şenliklerine katılım sağladık.
Trabzon'a ilk inişinden yaylada alanı terk ettiği ana kadar genel başkanımıza olan ilgi alaka gerçekten Türk milletinin yeni bir yol aradığının ve bu umudun adının da Sn Yavuz AĞIRALİOĞLU olduğunun kanıtıydı.
Vatandaşlarımız ; Asker yolu bekler gibi gurbetteki evladının eve dönüşü gibi bir heyecanla hoş geldiniz Başkanım diyerek sarılmaları sarılmak için çaba sarfetmeleri, uzanan her ele her yüreğe de genel başkanımızın aynı duygularla dokunması çok güzeldi.
Cuma vakti namazı üstü açık camide kılarken cami cemaati ile girişte ve çıkıştaki sıcak sohbeti, nasihatları ve söylenen her sözü cümle bitene kadar sabırla dinlemesi, söylenmesi gereken her cümleyi söylemesi ...Dinleyenlerin Allah yolunu bahtını açık etsin sözlerine karşılık kendinden emin olarak Allah'a emanetsiniz alacağız memleketimizi diyerek vedalaşması...
Her zamanki gibi alanda horonu da dik oynaması ve o alanda ben sizden biriyim ben sizi bildiğim yerde bulmaya geldim dercesine o samimiyeti ve duyguyu alandaki herkese hissettirmesi.
Siyaset Halk ile yapılır Halka karşı yapılmayaz kelimesinin ete kemiğe bürünmüş hali idi kadırga şenlikleri.
Türk Siyasetinin Yeni Lideri ,Türk Halkının Yeni Umudu
Yavuz AĞIRALİOĞLU
@yavuzagiraliog@anahtarparti
#KadırgaYaylası
#YavuzAğıralioğlu
Üsküdar’da ilk günkü gibi heyecan!..
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, İstanbul Üsküdar İlçe Teşkilatımızın 1. Yıl Buluşması’nda teşkilatımız ve davetlilerimizle Valide Sultan Gemisi’nde buluştu.
Büyüyen inancımız ve teşkilat ruhumuzun gücüyle yürümeye devam ediyoruz…
İstanbul Boğazı’ndan geleceğe uzanan güçlü rota!
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, Üsküdar İlçe Teşkilatımızın 1. Yıl Buluşması’nda, Valide Sultan Gemisi’nden milletimize seslendi…
Nasıl ki Boğaz’ın suları durmadan akıyorsa; Anahtar Parti de ilk günkü kararlılık ve milletimize olan sorumluluğuyla Türkiye’nin yarınlarına yol almaya devam ediyor.
Millet bu divanda buluşuyor!
Genel Merkezimizde düzenlenen Millet Divanı buluşmalarıyla Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, Genel Başkan Yardımcılarımız ve parti kurmaylarımız vatandaşlarımızla bir araya gelmeye devam ediyor.
Dinleyen, anlayan ve çözüm üreten siyaset anlayışıyla gerçekleştirdiğimiz Millet Divanı buluşmalarında milletimizin görüşlerini, taleplerini ve önerilerini doğrudan dinliyor; ortak aklı birlikte büyütüyoruz.
Anahtar Parti Millet Divanı
📅 16 Temmuz 2026 Perşembe
🕓 16.00
📍 Anahtar Parti Genel Merkezi
Öğretmen öğretmendir!..
Genel Başkanımız Sayın Yavuz Ağıralioğlu, Ankara Ulus’taki basın açıklamasına katılarak ücretli öğretmenlerin yaşadığı sorunlara dikkat çekti. Eğitimde adaletin ve öğretmenlikte eşitliğin sağlanması gerektiğini vurgulayan Genel Başkanımız, öğretmenler arasında statü ayrımına son verilmesi ve emeğin hakkının teslim edilmesi çağrısında bulundu.