Soruşturma sürecinin öğrenilmesini müteakip yurt dışından gelen bir belediye başkanının hukuka aykırı şekilde tutuklanması, sadece kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali olmayıp aynı zamanda yüzbinlerce yurttaşımızın seçme hakkının gasp edilmesidir.
Çankaya Belediyesi Başkanı Hüseyin Can Güner’in tutuklanması, hukuk devleti ilkesini sistematik olarak aşındıran uygulamalara bir halka daha eklemiş, yargı sistemimizin temel hak ve özgürlükleri korumak yerine sınırlandırmanın aracı haline getirildiği algısını pekiştirmiştir.
Hukuka olan güveni tamamen yok eden bu uygulamaların Anayasa ile güvence altına alınan hukuk devleti ilkesine tamamen aykırı olduğunu, hukuk devletinden uzaklaşılmasının ülkemize verdiği ağır zararı tekrar ve tekrar hatırlatırım.
Nasıl bir dönemden geçtiğimizi ve Ekrem İmamoğlu'na nasıl bir düşman hukuku uygulandığını şöyle anlatayım:
Türkiye'de darbe dönemlerindeki mahkemelerde dahi "senin şu kadar süren var, o sürede kendini savun" gibi bir uygulama olmadı. Abdullah Öcalan bile kendini süre sınırı olmadan savundu.
Anne ve babalar duysun! Ülkemizde 1’000’000 üzerinde hayvancılık işletmesi var ve sadece 1300 civarında Brusella ve Verem olmadığı test edilmiş işletme mevcut. Gıda güvenliği hiç öncelenmiyor. Videonun sonuna doğru bazı ürünlerin fiyatlarına da değiniyorum. İyi seyirler
İstanbul Büyükşehir Belediyesi davasında bugün yaşananlar, ceza yargılamasındaki usuli güvencelerin yok sayıldığı hukuka aykırı uygulamalar olup adil yargılanma hakkının açık ihlalidir.
Sanığın yargılamaya etkin biçimde katılması, müdafilerin savunma görevlerini bağımsız ve özgür biçimde yerine getirmesi, çelişmeli yargı ve silahların eşitliği ilkesinin ön şartıdır.
Ceza yargılamalarında bu usul güvenceleri vazgeçilmez olup, keyfi uygulamalarla esnetilemez ve zayıflatılamaz. İlgili mahkeme savunma hakkını sınırlayan ve adil yargılanma hakkını ihlal eden uygulamalarına hemen son vermeli, duruşma düzenini sağlamaya dönük yetkisini hukuk devleti ilkesiyle uyumlu kullanmalıdır.
Alican Bey,
Ben, Şile Belediyesi’ndeki görevinin henüz 3. ayında belediyeye yapılan operasyona dahil edilerek yalnızca tanık ifadeleriyle tutuklanan ve bir yıldır hakkında iddianame dahi hazırlanmayan, Maltepe Cezaevi’nde tutuklu bulunan Evren Buçan’ın eşiyim.
10 Temmuz’da tam bir yıl olacak. Bu bir yıl boyunca iki kızıma hem annelik hem babalık yapmaya çalışırken, diğer yandan da sırf siyasi hesaplar uğruna yargının araçsallaştırıldığı bir ortamda adalet arıyorum.
Ben de hukukçu değilim. Eşim de siyasetçi değil; şehir plancısıdır. 21 yıl boyunca, hangi yönetim görevde olursa olsun, kamu görevini layıkıyla yerine getirmiştir.
Dün akşam yayını sabırla izledim. Her “arınma” kelimesi geçtiğinde içim cız etti. Madem belediyeleri arındırmak için hukuk komisyonları kurulacak, o zaman iddianamesi bile hazırlanmamış Şile Belediyesi dosyasından başlasınlar. Sayın Kılıçdaroğlu Maltepe Cezaevi’ne gidip eşimi ziyaret etsin ya da gelsin ailemizin yaşadıklarını dinlesin.
İnsanlar sırf itirafçı olmaya zorlandıkları iddiaları altında aylarca cezaevinde tutulurken, aileler perişan olmuşken, dosyalar okunmadan nasıl bu kadar kesin hükümler kurulabiliyor?
İddianamesi yazılmış dosyalar hakkında bile mahkeme kararı olmadan hüküm vermek doğru değilken, bizim dosyamızda bir yıldır iddianame bile yok. Buna rağmen insanlar peşinen suçlu ilan ediliyor.
Benim sormak istediğim çok basit bir soru var: Eğer ortada yeterli delil varsa, bir iddianame neden bir yıldır yazılmıyor? Neden insanlar yargılama başlamadan, kendilerini savunma imkânı bulamadan cezaevinde tutuluyor?
Adaletin en temel şartı, suçluluğu kanıtlanana kadar herkesin masum kabul edilmesidir.
Saygı ve sevgilerimle.
🎉 Congratulations to @fatihdin4en, postdoc in UC Santa Barbara #ECE and the Kavli Institute for Theoretical Physics, on winning the Richard C. DiPrima Prize from the Society for Industrial and Applied Mathematics (SIAM). 🏆
🔗 Read the full story: https://t.co/M8FrsLVdiW
AKP’nin tünel vurgunu dosyası!
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun geçtiğimiz hafta müjdesini verdiği T-26 tünelinin altındaki vurgunu ortaya çıkardık.
Sözleşmesi 11 Temmuz 2006’da imzalanan;
Ankara-İstanbul Demiryolu hattındaki T-26 Tünelinin altyapı işleri, günlük ortalama 80 santimetre ilerlemeyle,
Nihayet 11 Haziran 2026’da bitirildi.
Yani T-26 tünelinin alt yapı işlerinin tamamlanma süresi 20 yıl❗️
Bu gecikme süresi berbat bir dünya rekorudur!
Tam bir kepazelik!
Zira Devlet Demiryolları Teftiş Raporuna göre⬇️
Sözleşme fiyatıyla T-26 tüneli maliyeti: 60 Milyon Dolar
TCDD’nin T-26 tüneli için şirketlere ödediği tutar: 322 Milyon Dolar
Fark 262 Milyon Dolar!
Güncel kurla zarar 12 Milyar Lira!
🔴Cengiz ve IC İçtaş’a ödenen bu astronomik tutarla, 5 adet T-26 tüneli yapmak mümkündü!
🔴6 kilometre değil, 32 kilometre tünel yapmak mümkündü!
Bunun adı, AKP tarzı profesyonel soygundur!
Nasıl hesapladım? ⬇️
Kaynak: TCDD Teftiş Raporu, Sayıştay, TCMB
75 gün haksız, hukuksuz hapsedilen gazeteci Cevap Hakkı’nda konuğum oldu.
İsmail Arı: "Tutuklanmamın perde arkasında başka bir şey var..." I Timur... https://t.co/z7ilIQtfkC @YouTube aracılığıyla
Yirmi dokuz yıllık yargıç ve yirmi yıllık bir sivil yargı aktivisti olarak yargıç ve savcı atamalarına ilişkin 2026 yaz kararnamesi hakkında bir değerlendirme yapmayı zorunluluk olarak görüyorum. Bu kapsamda:
- Teamüllerin değiştirildiğini, mesleğinde başarılı, işinden başka bir uğraşı olmayan, siyasetçiden ve ticaret erbabından uzak duran, meslekte 30 yılını doldurmuş birçok meslektaşın yerlerinin talepleri dışında değiştirildiğini görüyoruz.
- Yönetici yargıç ve savcı atamalarında kıdem, liyakat gibi faktörlerin gün geçtikçe ötelendiğine tanık oluyoruz.
- Büyük kentlerde başsavcı ve yardımcılarının atamalarının kamuoyunda ''yargının siyasallaştığı'' algısına neden olduğu ve özellikle siyasetçiler açısında hukuk güvenliği kaygılarını arttırdığını anlıyoruz.
- Meslekte yükselme açısından liyakat ilkesinin önemsenmemesi bir yana, ''üstada saygı'' ilkesinin ötelendiğini görüyoruz. Bu kapsamda, 65 yaşının dolmasına, dolayısıyla emekliliğine iki ay kalmış bir cumhuriyet savcısının Bölge adliye Cumhuriyet savcılığından alınıp, ilk derece mahkemesine atandığını, yine aynı kıdeme sahip yargıç ve savcıların uzak illere atandıklarını görüyoruz. Bu durum, mesleğine 30 yılını vermiş yargıçların deneyimlerinden yararlanmak yerine onları emekli olmaya zorlamak olarak değerlendiriliyor.
Sonuç olarak; yargıcın yer güvencesinin olmadığı sistemde, yurttaşın da hukuk güvenliği olmaz. Adaletsizlik sırası geldiğinde ''bana bir şey olmaz'' diyeni de vurur. Güvenli yarınlar dilerim.
İstanbul Üniversitesi'nin Ekrem İmamoğlu'nun diplomasının hukuksuzca iptal edildiğinin itirafı niteliğindeki evrağı:
“Diploma iptali hangi belgeye dayanıyor, biz de bilmiyoruz!”
Ne belge var, ne gerekçe! Sadece talimat var!
Bu bir hukuk cinayetidir.
Amaç belli: Halkın Cumhurbaşkanı adayı İmamoğlu’ndan korkuyorlar!
Bugün diploma gider, yarın tapunuz, maaşınız, geleceğiniz!
Bu dava İmamoğlu’nun değil, hepimizin!
Bu ülke sarayın tapulu malı değildir!
Halkın iradesini çiğnetmeyeceğiz!
bu kurdukları vize haydutluğu sistemi yüzünden onbinlerce insan katılması gereken organizasyonlara katılamadı, gitmesi gereken okullara gidemedi, ailelerini, sevdiklerini göremedi. ucunda para olunca yapmayacakları eziyet yok hakkaten.
Trabzon’dan Gümüşhane’ye, Tokat’tan Amasya’ya…
Köy köy, belde belde yaktığımız çoban ateşinin Anadolu’nun dört bir yanında gür bir aleve dönüştüğünü görüyoruz.
Mücadelemizin parolası yürüyüştür.
Pusulası millettir.
Hedefi 86 milyona doğrudur.
Bu yürüyüşü millet başlattı, millet tamamlayacak.
Kendimizi millete emanet ediyoruz.
1- BAM tedbir kararını, gereği yapılmak üzere, YSK’ya göndermeye neden ihtiyaç duydu? YSK, ne dedi? Sonuç ne?
BAM kararının hüküm fıkrasında, aynen, “… genel başkan Özgür Özel’in, Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin, Parti Meclisi Üyelerinin ve Yüksek Disiplin Kurulu Üyelerinin+
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel:
“Önce 3 bakan kefil oldu, sonra Erdoğan çıktı, ‘Madencilerin paraları ödendi’ dedi, o yalan 20 televizyondan birden tüm Türkiye’ye yayıldı.
Ama gerçek şu ki, madenciler hakkını almadı. Herkesi emeğin, emekçinin arkasında durmaya davet ediyorum.”
Şahsıma yönetilen bir soruya cevabımdır:
Siyasi parti organlarının seçimine ilişkin uyuşmazlıklar kural olarak seçim hukuku (298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun) hükümleri çerçevesinde çözüme bağlanır. Şayet bu seçim süreçlerinde bir suç işlenmiş ise, örneğin üyeler adına sahte oy kullanılmış ise, oy kullanan üyelere cebir veya tehdit uygulanmış ise, ortada suç işlenmiş demektir. Bu gibi durumlarda yapılacak soruşturma ve kovuşturma sonucunda mahkûmiyet hükümleri kurulmuş ise ve bu suç olguları yapılan seçimin sonucunu etkileyebilecek mahiyet taşıdığı takdirde, yine seçim hukuku (298 sayılı Kanun) hükümlerine istinaden seçimin yenilenmesine karar verilebilir.
Bu durumların hiçbiri, bir asliye hukuk mahkemesinin görev alanına giren hususlar değildir. Ortada, görevsiz mahkemenin verdiği bir karar mevcuttur. Bu kararla ilgili kanun yollarının bir an önce işletilip sonuçlanmasını sağlamak gerekir.
Bu tweete özel olarak destek olmanızı istiyorum. Çünkü minik kızı babasını çok özledi.
Ekrem İmamoğlu’nun avukatı, meslektaşım, dostum Mehmet Pehlivan tam 345 gündür hukuksuzca cezaevinde tutuklu!
AKP’liler hakkında aynı işlem uygulanmazken; Mehmet Pehlivan kendi ayağıyla gidip ifade vermesine rağmen tutuklanarak cezaevine konuldu.
Yeter artık!
Adalet istiyoruz!
CHP Genel Merkezi'nin ne olduğu ve ne olmadığı konusundaki bazı düşüncelerimdir. Bu suretle Kılıçdaroğlu ekibinin ne olduğu ve ne olmadığı konusunda da fikirlerimi iletmis oluyorum.
Birincisi, eğer arkanızda halk yoksa, CHP Genel Merkezi'ni kontrol etmek zerre anlam ifade etmez.
Her siyasi partinin genel merkezi, Ankara’da bir yerdir. O yerde, seçmen olan vatandaşların kalbinde yer edinilmeye çalışılır. O adresteki merkez teşkilat organları, oy verenlerin iltifatına mazhar olmak isteyen -esas dertleri bu olan- siyasetçilerin parti disiplini içerisinde bunu yapabilmelerini sağlar.
Sadece o adrese ve o organlara egemen olma takıntısıyla "berbat olsun ama benim olsun" siyaseti üretenler, sadece kendi siyasi kariyerlerini, kendi soyadlarını ve itibarlarını yerle bir ederler. Türk siyasi tarihi bunun nice örnekleriyle doludur.
Esas olan, vatandaşın gönlündeki yerdir. Yalandan karanfilciler tutmakla, 23 Nisan çocuğu gibi koltuğa oturup poz vermelerle, üstten üstten dürüstlük söylemleri geliştirmelerle, kimsenin kalbine girilmez. Vatandaşı aptal zannetmek, umursamamak, kazanma hedefi yerine kontrol etme hedefi koymak, daima hezimetle sonuçlanmıştır.
Tek erdemli hareketi kenara çekilmek olabilecek olan ve bir potansiyeli vardıysa bugüne kadar göstermek için defalarca fırsat verilmiş eski yaşlı siyasetçilerin emekli olamama hezeyanlarını konuşarak vakit kaybetmemize yol açanlar, çarşıda, pazarda, sokaklarda, vatandaşla buluşup sohbet ederek kendilerine hangi kararlılıkla nasıl bir not verildiğini rahatlıkla görebilirler. Onlar bunu gizlediklerini zannediyorlar diye, bu gerçekler değişmez.
Ricamızdır…
Görenler görmeyenlere göstersin, duyanlar duymayanlara anlatsın:
Seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel, yarın Cumhuriyetimizin kalbi Ankara’da partililerimizle, halkımızla bayramlaşıyor.
Milletimiz neredeyse biz oradayız.
Makamlarda, taş binalarda değil, milletimizin yanındayız!
Bekliyoruz…
🗓️ 30 Mayıs Cumartesi
🕗 14.00
📍 Babaocağı Ankara İl Başkanlığı Binası / Güvenpark