Sana ulaşabilen insanlar, vallahi senin herkese nasip olmadığını pek anlamıyor. Çünkü insan elinin altındaki şeyin kıymetini kolay kolay bilmiyor. Her gün konuşur, görür, alışır; sanki hep oradaymışsın gibi davranır. Sonra bir gün yollar ayrılır, kapılar kapanır. İşte o zaman dank ediyor. Bir bakıyorlar ki eskisi gibi ulaşamıyorlar sana, iki laf etmek bile mesele olmuş. O gün anlıyorlar senin öyle herkesin girip çıktığı bir durak olmadığını. Değerini yanında otururken değil, uzaktan bakarken görüyorlar. Kısacası dostum, bazı insanlar seni kaybedene kadar kıymetini bilmiyor. Senin ne kadar ulaşılmaz olduğunu da ancak kendileri kalabalığın içindeki sıradan bir “herkes” olunca anlıyorlar.
arkadaslik iliskilerimde her zaman sabir ve anlayis gostermeye calisiyorum ama iyi niyet konusunda supheye dusunce tahammulum bi seferde sak diye bitiyo, o saatten sonra da benim icin artik tekrar sevilemez inner circle’ima alinamaz oluyo
O kadar kendimin farkındayım ki,bana biçilen değer de bana söylenen söz de üzerimde hüküm kuramıyor. Çünkü kim olduğumu başkalarının ölçüleriyle değil, kendi vicdanımın ve tecrübemin aynasında tanıyorum. Beni övgü büyütmüyor, yargı da küçültmüyor. İkisi de yanımdan geçip gidiyor.
şule gürbüz diyor ya, ‘her şeye yaklaşmak, her şeyi bilmek ve herkesle hemhâl olmak zorunda değiliz. bazı şeylerin uzakta ve kendi renginde kalması, hem onlara hem de bize hürmettir.’ çünkü sınır, ruhun zırhıdır. herkesi içeri alan, en çok da kendi içindeki evi talan eder.
Baktığı her şeyde kusur arayan, enerjinizi düşüren, psikolojinizi bozan, canınızı sıkan; ömrünüze törpü, olan herkesi çıkarın hayatınızdan.
Süresi belli olmayan bir hayat için
kimsenin kahrını çekmeye
gerek yok
bilen bilir. ben inandığım ve güvendiğim insanla ölüme bile gidebilecek biriyim. her zorlukta yanında duracak biriyim. bunları bilip hayatımdan çıkmış olan hiç kimse benim kaybım değildir