Borsa… Bir ülkenin ekonomik nabzının attığı, şirketlerin büyüme hikâyeleri ile yatırımcıların umut ve beklentilerini buluşturan bu büyük sahne, ne yazık ki bizde uzun süredir sahipsiz bir tiyatro gibi duruyor.
Bir zamanlar borsaya giren yatırımcı, şirketlerin bilançosunu inceler, sektör analizleri yapar, uzun vadeli planlar kurardı. Bugün ise aynı yatırımcı, bir sabah uyandığında neden yükseldiğini anlamadığı hisselerle, ertesi gün neden düştüğünü kimsenin açıklayamadığı grafiklerle karşı karşıya kalıyor. Bu durum sadece bireysel yatırımcıyı değil, sistemin kendisine olan güveni de zedeliyor.
En acı tarafı ise ��u: Borsa artık disiplinli yatırım kültürünün yerini, kısa vadeli spekülasyonlar alıyor. Oysa bir borsa, kumar masası değil; ülkenin üretim gücünün ve şirketlerinin değerinin yansıması olmalıdır.
Denetim mekanizmalarının yetersizliği, şeffaflık konusundaki eksiklikler ve yatırımcıyı koruyacak güçlü bir sistemin hissedilmemesi, bu sahipsizlik duygusunu daha da derinleştiriyor. İnsanlar artık “neden yükseldi?” sorusundan çok “acaba kimin oyunu bu?” diye düşünmeye başlıyor. İşte bu noktada sorun sadece ekonomik değil, aynı zamanda güven sorunu haline geliyor.
Bir ülkenin borsası güçlü olmak zorundadır. Çünkü güçlü bir borsa, güçlü bir ekonominin göstergesidir. Ama bunun için önce sahip çıkılması gerekir. Kuralların net olduğu, denetimin hissedildiği, yatırımcının kendini güvende hissettiği bir yapı şarttır.
Unutulmamalıdır ki; yatırımcı güveni kaybolduğunda, sadece para değil, gelecek de kaybedilir. Ve bir borsa, en çok da güvenle ayakta durur.
Artık bu sahipsizlik hissinin son bulması gerekiyor. Çünkü borsa; kendi haline bırakılacak bir alan değil, aksine titizlikle korunması gereken bir değerdir.
Yukarıdaki konuyu, herkese ses olmak amacıyla kaleme alıp sizlere sunuyorum. Umarım ilgili merciler yatırımcıların sesine kulak verir.
Saygılarımla,