GAZZE HALKINA AKIL VEREN ŞEYHE BAKIN HELE!
Bu akıllım şunu bilmiyor galiba: Uzunluğu ise yaklaşık 41 km’dir. Gazze Şeridi’nin en dar yerleri 6 km, en geniş yeri ise 12 km.. Yüzölçümü 360–365 km² . Bu mesafe uçakların manevara alanı olamaz. Top ve tüfek menzili bir mesafe için değil uçak, Helikopter bile olmaz.. Bu Şeyh askerliğini yapmamış galiba!
Rotası ve menzili olmayan bir gemiye hiçbir rüzgarın faydası olmaz.
Yolumuz açık, pruvamız neta, ufkumuz KIZILELMA… 🚀
📍#TeknofestMaviVatan 🇹🇷🌊
📺 İzlemek için | Watch here: https://t.co/9ZaQFwZTg6
No wind can help a ship without a course or destination.
May our course be clear, our bow steady, our horizon KIZILELMA… 🚀
Dünyanın aşırı kalabalık olduğunu, bunun mutlaka azaltılması gerektiğini savunan "herifler", çıkmış utanmadan sizi hastalıklardan koruyacak, hayatınızı kurtaracak aşılardan bahsediyor, aşı dayatıyorlar.
Nesine inanacaksın bu güruhun?
Nihayet beklenen Medine Bölümleri “Tarihi Rotalar”a yüklendi. Bundan sonra evinizden, oturduğunuz yerden Mekke ve Medine’yi, Hicret Güzergahlarını, Hac Güzergahlarını, İslam Tarihi’nin erken dönemine ait nice Tarihi Mekanı, hatırayı, sanat eserini, bizzat yerinde çektiğimiz videolarla, gerçek koordinatları ile gezebileceksiniz.
İsterseniz de bizzat yerinde, bu program sizi mekan mekan dolaştıracak. Telefonunuza ücretsiz indirin, programın tamamı için abone olun👉 https://t.co/4PhwQ1dzkU
📌Aktivist-Öğretmen Sevinç Bakırcı "Neden Müslüman Türk kadını, gayrimüslim Avrupalı kadından daha çıplak?" suali etrafında düşüncelerini paylaşıyor:
💬"Bu ülkede en tehlikeli sonradan görmüşlük parayla değil, çıplaklıkla alakalı.
💬Açılarak modern olduğuna inandırılan kadın çıplaklığını gösteriyor. Gerçekten senin olan göze sokulmaz!
💬Asırlar boyunca Osmanlı döneminde bu milletin kadınları edebiyle, zarafetiyle, hayâsıyla vardı. Kadını sakınmak devlet için vazife, erkek için şerefti. Cumhuriyetin ilk yıllarıyla yeni bir vitrin kuruldu. Güzellik yarışması yapıldı. Bir Türk kızı rakiplerine bakılmaksızın koşulsuz birinci seçildi."
Koronavirüs sürecinde söylediklerimizin tamamı doğru çıktı.
TV ekranlarına çıkıp "bakın bilimsel çalışma var. Aşıların hamile kadınlarda hiçbir yan etkisi yok" dediler.
Hatta bir Prof. Dr. çıkıp "aşılar ana sütü gibi faydalı" demişti!
Oysa defalarca vurguladık ve dedik ki;
"bu çalışmalar ısmarlama çalışmalar. Gerçek bilimsel çalışmalar sansürleniyor."
İşte Anthony Fauci'nin el konulan telefonundaki yazışmalar, mailler söylediklerimizi net doğruluyor!
Bilim ile aldatanlar utansın!
Utanmakla da kalmasın, yargılansınllar...
���KKTC’DE EMLAK SATIŞLARI KONUSUNDA ÇOK SİNSİ BİR PLAN VAR”
🇹🇷 Cihat Yaycı:
“KKTC’deki emlak ve mülkiyet meselesinde yaşananlara çok dikkat edilmesi gerekiyor.
Rum tarafı, KKTC’deki bazı taşınmaz işlemleri üzerinden tutuklama ve yargılama süreçleri yürütüyor. Güney’e geçen veya üçüncü ülkelere seyahat eden kişilerin bu dosyalar nedeniyle ciddi hukuki risklerle karşı karşıya kalabildiğini görüyoruz.
Peki KKTC’de durum nedir?
Türkiye’den gelip KKTC vatandaşı olmuş insanlar var. KKTC devleti kendi hukuku içerisinde bu insanlara yer tahsis etmiş, tapu vermiş, koçan vermiş.
Tapuyu kim vermiş?
Devlet.
Tahsisatı kim yapmış?
Devlet.
İnsanlar kime güvenmiş?
Devletine.
KKTC’nin hukuk düzeni içerisinde yıllardır arazi ve taşınmaz alım satımları yapılıyor. Evler, oteller, üniversiteler, işletmeler kuruluyor. İnsanlar ellerindeki resmi belgelere ve KKTC’nin hukuk düzenine güvenerek hayatların�� ve yatırımlarını şekillendiriyor.
Şimdi burada Sayın Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’a çok açık bir soru soruyorum:
Siz KKTC’nin Cumhurbaşkanısınız. KKTC devletinin kendi kanunları çerçevesinde düzenlediği tapuların ve koçanların hukuki geçerliliğinin arkasında mısınız, değil misiniz?
Bunu açıkça söyleyin.
Çünkü mesele birkaç ev veya birkaç arsa değildir.
Mesele KKTC devletinin kendi hukukuna sahip çıkıp çıkmayacağıdır.
Devlet vatandaşına tapu vermişse ve vatandaş da devletine güvenerek o taşınmazı edinmişse, bugün o vatandaşa dönüp dolaylı biçimde ‘Senin mülkiyetin zaten sorunluydu’ denilemez.
Bu yaklaşım son derece tehlikeli sonuçlara kapı açabilir.
Özellikle Türkiye’den gelerek KKTC vatandaşı olmuş kardeşlerimiz bu tartışmayı çok dikkatli takip etmelidir.
Çünkü gelecekte kurulabilecek herhangi bir çözüm düzeninde KKTC’nin mevcut tapu ve mülkiyet sisteminin nasıl ele alınacağı, yalnızca ekonomik bir mesele değildir.
İnsanların evi, toprağı, yatırımı, geleceği ve adadaki hukuki statüsü söz konusudur.
Eğer bugün KKTC’nin kendi hukuk düzeninin meşruiyeti tartışmaya açılırsa, yarın ‘Bu tapuları tanımıyoruz’, öbür gün ‘Bu mülkiyetleri tanımıyoruz’ denilmesinin önü açılabilir.
İşte benim ‘çok sinsi bir plan’ derken dikkat çektiğim tehlike budur.
Daha da ileri gidiyorum:
Türkiye’den gelip KKTC vatandaşı olmuş insanların gelecekteki bir çözüm modeli içerisinde mülkiyet haklarının, vatandaşlıklarının ve adada kalma haklarının ne olacağı şimdiden açıkça ortaya konulmalıdır.
Kimse bu insanlara muğlak cümlelerle güvence vermeye kalkmasın.
Sayın Erhürman’a soruyorum:
KKTC’nin verdiği tapuların arkasında mısınız?
Türkiye’den gelip KKTC vatandaşı olmuş insanların mülkiyet haklarının eksiksiz biçimde korunacağını taahhüt ediyor musunuz?
Herhangi bir çözüm halinde bu insanların vatandaşlıklarının ve adada kalma haklarının tartışmaya açılmasına karşı mısınız?
Bunların cevaplarını açıkça verin.
Çünkü insanların bütün hayatları söz konusu.
Ve vatandaş şunu bilmek zorundadır:
Devletimin bana verdiği tapuya, devletimin Cumhurbaşkanı sahip çıkıyor mu, çıkmıyor mu?
Mesele budur.
KKTC kendi hukukuna sahip çıkmazsa, başkasının KKTC hukukuna saygı göstermesini nasıl bekleyeceğiz?”
📺 Yayının tamamını izlemek için 👇
https://t.co/DPEE1ETvTa
🔴 Cihat Yaycı : Türkiye’de “ana dilde eğitim, ana dilde kamu hizmeti” talep edenlere basit bir sorum var:
Türkiye’de “ana dilde eğitim ve ana dilde kamu hizmeti” talep ediyorsanız, neden aynı standardı Irak’ın kuzeyindeki Türk/Türkmenler için de savunmuyorsunuz? Neden Türkmencenin IKBY’nin kamu kurumlarında Kürtçeyle eşit biçimde kullanılmasını istemiyorsunuz?
Kendiniz için “hak” dediğinizi Türkmen’e çok görüyorsanız, mesele gerçekten dil hakkı mıdır; yoksa etnik bir siyaset midir?
Futboldan nefret ederim. Klüp başkanları, futbolcular, yorumcular, federasyonlar vs… hepsi bana çok alçak insanlar olarak gelir.
İspanya’nın kazanması umurumda değildi ama Yahudinin açıktan desteklediği Arjantin’in kaybetmesi önemliydi.
İyi oldu.
Mesela hiçbir zaman PKK’ya, CHP’ye, İrancılara oy vermedim. Onların hep kaybetmesi önemliydi. İyi oldu.
Ekrem ve Haluk gibi hırsız kopiller beni hiç dolandıramadı. Onların işlediği hiçbir suçun ortağı değilim.Hiçbir zanininin fuhuşuna finansör olmadım mesela. Kendi tabanlarını dolandırdı, haram paraları toplayıp hep birlikte birbirilerinin cehennem ateşlerini büyüttüler. İyi oldu.
Hiçbir araştırmacı gazeteci benim paramla içip içip rakı masalarında sızmadı. Kemalistlerin paralarıyla Parislerde-Romalarda meterslerine don aldılar şampanya patlattılar. İyi oldu.
İşeme organlarıyla sahne gösterisi yapan hiçbir şarkıcının apış arasını görmek için konser bileti almadım da satmadım da. Hepsi siz geceleri ve mübarek sabahları onun bunun apış arasında cehennem çukuruna döndürdüler.
İyi oldu. Beter olsunlar. Her geçen gün daha rezil, daha batak, daha alçak durma düşecekler. Toprağa girmeden hayattayken çürümeye başlayan leşler gibi bir hayat sürüyorlar. İyi oldu.
Ne mutlu bana.
Masum bir dünyada yaşamıyoruz.
"Gelecek günler geçen günleri. aratmasın" diyorsanız, bir şeyler yapmanız gerek.
Hayırlı günler. Bugünkü yazım:
Biz onların fişini çekmezsek, onlar bizim fişimizi çekecek!
https://t.co/jz09JDsttV
🇹🇷 Cihat Yaycı:
Demre Belediyesi’nin yaptığı paylaşım kabul edilemez.
Bir belediye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin tanımadığı “ekümenik patrik” unvanını hangi yetkiyle kullanmaktadır?
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî hukukunda Fener Rum Kilisesi nin ekümenik statüsü yoktur. Buna rağmen devletin bir kurumu olan belediyenin bu siyasi iddiayı sahiplenmesi, sadece bir kelime tercihi değildir; Türkiye’nin yıllardır kararlılıkla savunduğu devlet politikasına aykırı bir tutumdur.
Daha vahimi, bunu “Noel Baba Festivali” adı altında yapmalarıdır.
Aziz Nikola’yı, Demre’nin tarihî ve kültürel mirasını tanıtmak başka; Fener Rum Kilisesi’nin uluslararası siyasi emellerine hizmet edecek görüntüler vermek bambaşka bir meseledir.
Fener Rum Kilisesi’nin yıllardır “ekümeniklik” iddiasını kullanarak uluslararası hukukun üzerinde bir statü elde etmeye çalı��tığı bilinmektedir. Bu iddia dinî değil, aynı zamanda siyasi bir projedir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir kurumu, hiçbir belediyesi bu projeye bilinçli ya da bilinçsiz şekilde destek olamaz.
Demre Belediyesi’ne soruyorum:
❓Türkiye Cumhuriyeti’nin tanımadığı “ekümenik” sıfatını neden kullandınız?
❓Bu ifadeyi kullanırken Dışişleri Bakanlığı’nın ve devletin resmî politikasından haberiniz yok muydu?
❓Yoksa Türkiye’nin tutumunu yok saymayı mı tercih ettiniz?
Devlet kurumlarının görevi, Türkiye’nin egemenlik haklarını tartışmalı hâle getirecek çevrelere meşruiyet kazandırmak değil; devletin hukukunu ve millî menfaatlerini korumaktır.
Millî meselelerde gaflet de mazeret değildir, cehalet de.
Türkiye Cumhuriyeti’nin resmî tezlerine aykırı hareket eden herkes, bunun hesabını kanunlar önünde ve Türk milleti vicdanında vermek zorundadır.
@DemreBelediye @AntalyaValilik @ANTALYABB @TC_icisleri @tcbestepe @adalet_bakanlik
OSMAN MÜFTÜOĞLU: “Bir zamanlar insanları margarine yönlendirdiler ve biz doktorlar da maalesef burada bilinçsiz bir şekilde ‘aracı kurum’ gibi insanlara margarin önerdik.”
ARK: Osman Bey, kusura bakmayın, herkesi kendiniz gibi sanmayın. Biz kimseyi margarine yönlendirmedik. Biz tam aksine tereyağını, kuyruk yağını, içyağını, zeytinyağını tavsiye ettik ve etmeye de devam ediyoruz. Biz bilimsel araştırmalara (!) göre yön değiştiren tipler değiliz. Siz olabilirsiniz ama biz aracı kurum değiliz.
Sadece mini etek değil transparan giyecekler , o kadın ve erkek streç pantolonlar, vucudu sararak vucudun şeklini alan kıyafetler, açık göbekler, dövemeler, hangisini sayacaksınız ki. Kıyafetleri ile içlerindekini dışa vuruyorlar. Belki en önce , önce içlerinin temizllenmesi gerekir.